Danıştay Kararı 10. Daire 2016/13246 E. 2021/5123 K. 26.10.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2016/13246 E.  ,  2021/5123 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2016/13246
Karar No : 2021/5123

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
2 …
3- …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …

İSTEMİN_KONUSU : …. İdare Mahkemesinin …. tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Davacılar tarafından, … .Bölge Müdürlüğü’nde istatistik memuru olarak görev yapan yakınları …’in, aynı yerde görev yapan başka bir kamu görevlisi tarafından 19/03/2014 tarihinde gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, olay nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak, baba …için 350.000,00 TL. Anne … için 350.000,00 TL ve kardeş … için 100.000,00 TL manevi tazminat ile anne ..için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; davalı kurumda sosyolog olarak görev yaptığı anlaşılan saldırının faili …’in, … Kars Bölge Müdürlüğü’ne … tarihinde gelerek aralarında davacıların yakını …’in de bulunduğu bir çok personele silahlı saldırı fiilinde bulunduğu, 6 personelin bu eylem nedeniyle vefat ettiği ve saldırıyı gerçekleştiren …’in de eylemden sonra silahıyla kendisine ateş etmek suretiyle intihar ettiği, dosya kapsamında bulunan tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde olayın adı geçen … tarafından cinnet hali denebilecek bir ruh haliyle hedef ve amaç gözetilmeksizin gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, olay nedeniyle davalı idareye herhangi bir hizmet kusuru izafe edilmesinin mümkün olmadığı, bu hususun adli ve idari soruşturmalarla tespit edildiği, ayrıca olayın terör eylemleri gibi toplumsal nitelikli bir riske bağlı olarak da gerçekleşmediğinin anlaşılması karşısında, davacıların tazminat taleplerinin hem kusur sorumluluğu ve hem de kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince tazmin edilmesinin mümkün görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, davalı idarenin kamu hizmetlerinin yürütülmesi için seçtiği personelin hizmet gerekleri, genel ahlak ve hukuka uygun şekilde kamu hizmetinin yürütülmesini denetleme ve gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğu, bir kamu görevlisinin görev esnasında icra ettiği hukuka aykırı iş ve eylemlerden dolayı davalı idarenin sorumlu bulunduğu, idarenin personelinin güvenliğini sağlamaya yönelik tedbirleri almamasının hizmet kusuru oluşturacağı, bu durumun dosyada bulunan ve idare tarafından yapılan inceleme ve araştırma sonucunda tanzim edilen raporlarla açıkça ortaya konulduğu ileri sürülerek davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, haksız ve hukuki dayanağı bulunmayan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz isteminin kabulü ile kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli fiziki ve beşeri şartları sağlamakla yükümlü olan davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan, davacıların uğradığı zararın hesaplanması suretiyle bir karar verilmesini teminen İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden; … Müdürlüğü’nde sosyolog olarak görev yapan …’in, 19/03/2014 tarihinde resmi mesainin başlamasıyla görev yerine giderek Kurum binasına ruhsatsız silahıyla giriş yapmak suretiyle binanın ikinci katında bulunan bütün çalışanları rehin aldığı, Bölge Müdürünü silahla vurup öldürdükten sonra rastgele ateş ederek aynı katta görevli, aralarında davacılar yakınının da bulunduğu beş kişiyi daha vurarak öldürdüğü, ardından aynı silahla kendisine ateş etmek suretiyle intihar ettiği, olaydan sonra … Müdürlüğünce yapılan inceleme ve araştırma sonucu düzenlenen … tarihli raporda; olayla ilgili olarak bilgisine başvurulan personelin ifadelerinden, olayın kişisel husumet nedeniyle gerçekleşmediğinin, saldırıyı gerçekleştiren …’in vefat eden kişilere ölüm tehdidinde bulunduğuna dair bilgi ve bulgu olmadığının, sadece Bölge Müdürü ile arasında anket alanında görevlendirilmesinden dolayı bir anlaşmazlık olduğunun, diğer beş personelle aralarında herhangi bir ihtilaf bulunmadığının, söz konusu beş personelin vefat sebebinin yalnızca o anda ikinci katta bulunmaları olduğunun, olay anında ikinci katta bulunup da saldırıdan kurtulan üç görevlinin saklanmaları ve kaçmaları sayesinde silahlı saldırıya maruz kalmadığının anlaşıldığı, öte yandan bir kısım personel ifadelerinde, …’in sağlıklı psikolojik bir yapıya sahip olmadığı ve olay anında da cinnet halinde olduğu yolunda beyanlar yer almış ise de, adı geçen hakkında düzenlenen sağlık raporlarına