Danıştay Kararı 10. Daire 2017/1907 E. 2021/6068 K. 07.12.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2017/1907 E.  ,  2021/6068 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/1907
Karar No : 2021/6068

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
5- …
6- …
7- …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : …

İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından; murisleri …’ın, içinde bulunduğu minibüsün 09/05/2008 tarihinde Batman ili, Sason ilçesi, Aydınlık köyü, Şahinli-Cılgaz yol ayrımında terör örgütü tarafından yola döşenen mayına çarpması sonucu vefat ettiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararların karşılanması amacıyla yapılan 20/07/2015 tarihli başvurunun cevap verilmeyerek zımnen reddi üzerine davacıların her biri için 500,00 TL maddi, müteveffanın eşi … için 50.000,00 TL manevi ve diğer davacıların her biri için 20.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 3.500,00 TL maddi, 170.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:… İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacılar ile davalı idare arasında 5233 sayılı Kanun uyarınca imzalanan … tarih ve … sayılı sulhname ile davacıların uğradığı zararların tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, taraflar arasında imzalanan sulhnamenin tarafları bağlayıcı nitelik taşıdığı, imzalama aşamasında davacıların iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı, sulhname sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı, dava açılmasını engelleyici nitelikte bulunan sulhname imzalandıktan sonra işbu davanın açılmasına hukuken olanak olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davanın, 5233 sayılı Kanun uyarınca yapılan başvuru üzerine idarece belirlenen miktar üzerinden imzalanan sulhname kapsamında idare tarafından karşılanmayan zarar kalemlerine ilişkin olarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olarak açıldığı, zarara yol açan olayın ise 09/05/2008 tarihinde meydana geldiği, davacılar tarafından, meydana gelen zararın karşılanması amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık süreler geçirildikten sonra 20/07/2015 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun gerekçeli olarak reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, davanın süresinde açıldığı, hak arama hürriyetinin ihlal edildiği, olaya ilişkin Cumhuriyet Savcılığının soruşturma dosyasının halen derdest olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi ile kararın onanması gerektiği savunulmakadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
Dava dosyasının incelenmesinden; Batman ili, Sason ilçesi, Aydınlık köyü, Şahinli-Cılgaz yol ayrımında terör örgütü mensuplarınca yola döşenmiş olan patlayıcı mayın düzeneğine, 09/05/2008 tarihinde yolcu minibüsünün çarpması sonucu meydana gelen patlama neticesinde minibüsün içinde olan davacılar yakını … ile birlikte beş kişinin hayatını kaybettiği, beş kişinin de yaralandığı; davacılar tarafından, uğranılan zararın 5233 sayılı Kanun uyarınca tazmini talebiyle Batman Valiliğine 22/05/2008 tarihinde bizzat, 07/07/2008 tarihinde de vekilleri aracılığı ile başvurulduğu, Batman Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyon Başkanlığı 1 No’lu Zarar Tespit Komisyonunun … tarih ve … sayılı kararı ile 18.726,00 TL zarar tespit edildiği, 25/03/2009 tarihinde taraflar arasında sulhname imzalandığı, 22/07/2010 tarihinde sulhnamede belirtilen miktarın bankaya yatırıldığı, davacıların hepsine ayrı ayrı 01/08/2012 tarihinden itibaren aylık bağlandığı; olayla ilgili olarak Sason Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma neticesinde en son 05/06/2014 tarihinde “yapılan tüm aramalara rağmen şüphelilerin tespit edilemediği, ancak çok sıkı bir şekilde araştırılarak kimliklerinin belirlenmesi, yakalandıkları takdirde mevcutlu olarak savcılığa sevk edilmeleri, aksi halde 30 yıllık zamanaşımı süresince sürekli olarak araştırılmaya devam edilmesi” yönünde Sason İlçe Jandarma Komutanlığı’na hitaben daimi arama kararı verildiği; davacılar tarafından davalı idareye 20/07/2015 tarihinde maddi ve manevi zararlarının