Danıştay Kararı 10. Daire 2018/4832 E. 2021/6999 K. 28.12.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2018/4832 E.  ,  2021/6999 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/4832
Karar No : 2021/6999

KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … / Aynı yerde

KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
5- …
6- … (kendi adına asaleten, çocukları
… ve … adına
velayeten)
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının kısmen onanmasına, kısmen bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 25/01/2018 tarih ve E:2017/2118, K:2018/153 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: … Tekel Tütün Fabrikasında bulunan … Müdürlüğüne ait deponun sorumlusu olan davacılar murisi …’nün, 11/10/2010 tarihinde depoya gelen mobilya malzemelerinin araçtan indirildiği sırada sunta malzemelerin üzerine düşmesi sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlar karşılığı eşi … için 150.000,00 TL (miktar artırımı ile 227.995,58 TL), çocukları … ve …’nün her biri için 125.000,00 TL maddi, her bir davacı için 10.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 400.000,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; Dairemizin 23/10/2015 tarih ve E:2012/7958, K:2015/4554 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle davacılar murisi …’nün, … Müdürlüğünde hizmetli kadrosunda görevli iken depo memuru olarak görevlendirildiği, 11/10/2010 tarihinde saat 8.30 sıralarında sorumlu olduğu Tekel Tütün Fabrikasında bulunan depoya gelen masa üstü olarak kullanılacak sunta malzemelerin araçtan indirildiği sırada malzemelerin yığın halinde üzerine devrilmesi sonucu hayatını kaybettiği, yakınlarının görevinin ifası sırasında depoya gelen malzemelerin kontrolünü yapmaktayken, yürüttüğü kamu hizmetinin neden ve etkisiyle hayatını kaybetmesi sonucu davacıların uğradığı maddi ve manevi zararların kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile yaptırılan bilirkişi raporuna istinaden eş … için 227.995,58 TL, çocuklarından … için 51.328,34 TL, … için 3.577,90 TL olmak üzere toplam 282.901,82 TL maddi tazminatın 204.906,24 TL’si için idareye başvuru tarihinden, 77.995,58 TL’si için miktar arttırım dilekçesinin davalı idarelere tebliğ tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, bu miktarı aşan maddi tazminat istemlerinin reddine ve duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa giderecek ve aynı zamanda zenginleşmeye de sebebiyet vermeyecek düzeyde bir manevi tazminat tutarı takdir edilmesi gerektiği gözetilerek 80.000,00 TL (her bir davacı için 10.000,00 TL) manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Davalının temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, Mahkeme kararının manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminatın kabulüne ilişkin kısmının ise, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamanın hatalı olduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

KARAR_DÜZELTME
TALEP_EDENLERİN_İDDİALARI : I.Davacılar tarafından, ilk derece mahkemesi kararının onanması gerektiği ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir.
II.Davalı idare tarafından, temyiz dilekçelerinde belirtilen hususların dikkate alınmadan karar verildiği belirtilerek idare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : I. Davalı idare tarafından, düzeltilmesi istenen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
II. Davacılar tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacıların karar düzeltme istemlerinin reddi, davalı idarenin karar düzeltme isteminin kabulü ile daha önce verilen Daire kararının kaldırılarak İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. Davacıların Karar Düzeltme İstemleri ile Davalı İdarenin Dairemiz Kararının Manevi Tazminata İlişkin Kısmının Düzeltilmesi İsteminin İncelenmesi:
Danıştay dava daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verilen kararları hakkında, ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmaya devam edilen) 54. maddesinde yazılı nedenlerle kararın düzeltilmesi istenebilir. Kararın düzeltilmesi dilekçesinde öne sürülen hususlar ise, anılan maddede yazılı nedenlerden hiçbirine uymamaktadır.
Bu nedenle, davacıların karar düzeltme istemi ile davalı idarenin Dairemiz kararının manevi tazminata ilişkin kısmının düzeltmesi istemi yerinde görülmemiştir.

II. Davalı İdarenin Dairemiz Kararının Maddi Tazminata Yönelik Kısmının Düzeltilerek Mahkeme Kararının Anılan Kısmının Bozulması İsteminin İncelenmesi:
Davalı idarenin kararın düzeltilmesi dilekçesinde, maddi tazminat yönünden ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmaya devam edilen) 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kısmen kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 25/01/2018 tarih ve E:2017/2118 K:2018/153 sayılı kararının maddi tazminata yönelik kısmı kaldırılarak, bu kısım yönünden uyuşmazlık yeniden incelendi:

