Danıştay Kararı 10. Daire 2017/3808 E. 2021/5431 K. 10.11.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2017/3808 E.  ,  2021/5431 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/3808
Karar No : 2021/5431

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / …
VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri Yrd. … / Aynı yerde

KARŞI TARAF (DAVACILAR) :1- …
2- …
3- …
4- …
5- …
VEKİLLERİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …’in Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 06/11/2002 tarihinde mesai arkadaşı tarafından kazaen silahla vurulması nedeniyle hayatını kaybettiğinden bahisle uğranılan zararların karşılığı olarak miktar artırımı sonucu 465.845,49 TL maddi, 55.000,00 TL manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; … tarih ve E:…, K:… sayılı davanın reddi yolundaki ısrar kararının bozulmasına dair Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/03/2012 tarih ve E:2010/2740, K:2012/194 sayılı bozma kararına uyularak; polis memuru olan davacılar yakınının görevi sırasında bir başka polis memuru tarafından yanlışlıkla öldürülmesinin genel güvenliğin sağlanmasına ilişkin kamu hizmetini yürüten davalı idarenin görev kusurunu oluşturduğu, davacıların uğradığı maddi ve manevi zararların davalı idarece tazmin edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 465.845,49 TL maddi, 55.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihi olan 27/10/2003 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiz ile birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, somut olayda meydana gelen zararın asayiş ve iç güvenliğin sağlanması esnasında görev sebebiyle meydana gelmediği, hizmet kusurunun bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden; davacılar yakınının, İstanbul ili, …İlçe Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 06/11/2002 tarihinde görevli olduğu sırada iftar yapmak için gittiği lokantada ekip arkadaşı olan diğer polis memuru tarafından silahın yanlışlıkla ateşlenmesi sonucunda hayatını kaybettiği, polis memuru hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan açılan ceza davasında … Asliye Ceza Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile sanık polis memuruna hapis ve adli para cezaları verildiği, davacıların nakdi tazminat istemlerinin Emniyet Genel Müdürlüğü Nakdi Tazminat Komisyonu’nun … tarih ve .. sayılı kararı ile reddedildiği, davacı eşe, çocuğa ve babaya Emekli Sandığı’nca vazife malullüğü, dul ve yetim aylığı bağlandığı, davacılar tarafından maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle yapılan 07/08/2003 tarihli başvurunun reddi üzerine müteveffanın eşi … için 65.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi, kızı … için 20.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi, babası … için 11.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi, annesi … için 12.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi, kardeşi … için 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Öte yandan; 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçelerinin ehliyet yönünden inceleneceği; “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de, 14. maddenin 3. fıkrasının (c) bendin aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
2577 sayılı Kanun’un 31. maddesinde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanacağı haller arasında ehliyet konusuna da yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanun’un 50. maddesinde, medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan kimsenin davada taraf ehliyetine de sahip olduğu; 51. maddesinde ise, dava ehliyetinin, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirleneceği düzenlenmiştir. Gerçek kişilerin kişiliği ve medeni hakları kullanma ehliyeti, Medeni Kanun’un 28. maddesi uyarınca ölüm ile son bulduğundan, ölen kişinin davada taraf olma ehliyeti ortadan kalkar ve dolayısıyla onun temsili de düşünülemez. Objektif dava ehliyeti, bir kimsenin bizzat veya iradesi ile tayin ettiği bir temsilci vasıtasıyla kendi adına bir davayı yürütmesi ve buna ilişkin usul işlemlerini yapmasıdır. Bu bağlamda, dava açılmadan önce vefat eden kimsenin, dava şartı olan objektif dava ehliyetini haiz olmaması nedeniyle bizzat veya temsilen, davada taraf olmasına ve adına hüküm kurulmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Öncelikle; dosyada yer alan Mahkeme kararına ilişkin 30/03/2017 tarihli görüşme tutanağı incelendiğinde, karar sonucunun maddi tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi, manevi tazminat isteminin kabulü yolunda olduğu, buna karşın gerekçeli kararda davanın tamamen kabulüne ilişkin olarak hüküm kurulduğu görülmekte olup, görüşme tutanağında yer alan karar sonucuna aykırı olarak verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Buna ilaveten; Mahkeme tarafından, uyuşmazlıkla ilgili olarak … tarih ve E:…, K:… sayı ile verilen ilk kararda; davacılardan … hakkında dava sırasında vefat ettiği gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar bakımından davanın reddine karar verildiği, Danıştay Onuncu Dairesinin 21/12/2009 tarihli ve E:2007/7992, K:2009/10698 sayılı kararıyla, olayda görev kusurunun bulunduğu gerekçesiyle anılan kararın bozulduğu, Mahkemece ret kararında ısrar edilmesi üzerine İdari Dava Daireleri Kurulunca, olayda görev kusurunun bulunduğu ve davacılardan …’in dava tarihinden önce vefat ettiğinin dikkate alınması gerektiği belirtilerek bozma kararı verildiği, Mahkemece yeniden yapılan yargılamada, destekten yoksun kalmaya ilişkin tazminatın tespit edilebilmesi amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda; davacılardan …’in 344.441,36 TL, …’in 116.159,94 TL, …’in 5.729,66 TL, …’in 514,53 TL olmak üzere davacıların toplam 465.845,49 TL maddi zararının hesaplandığı, davacılar vekilince verilen 22/11/2016 tarihli dilekçe ile maddi tazminat miktarının artırılması üzerine, davacılardan … için istenilen tutar da dahil edilmek suretiyle 55.000,00 TL manevi tazminat talebi ile toplam 521.845,49 TL maddi ve manevi tazminatın dava tarihi olan 27/10/2003 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararında, davacılardan ….’in dava tarihinden önce vefat etmiş olduğunun dikkate alınması gerektiği belirtilmesine rağmen, bilirkişi raporunda anılan davacı için hesaplanan maddi tazminat ile talep edilen manevi tazminat miktarlarının da hükme esas alınarak karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
İdare Mahkemesince, 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ile “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde uyarınca Alime Zeybek yönünden davanın ehliyet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı Kanun’un, tam yargı davalarında, dava dilekçesindeki miktarın artırımına olanak tanıyan 16. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, davanın kabul edilmesi halinde, artırılan tazminat miktarı yönünden faize, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar artırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren hükmedilmelidir.
Bakılan davada, davacılar tarafından, bilirkişi raporu uyarınca, 22/11/2016 tarihinde Mahkeme kaydına giren dilekçe ile maddi tazminat miktarı 358.845,49 TL artırılmış, bu dilekçe davalı idareye 31/01/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla artırılan maddi tazminat miktarı bakımından, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan 31/01/2017 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği açıktır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın kabulüne ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/11/2021 tarihinde miktar artırımı ile artırılan kısmın yasal faiz başlangıç tarihi yönünden oy çokluğu, diğer kısımlar yönünden oy birliği ile karar verildi.