ödenmesi için yeni bir müracaat yapıldığı, bu başvuruya 60 gün içerisinde cevap verilmemesi üzerine 04/11/2015 tarihinde bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Ancak 5233 sayılı Kanun, terör olayları nedeniyle uğranılan manevi zararların, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre -süresinde olmak kaydıyla- sosyal risk ilkesine göre tazminini talep etme konusunda engel oluşturmadığı gibi; yine genel hükümlere göre, sosyal risk ilkesi dışında, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebeplerine dayanılarak tam yargı davası açılmasına da hukuki bir engel bulunmamaktadır. Esasen, idarelerin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluğunun saptandığı durumlarda, olay terör eylemi olsa bile uyuşmazlığın 5233 sayılı Kanun kapsamında çözümlenemeyeceğinde duraksama bulunmamaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği öngörülmüş olup; bu sürelerin, kişilerin haklarını ihlal eden eylemlerin, idare ile illiyet bağının kurulduğu, başka bir ifadeyle eylemin idariliğinin öğrenildiği tarihten itibaren başlatılacağı kuşkusuzdur.
Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.
Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
09/05/2008 tarihinde meydana gelen olayda, davacılar yakını ile birlikte hayatını kaybeden … ‘in yakınları tarafından açılan maddi ve manevi tazminat istemli davada, İdare Mahkemesince sosyal risk ilkesi uyarınca idarenin kusursuz sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle verilmiş olan kısmen kabul, kısmen ret kararının, temyiz aşamasında Dairemizin 10/07/2014 tarih ve E:2014/1568, K:2014/4743 sayılı kararı ile “insanların sürekli kullandıkları bir yola mayın döşenmiş ve patlamış olması davalı idarenin sunduğu güvenlik hizmetinin gereği gibi yürütülmediğini gösterdiğinden olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varıldığı, hükmedilen tazminatın hizmet kusuru ilkesi uyarınca ödenmesine karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle kabule ilişkin kısmının gerekçeli olarak onandığı; yine aynı olayda vefat eden … ‘in yakınları tarafından açılan maddi ve manevi tazminat istemli davada da olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılarak karar verildiği görülmektedir.
Bakılan uyuşmazlıkta, Bölge İdare Mahkmesince 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca davanın süresinde olmadığı gerekçesiyle istinaf isteminin reddine karar verilmiş ise de; davacılar yakının hayatını kaybetmesine neden olan olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu yargı kararları ile ortaya konulduğundan 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Bu doğrultuda; davacılar yakınının hayatını kaybetmesine neden olan olayla ilgili olarak Sason Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda sorumlular tespit edilemediğinden ve idareye de herhangi bir kusur atfedilmediğinden, olayın meydana gelmesinde hizmet kusuru bulunduğu yargı kararları ile ortaya konulan davalı idarenin eyleminin idariliğinin, davacılar tarafından gerek idareye yapılan başvuru, gerekse dava açma tarihinde net olarak bilinemediği ve 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesindeki bir ve beş yıllık sürelerin bu anlamda davacılar yönünden işlemeye başladığından söz edilemeyeceği açık olduğundan, 20/07/2015 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun cevap verilmeyerek reddi üzerine 04/11/2015 tarihinde açılan dava süresinde olup; işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle istinaf isteminin reddi yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Nitekim, aynı olay nedeniyle hayatını kaybeden … ‘ın yakınları tarafından açılan davada … İdare Mahkemesince verilen davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki karar Dairemizin 26/11/2018 tarih ve E:2016/15636, K:2018/3650 sayılı kararı ile yukarıda belirtilen gerekçe ile bozulmuş, davalı idarenin karar düzeltme istemi de yine Dairemizin 17/12/2020 tarih ve E:2019/9121, K:2020/6493 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … Dava Dairesine gönderilmesine, 07/12/2021 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.