Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2013/9743 E. 2013/11298 K. 10.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9743
KARAR NO : 2013/11298
KARAR TARİHİ : 10.09.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacılar tarafından, davalılar aleyhine 13.07.2007 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.12.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiş, hükmü davalılardan … ve on bir arkadaşının vekili Av. … temyiz etmiştir.
Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davaları, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda paydaşlar (ortaklar) arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan, iki taraflı, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardır.
Paydaşlığın giderilmesi davasını paydaşlardan biri veya birkaçı diğer paydaşlara karşı açar. Davada bütün paydaşların yer alması zorunludur. Paydaşlardan veya ortaklardan birisinin ölmesi halinde alınacak mirasçılık belgesine göre mirasçılarının davaya katılmaları sağlandıktan sonra işin esasının incelenmesi gerekir.
Somut olaya gelince;
Mahkemece daha önce verilen karar Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 03.05.2007 tarihli ve 2007/3584-5432 sayılı kararında belirtilen “7 parsel sayılı taşınmazda paydaş olan …, …, … ve …’e kayyım tayin edilmiş ise de adı geçen kişilerin bilinmeyen kişilerden olmayıp aksine belirli ve muayyen kişiler olduklarından 3561 Sayılı
Yasa gereğince kayyım tayini usulsüzdür. Bu durumda taraf teşkili sağlanmamıştır. Mahkemece yapılacak iş adı geçen kişilerin adreslerinin usulünce araştırılarak adreslerinin tesbitinin yapılması, adresleri tesbit edilmediği takdirde ilanen tebligat yapılarak taraf teşkilinin sağlanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, savunma hakkı kısıtlanarak yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur” şeklindeki gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulmuş ancak bozma gereği yerine getirilmemiştir.
Buna göre dava dilekçesi ve duruşma gününe ilişkin tebligat paydaşlardan …’a 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35/2. maddesindeki usul çerçevesinde tebligat evrakının bir sureti eski adresindeki kapısına asılmak suretiyle tebliğ edilmek istenilmiş ise de adı geçenin adres kayıt sisteminde adresinin olup olmadığı araştırılmamıştır.
Tebligat Kanunu’nda 6099 Sayılı Yasa ile bir takım değişiklikler yapılmıştır.
19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle Tebligat Kanununun 10. maddesi gereğince; “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması caizdir. (Ek fıkra:11.01.2011 – 6099 S.K./3.mad.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.”
Tebligat Kanununun 21/2. maddesi gereğince; (Ek fıkra:11.01.2011 – 6099 S.K./5.mad) “gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.”
Tebligat Kanununun 35/1. maddesi gereğince; “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.”
Tebligat Kanununun 35/2. maddesi gereğince; “Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.”
Tebligat Kanununun 35/4. maddesi gereğince ise; “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmi kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.”
Açıklanan yasa hükümlerine göre, adres kayıt sisteminde adresleri tespit edilebilen taraflara ve tüzel kişi olmayanlara daha önce usulüne uygun tebligat yapılmadığı halde resmi kayıtlardaki adreslerine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebligat yapılması yerinde değildir. Bu nedenle davalılardan …’a usulüne uygun olarak dava dilekçesi tebliğ edilmeden işin esasının incelenmesi doğru görülmemiştir.
Diğer taraftan bozma ilamında adı geçen paydaşlar … ve …’a ise dava dilekçesi ve gerekçeli karar tebliğ edilmemiştir.
Anılan davalılara dava dilekçesi ve duruşma günü usulüne uygun olarak tebliğ edilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 10.09.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.