MADDİ OLAY:
… Tekel Tütün Fabrikasında bulunan… Müdürlüğüne ait deponun sorumlusu olan davacılar murisi …’nün, 11/10/2010 tarihinde saat 08.30 sularında depoya gelen mobilya malzemelerinin araçtan indirildiği sırada sunta malzemelerin üzerine düşmesi sonucu yaşamını yitirmesinde davalı idarenin kusursuz sorumluluğu bulunduğundan bahisle olay nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle davacılar tarafından 11/11/2010 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Kusursuz (objektif) sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, hukuka uygun olarak yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, istisnai bir risk sonucu oluşan, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazmin etmekle yükümlüdür.
Kusursuz sorumluluğu, “risk ilkesi” (hasar/tehlike/muhatara) ve “kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi” olmak üzere temelde iki başlık altında ele almak mümkündür.
Buna göre risk ilkesi, idarenin hiçbir kusuru olmasa bile, yürüttüğü tehlikeli faaliyetler veya kullandığı tehlikeli araçlar nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlü olmasını ifade etmektedir. İdari faaliyetin bizatihi kendisinin veya faaliyetin yürütülmesinde kullanılan araç ve gereçlerin bünyesinde taşıdığı tehlike nedeniyle hizmeti yürüten kamu görevlilerinin, hizmetten yararlanan kişilerin veya yürütülen hizmetle bağlantısı olmayan üçüncü kişilerin zarara uğraması halinde risk ilkesi uygulama alanı bulmaktadır.
Mesleki risk ise, risk ilkesinin iş kazası ve meslek hastalığı alanındaki tezahürü olup, temelde idarenin, istihdam ettiği kamu görevlisini, görevin içerdiği riskten koruması yükümlülüğüne dayanmaktadır. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevlerini yaparken, görevleri nedeniyle uğramış oldukları zararların da kusursuz sorumluluk (mesleki risk) ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.
Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesinde, “(1) Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. (2) Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.
” hükümlerine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacıların, kamu görevlisi olan yakınları …’nün depoya gelen mobilya malzemelerinin araçtan indirildiği sırada sunta malzemelerin üzerine düşmesi nedeniyle görevini yürütürken vefatı sonucu oluşan, davalı idarenin yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen özel ve olağan dışı zararının, kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmin edilmesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Bu itibarla, İdare Mahkemesinin, davacılardan müteveffanın eşi …, kızı … ve oğlu …nün uğradıkları maddi zararların, kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerektiğine yönelik gerekçesinde hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, İdare Mahkemesince, adı geçen davacıların maddi zararlarının hesaplanması amacıyla dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesinden önce, idarenin sorumlu olduğu destekten yoksun kalma zararlarının tespitinde de uygulanması gereken Borçlar Kanunu’nun yukarıda aktarılan 55. maddesi hükmü de dikkate alınarak, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler yapılıp yapılmadığına, daha açık bir anlatımla, olay nedeniyle davacılara Sosyal Güvenlik Kurumu’nca (SGK) bir aylığın bağlanıp bağlanmadığı ya da yararın sağlanıp sağlanmadığına dair bir araştırma yapılmaksızın dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği; hükme esas alınan 23/12/2016 tarihli bilirkişi raporunda da, davacılar murisinin Ekim/2010 dönemine ait maaş bordrosundan, adı geçene ödenen net maaş tutarının 1.391,64 TL olduğu anlaşıldığından, bu maaş dikkate alınmak suretiyle 65 yaşına kadar murisin çalışacağı kabul edilerek, pasif dönemde ise aktif dönem kazancının %70’i kadar kazanç elde edeceği faraziyesinden hareketle hesaplama yapıldığı, kazancın 2 payını desteğin kendisine ayıracağı, 2 payını eşine ayıracağı, 1’er pay da çocuklarına ayıracağı ve çocukların babalarının desteğinden 18 yaşlarının ikmaline kadar yararlanacağı varsayımından hareketle hesaplama yapıldığı, müteveffanın davacı olmayan anne ve babasına pay ayrılmadığı görülmektedir.
Ayrıca raporda; müteveffanın, eşi …, oğlu … ile kızı … için PMF 1931 hayat tablosu esas alınarak, olay tarihinden bu hayat tablosuna göre belirlenen muhtemel ömür sürelerinin sonuna kadar hesaplama yapıldığı görülmektedir.
Davalı idare tarafından Mahkemeye sunulan 21/02/2017 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, davacıların SGK’dan almış oldukları dul, yetim aylıkları ile davacılara sağlanan diğer yararların hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatından indirilmediği belirtilmesine rağmen, İdare Mahkemesince, bu yönde bir araştırma yapılmaksızın anılan bilirkişi raporu hükme esas alınarak maddi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacıların UYAP sistemi üzerinden yapılan SGK sorgulamasından, davacılardan müteveffanın kızı …’nün 15/10/2010 tarihinden itibaren aylık almaya başladığı anlaşılmakta olup; bağlanan aylığın hangi kanun uyarınca bağlandığı, mahiyetinin ne olduğu, diğer davacılara bağlanan herhangi bir aylığın yahut hesaplanan tazminattan indirilmesi gerekli başkaca bir yararın bulunup bulunmadığı anlaşılamamaktadır.
Belirtilen nedenlerle, Mahkeme kararına dayanak alınan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar, idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin malvarlığında meydana gelen azalma veya elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan zarardır. Kamu görevlisi olan davacılar murisinin meydana gelen kazada yaşamını yitirmesi nedeniyle dul ve yetimleri olan davacılara mahkemece yapılacak araştırma sonucunda vazife malullüğü aylığı bağlandığı tespit edilirse, davacıların destekten yoksun kalma nedeniyle uğradıkları maddi zarar, aşağıda belirtilen ilkeler çerçevesinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hesaplanmalıdır:
