Danıştay Kararı 10. Daire 2021/6488 E. 2021/6573 K. 21.12.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/6488 E.  ,  2021/6573 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/6488
Karar No : 2021/6573

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri Yrd. …

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : … kendisine asaleten kızı …’a
velayeten
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının; davacılar tarafından vekalet ücreti, davalı idare tarafından esas yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacıların murisi olan polis memuru …’ın, 15/11/2002 tarihinde, İstanbul ili, … İlçe Emniyet Müdürlüğü … Karakolu’nda görev yapmakta iken, nöbet değiştiren mesai arkadaşı iki polis memurunun, tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu birine ait silahın patlamasına yol açmak suretiyle göğsünden vurularak vefat etmesi nedeniyle eşi … için 187.723,52 TL (miktar artırımı ile 257.232,03 TL) ve kızı … İçin 45.864,35 TL (miktar artırımı ile 73.279,52 TL) olmak üzere toplam 330.511,55 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; kamu görevlisi olan davacılar murisinin, idari faaliyet ile uygun nedensellik bağı kurulabilen olay sonucunda yürüttüğü kamu hizmetinin neden ve etkisiyle yaşamını yitirmesi karşısında, yasal mirasçıları olan davacılar tarafından uğranılan özel ve olağandışı zararın, kamu hizmetinden yararlanan topluma pay edilmesi esasına dayalı olan kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmin edilmesi gerektiği, uyuşmazlık konusu olayda, davacıların destekten yoksun kaldıkları tazminat miktarının hesaplanması amacıyla, dava dosyası üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan 20/11/2015 tarihli bilirkişi raporu uyarınca, eşi …’ın 257.232,03 TL, kızı …’ın ise 73.279,52 TL olmak üzere toplam 330.511,55 TL destekten yoksun kaldıklarının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 330.511,55 TL maddi tazminatın daha önce adli yargıda (… Asliye Hukuk Mahkemesi) dava açma tarihi olan 18/04/2003 tarihinden itibaren işletilecek olan yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesine karar verilmişitr.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : I. Davacılar tarafından, dava süreci boyunca vekil ile temsil edilmelerine rağmen lehlerine vekalet ücretine hükmedilmediği, Mahkeme kararının bu yönden hukuka aykırı olduğu belirtilerek İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
II. Davalı idare tarafından, olayda hizmet kusurunun tespiti hususunda Ceza Mahkemesi kararının kesinleşmesi beklenmeden karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğu belirtilerek İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği iddia edilmektedir. sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile kararın düzeltilerek onanması gerektiği savunulmuş; davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların murisi olan polis memuru …’ın, 15/11/2002 tarihinde İstanbul ili, … İlçe Emniyet Müdürlüğü … Karakolu’nda görev yapmakta iken, mesai arkadaşları olan dava dışı polis memurları … ile …’nın saat 16:00 sıralarında nöbet değişimi esnasında polis memuru …’nın diğer polis memuru …’ya ait silaha bakmak isterken tedbirsizlik, dikkatsizlik ve ihmali sonucu silahın …’nın elinde patladığı, bu esnada bank üzerinde oturan …’ın göğsünden yaralanması nedeniyle vefat ettiği, geride kalan yasal mirasçıları tarafından uğradıkları maddi ve manevi zararlara karşılık olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte belirlenecek tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle 18/04/2003 tarihinde adli yargıda açılan davada verilen görevsizlik kararının 19/12/2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine 26/12/2012 tarihinde İdare Mahkemesinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla yerine getirilmesini sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Kusursuz (objektif) sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, hukuka uygun olarak yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, istisnai bir risk sonucu oluşan, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazmin etmekle yükümlüdür.
Kusursuz sorumluluk sebepleri arasında yer alan “risk ilkesi”, idarenin hiçbir kusuru olmasa bile, yürüttüğü tehlikeli faaliyetler veya kullandığı tehlikeli araçlar nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlü olmasını ifade etmektedir.
Mesleki risk ise, risk ilkesinin iş kazası ve meslek hastalığı alanındaki tezahürü olup, temelde idarenin, istihdam ettiği kamu görevlisini, görevin içerdiği riskten koruması yükümlülüğüne dayanmaktadır. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevlerini yaparken, görevleri nedeniyle uğramış oldukları zararların da kusursuz sorumluluk (mesleki risk) ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.