rağmen idarece şahsın psikolojik durumunun böylesine bir saldırıyı gerçekleştirebilecek boyutta olduğunun öngörülemeyeceği, sonuç olarak incelemeye konu olayın baskıcı ve ayrımcı muamele veya kişisel husumet nedeniyle meydana gelmediği, psikolojik tedavi gören …’in içinde bulunduğu olumsuz psikolojik durumun etkisiyle saldırıyı gerçekleştirdiği kanaatine varıldığı, olayla ilgili olarak Kars Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan Soruşturma No:… sayılı soruşturma dosyasında, … tarihli ve .. sayılı kararla, intihar etmesi sebebiyle şüpheli … hakkında ”kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davacılar yakınının hayatını kaybetmesine neden olan saldırıyı gerçekleştiren …’in … Müdürlüğü’ne sosyolog unvanıyla 17/07/2012 tarihinde atanarak 30/07/2012 tarihinde göreve başladığı, 21/08/2013 tarihinde asaletinin tasdik edildiği, 08/10/2013 tarihinde Kuruma verdiği dilekçeyle etnik kökeninden ötürü Bölge Müdürü tarafından ayrımcı ve baskıcı uygulamalara maruz bırakıldığından bahisle, 06/01/2014 ve 20/01/2014 tarihli dilekçeleri ile de psikolojik sorunları ve sağlık durumu nedenleriyle .. Bölge Müdürlüğü’ne tayin talebinde bulunduğu, … Müdürüne yönelik isnat ve suçlamalarından dolayı düzenlenen … tarihli ve … sayılı İnceleme-Araştırma ve Disiplin Soruşturması Raporunda, isnatlarının iftira niteliğinde olması nedeniyle … hakkında 657 sayılı Kanun’un 25. maddesi uyarınca kamu davası açılması için suç duyurusunda bulunulması, aynı Kanun’un 125. maddesi uyarınca da Kurumun huzur, sükun ve çalışma düzenini bozduğundan bahisle kınama cezası ile cezalandırılması yolunda görüş bildirildiği, söz konusu öneri üzerine yapılan suç duyurusu sonucunda … hakkında iftira suçundan açılan kamu davasında, … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla davanın düşmesine karar verildiği, ayrıca … Müdürlüğü Bölge Disiplin Kurulu’nun …. tarih ve … sayılı kararı ile 22/11/2013-29/11/2013 tarihleri arasında mazeretsiz olarak 8 gün göreve gelmediğinden bahisle “1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması” cezası, 11/03/2014 tarihinde de 657 sayılı Kanun’un 125. maddesi 1. fıkrasının (B) bendinin (l) alt bendinde belirtilen “Kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak” fiili kapsamında disiplin suçu oluşturan eylemi sebebiyle kınama cezası verildiği, öte yandan … hakkında Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen 12/12/2013 tarihli İstirahat Raporunda “karışık anksiyete ve depresif bozukluk” tanısı konulduğu, aynı Hastanece düzenlenen 19/12/2013 tarihli Sağlık Kurulu Raporunda “psikotik özellikli depresif bozukluk” teşhisi ile 6 ay boyunca poliklinik takibinin uygun olduğunun belirtildiği ve 28/02/2014 tarihli İstirahat Raporunda da “psikotik belirtili ağır depresif nöbet” kesin tanısında bulunulduğu görülmektedir.
Davacılar tarafından, saldırı olayını gerçekleştiren …’in tayin talebinin yerine getirilmemesi nedeniyle davalı idare çalışanlarına karşı husumet beslediği ve psikolojik sorunları olduğu, aynı saldırıda ölen … Bölge Müdürünün adı geçen tarafından tehdit edildiği, tüm bunlara rağmen şahsın başka bir yere tayininin yapılmadığı ve Kurum girişine X ray cihazı konulması gibi güvenlik önlemlerinin alınmadığı, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek gerçekleştiğini iddia ettikleri zararlarının tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarının çözümü, maddi olayın tespitini gerekli kıldığından, bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem ve/veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit etmekle yükümlü bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Kamu tüzel kişiliğini haiz olsun olmasın soyut bir örgüt olan idarelerin, ancak organ ve ajanları (personeli) aracılığıyla hizmet sunabilmelerine bağlı olarak, idare hukukunda “hizmet kusuru”, özel hukuktaki kusurun dikkatsizlik, tedbirsizlik, ihmal gibi sübjektif niteliğinden uzaklaşarak nesnelleşen, idare hukukuna has, müstakil, olaylara göre değişebilen anonim bir niteliğe bürünmüştür. Başka bir deyişle, personelin faaliyeti (işlem veya eylemi), kamu hizmeti ve yararı amacıyla yapıldığı için idari hizmet ile tam anlamıyla bütünleşip kaynaştığından, faaliyet sırasında işlenen kusur, artık bireysel ve bağımsız olmaktan çıkmakta ve hizmetin kusurlu işletilmesine neden olan kamu görevlisine değil, adına kamu hizmeti yürütülen idareye izafe olunmaktadır. Bu bakımdan hizmet kusuru, ajanlardan sadır olmakla beraber, onların şahıslarına atıf ve izafe edilemeyen, mal edilemeyen faaliyetler sırasında ortaya çıkmaktadır.