(X)-KARŞI OY :

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, görevli olmayan adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Dava şartı olan ön karar için idareye yapılan başvuruda ihlal edilen hakkın yerine getirilmesinin istenilmesi esas olup, idare ile işin esasında ihtilafa düşüldükten, başka bir ifadeyle idare tazminat istemi karşısında direnmeye (temerrüde) düşürüldükten sonra davacının tazminat miktarını dava açarken serbestçe tayinine hukuki bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Danıştay’ın yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır.
AHİM tarafından, devletin sorumluluğuna ilişkin tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmesi nedeniyle istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 4. fıkrasına 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile, “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” cümlesi; aynı Kanun’un 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak, “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dahil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.” cümlesi eklenmiştir.
Aktarılan düzenlemeyle, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek ve bir defaya mahsus olmak üzere, “süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin” dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarının artırılmasına imkan verilmektedir. Böylelikle, artırılan miktar açısından da dava dilekçesinin verildiği tarihteki hukuksal koşullar geçerli bulunmaktadır.
Yapılan bu açıklamalar karşısında, miktar artırımına ilişkin dilekçenin yeni bir dava niteliğinde olmayıp mevcut davada talep edilen tazminat miktarının ıslah suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, yasal faizin başlangıcının bu miktar yönünden de, idarenin uyuşmazlığın esasında ihtilafa, bir başka anlatımla temerrüde düştüğü tarih olduğu; aksi bir durumun hakkaniyete aykırı olacağı sonucuna varılmaktadır.
Bu itibarla; olayda, davacılara ödenecek maddi tazminatın yasal faiz başlangıcının, miktar artırımına ilişkin dilekçe ile artırılan tazminat miktarı yönünden de, merciine tevdi kararının idareye tebliğ edildiği tarih olduğu, ancak temyize sadece davalı idarenin geldiği görülmekle aleyhe bozma yasağı kapsamında ihtilaf ele alındığında, ödenecek tazminat miktarının tamamı yönünden faizi dava tarihinden (27/10/2003) itibaren başlatan mahkeme kararında bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı, kararın bu kısım yönünden onanması gerektiği oyuyla Daire kararına bu yönden katılmıyorum.