Kamu görevlilerine, vazife malûllüğüne sebep olan olaydan dolayı prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak bağlanan vazife malüllüğü aylığının, adi malüllük aylığını aşan, bir başka ifade ile adi malüllük aylığına yapılan zamma ilişkin kısmının, vazife malüllüğüne sebep olan olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu zam, yarar kabul edilip hesaplanan zarardan indirim yapılacak bir kalem değildir. Aksine bir yaklaşım, vazife malûllüğüne sebep olan olaydan dolayı kamu görevlilerine/hak sahiplerine bağlanan vazife malüllüğü aylığının idarenin bir lütfu, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden ise gerçekleşmesi istenilen ve beklenilen bir olay olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Bu sonucun hayatın olağan akışına uygun olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.
Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali kamu görevlisinin aylar itibarıyla aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyle ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali kamu görevlisinin aylar itibarıyla alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malulüğü aylıkları ile destek süreleri dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) hesaplanması gerekmektedir.
Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilerek desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malullüğü aylıkları ile destek süreleri dikkate alınarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) hesaplanması gerekmektedir.
Mahkemece yapılacak olan araştırma neticesinde, davacılara vazife malullüğü adı altında herhangi bir aylık bağlanmadığı anlaşılsa bile Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi uyarınca tazminat hesabına esas alınması gereken bir aylık bağlanmış ise, yukarıda vazife malullüğü için belirtilen hesaplama çerçevesinde tazminatın belirlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, davacılara ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemelerin de Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde ödemelerin rapor tarihi itibarıyla yasal faiz esas alınarak hesaplanacak güncel değerinin hesaplanan net destek zararından indirilmesi gerektiği açıktır. (Bu kapsamda, mevcutsa 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakında Kanun uyarınca nakdi tazminat ile 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu uyarınca tütün ikramiyesi ödemeleri yarar olarak kabul edilmelidir.)
Yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesinde, muhtemel ömür sürelerinin ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekmektedir.
Davacılara ödenecek destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken desteğin kendisi, eşi ve 2 çocuğunun yanı sıra anne ve babasına da pay (anne ve baba için 1’er pay) ayıracağı hususu dikkate alınarak, desteğin vefat tarihinde anne ve babası hayattaysa -davacı sıfatıyla destekten yoksun kalma telepleri olmasa bile- destekten yoksun kalma tazminatı hesabında onların payının da ayrılması ve bu suretle hesaplanan miktarın hükme esas alınması gerekmektedir.
Ayrıca, davacılardan müteveffanın oğlu ve kızının destek süresinin 18 yaşında sona ereceği kabul edilerek hesaplama yapılmış ise de; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının 10 numaralı bendinin (b) alt bendinde, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasında, “18 yaşını, lise ve dengi öğrenim ile işletmelerde meslekî eğitim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış ve evli olmayan çocukları” sayılmış olup; davacı çocuğun babasının kamu görevlisi olduğu, ailesinin sürekli ve düzenli geliri bulunduğu dikkate alınarak yüksek öğrenimi tamamlayacağı 25 yaşının ikmaline kadar destekten istifade edeceği kabul edilmek suretiyle maddi tazminatın hesaplanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bununla birlikte, davacıların temyiz başvurusunun bulunmadığı görüldüğünden, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde Mahkemece yaptırılacak olan hesaplama neticesinde, temyiz isteminde bulunmayan davacılar lehine hükmedilecek olan maddi tazminat tutarının, aleyhe bozma ve hüküm verme yasağı gereği, işbu temyiz incelemesine konu İdare Mahkemesi kararı ile davacılara ödenmesine karar verilen tutarı (282.901,82 TL) aşamayacağı da açıktır.
Diğer taraftan; dava, … Bakanlığını temsilen hukuk müşaviri tarafından takip edildiğinden, işbu bozma kararı üzerine yeniden yapılacak yargılama sonucu davanın kısmen ret ile sonuçlanması halinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından da benimsendiği üzere, 659 sayılı KHK’nın yürürlüğe girmesinden önce açılmış olsa dahi, 659 sayılı KHK’nın yürürlüğünden sonra karar verilecek olması nedeniyle, ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idare lehine vekâlet ücreti takdir edilmesinin zorunlu olduğu, “ilgili mevzuat” ifadesinden de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin anlaşılması gerektiği açık olmakla birlikte, işbu bozma kararı uyarınca İdare Mahkemesi tarafından yeniden yapılacak yargılama sonucu vekalet ücretine yönelik olarak tekrar karar verileceğinden, davalı idarenin vekalet ücretine yönelik temyiz istemi hakkında bu aşamada karar verilmesine gerek görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların karar düzeltme istemleri ile davalı idarenin manevi tazminata ilişkin karar düzeltme isteminin REDDİNE,
2. Davalı idarenin, maddi tazminata ilişkin karar düzeltme istem ile İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmına yönelik temyiz isteminin KABULÜNE,
3. … İdare Mahkemesinin … tarih E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA,
4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 28/12/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.