Bu bağlamda, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, davacıların yakınının hayatını kaybetmesine neden olan saldırıyı gerçekleştiren …’in psikolojik rahatsızlığı bulunduğunun, gerek adı geçen şahsın dilekçeleriyle gerekse sağlık raporları ile dava konusu olayın meydana gelmesinden makul bir süre önce (2013 Ekim ayında) davalı idarenin bilgisi dahiline girdiği, ayrıca davalı idarece söz konusu şahıs hakkında mesaiye mazeretsiz devamsızlığı ve Kurumun huzur, sükun ve çalışma düzenini bozduğu gerekçeleriyle disiplin cezaları verildiği, buna rağmen şahsın aktarılan durumu ve amiri olan Bölge Müdürü hakkındaki şikayetleri ile bu nedenlere bağlı olarak Diyarbakır iline atanma talebi gözetilmeksizin aynı yer ve koşullarda çalıştırılmaya devam edildiği, olayın baskıcı ve ayrımcı muamele veya kişisel husumet nedeniyle meydana gelmediği, psikolojik tedavi gören …’in içinde bulunduğu olumsuz psikolojik durumun etkisiyle saldırıyı gerçekleştirdiği hususunun davalı idarece düzenlenen inceleme ve araştırma raporuyla da kabul edildiği açıktır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak çalışma koşullarını fiziki ve beşeri yönden düzenleme, hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu; bunu temin için de eğitim, disiplin, izne ayırma, re’sen emeklilik gibi ilgili tedbirleri alması gerektiği tartışmasızdır.
Nitekim, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun, Devlet memurluğuna alınacaklarda aranacak genel ve özel şartların sayıldığı 48. maddesinde, -53. madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla- görevin devamlı yapılmasına engel olabilecek akıl hastalığı bulunmaması genel koşul kapsamında aranmış; “Memurluğun sona ermesi” başlıklı 98. maddesinde, kişinin memurluğa alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memuriyeti sırasında bu şartlardan herhangi birini kaybetmesi memurluğun sona erme sebepleri arasında düzenlenmiş; hastalık iznini düzenleyen 105. maddesinde ise, memura, aylık ve özlük hakları korunarak, verilecek raporda gösterilecek lüzum üzerine, kanser, verem ve akıl hastalığı gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığı hâlinde onsekiz aya kadar, diğer hastalık hâllerinde ise oniki aya kadar izin verileceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’da ateşli silahların taşınması yetkili merciden ruhsat alınması koşuluna bağlanmış; Kanun’un Ek 1. maddesinde de, ruhsatlı silahla dahi olsa girilebilecek yerler sayma suretiyle belirlenerek sınırlandırılmıştır. Buna göre, silah taşıma ruhsatı olmayan kişilerin bu silahlarla kamu binalarına girmesine engel olunacak sistemin kurulmamasının kanuna aykırılık ve dolayısıyla hizmet kusuru teşkil edeceği açıktır.
Olayda, davalı idarece, istihdam ettiği görevlinin psikolojik rahatsızlığı bulunduğuna dair sağlık raporlarının, gerekirse bu alanda uzman bir hastaneden bilgi istenilerek incelenmesi suretiyle kişinin psikolojik yönden aynı yer ve koşullarda çalışma hayatına devam edip edemeyeceği konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı; daha açık bir anlatımla, …’in mevcut rahatsızlığının, 657 sayılı Kanun’un yukarıda zikredilen maddeleri kapsamında akıl hastalığı ve/veya hastalık izni verilmesini gerektiren nitelik arz edip etmediği, ayrıca müşteki olduğu Bölge Müdürü ile aynı çatı altında görev yapmasının, kamu hizmetinin etkin ve verimli yürütülmesi, güvenlik ve çalışma huzuru açısından olumsuzluk oluşturup oluşturmadığı, bu bağlamda tayin talebinin yerine getirilmesinin belirtilen yönlerden daha uygun olup olmayacağı hususlarında herhangi bir inceleme yapılmadığı gibi, söz konusu psikolojik rahatsızlığına rağmen kamu binasına herhangi bir gözetim, kontrol ve denetim olmaksızın ruhsatsız silahla girebildiği görülmektedir.
Bu durumda, tıbbi belgelerle psikolojik sorunları olduğu belirlenen ve bu sorunları idarenin bilgisi dahilinde olan kamu görevlisinin, güvenliğin sağlanmasını teminen herhangi bir denetim, gözetim ve tedbir alınmayan kamu binasına ruhsatsız silahla girmek suretiyle gerçekleştirdiği saldırı eyleminden dolayı altı personelin vefat etmesi sonucunda ortaya çıkan zararlardan, idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu olduğu sonucuna varılmaktadır.
Nitekim, dava konusu olaydan sonra … Müdürlüğünün, olayın gerçekleştiği kiralık binayı terk ederek, belediye tarafından bilabedel verilen başka bir binaya taşındığı, söz konusu binanın güvenliği için girişinde iki polis memuru görevlendirildiği ve kontrolün sağlanması amacıyla binaya kamera sistemi kurulduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacılar tarafından tazmini talep edilen zararın oluşmasında, davalı idarenin hizmet kusuru bulunmakla tazminat sorumluluğunun da doğduğu anlaşıldığından, davacıların tazminat taleplerinin kabul edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın reddi yolundaki … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesi, 1. fıkrası uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/10/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.