Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/536 E. 2013/14239 K. 26.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/536
KARAR NO : 2013/14239
KARAR TARİHİ : 26.09.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Arsa satın almak isteyen katılan, emlakçılık yapan tanık …’ın işyerinde iken sanığın uygun bir arsa satabileceğini söyleyip, katılanı boş bir arsaya götürdüğü, tapu fotokopisi verip, 600,00 TL kapora aldığı, katılanın ricası üzerine tanık …’ın tapu kaydını araştırdığında bahsi geçen yerin ilköğretim okulu olduğunun anlaşıldığı, bunun üzerine sanığın daha değerli bir arsa vermeyi teklif ederek 3000,00 TL daha kapora aldığı, verdiği ikinci tapu fotokopisinin de gerçeği yansıtmadığı, bu arazisinin de başkasına satılmış olduğunun belirlendiği, katılanın uzun süre sanığı arayıp bulduğunda bu kez de eşinin 30.000,00 TL değerindeki arsayı satabileceğini ancak eşini ikna etmek için 3000,00TL daha para ve üstüne aracını vermesi gerektiğini söylediği, parasını kurtarmak isteyen katılanın bu teklifi de kabul ettiği, sanığın ortadan kaybolduktan iki ay sonra aracı geri getirdiği, arsanın devrini yapacaklarını söyleyerek tekrar ortadan kaybolduğu somut olayda dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın, katılandan farklı zamanlarda birden fazla para almak suretiyle işlediği dolandırıcılık suçu bakımından hakkında TCK’nun 43. maddesinde belirtilen zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 100 tam gün olarak tayin edilmesi;
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı Kanunun 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “100 gün” ve “2000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün” ve “100 TL” ibaresi eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 26.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.