Öte yandan, tazminatın amacı uğranılan gerçek zararın tazmin edilmesini sağlamaktır. Bu nedenle tazminat, zarar görenin zenginleşmesi veya zarar verenin cezalandırılması sonucuna yol açmamalıdır. Dolayısıyla hesaplanacak tazminatın azami miktarı gerçek zarar ile sınırlıdır.
Destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini kaybeden kimseye, diğer bir ifadeyle ölen kimsenin yakınlarına, ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin devamını sağlayacak bir miktar para ödenmesini ifade etmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmeseydi; zarar gören, mal varlığı açısından hangi durumda bulunacak idiyse, o durumun yeniden kurulması olup; zarar, eğer destek ölmeseydi, destekten yoksun kalanın gelecekte faydalanacağı yardımı tespit etmek amacıyla belirlenir. Burada karşılanması gereken gerçek zarar, desteğin davacıya sağlayacağı yardımların toplamıdır.
Diğer taraftan, (Mülga) 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 53. maddesinde, en az (10) yıl fiili hizmet süresini tamamlamış iştirakçilere “adi malullük aylığı”; 55. maddesinde, görevin neden ve etkisiyle yaralanan iştirakçilere 53. maddeye göre hesaplanacak adi malüllük aylıklarına, malullük derecelerine göre %15 ila %60 oranında zam yapılmak suretiyle “vazife malullüğü aylığı” bağlanacağı kuralına yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacıların, polis memuru olan yakınları …’ın görevi sırasında ve görevinin neden ve etkisiyle vefatı sonucu oluşan, davalı idarenin yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen özel ve olağan dışı zararın, kusursuz sorumluluk (mesleki risk) ilkesine göre tazmin edilmesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Bu itibarla, İdare Mahkemesinin, davacıların uğradıkları maddi zararların, kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerektiğine yönelik gerekçesinde hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davacıların destekten yoksun kalma zararlarının hesaplanmasına gelince; dava dosyasının incelenmesinden, davacılara 15/12/2002 tarihinden itibaren 1. derece vazife malullüğü aylığı bağlandığı, bunun haricinde hesaplanan zarardan indirilmesi gerekli herhangi bir yarar kaleminin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesi kararına dayanak alınan bilirkişi raporunda;
1- Desteğin aktif dönemdeki görev aylığının emsaline göre değil, emsalinin maaşının asgari ücretin 2,23 katı olduğu kabulünden yola çıkılarak yıllara göre dönem kazancı belirlenmek suretiyle hesaplandığı,
2- Pasif dönemde desteğin emekli olacağı farz edilen tarihte alacağı emekli maaşı üzerinden hesaplama yapılması yerine asgari ücret üzerinden hesaplama yapıldığı,
3- Vazife malüllüğü kapsamında yapılan ödemeler ile emsal görev aylıkları arasındaki negatif farkın (vazife malüllüğü aylığının emsal görev aylığından düşük olması halinde ortaya çıkacak farkın) zarar olarak kabul edilmesi yerine, vazife malüllüğü ile adi malüllük aylığı arasındaki farkın görev aylığından indirildiği,
4- Kız çocuğu için 22 yaşına kadar hesaplama yapıldığı,
5-Desteğin ve davacıların muhtemel ömürlerinin, ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekirken, PMF 1931 hayat tablosuna göre hesaplandığı,
6- Desteğin anne babasına pay ayrılmadan hesaplama yapıldığı görülmüştür.
Bu itibarla, temyize konu karara dayanak alınan bilirkişi raporunun hesaplama yöntemi bakımından hükme esas alınacak nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacıların hayatını kaybeden yakınları nedeniyle uğradıklarını iddia ettikleri maddi zararları aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanmalıdır.
Kamu görevlilerine, vazife malûllüğüne sebep olan olaydan dolayı prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak bağlanan vazife malüllüğü aylığının, adi malüllük aylığını aşan, bir başka ifade ile adi malüllük aylığına yapılan zamma ilişkin kısmını, vazife malüllüğüne sebep olan olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu zam, yarar kabul edilip hesaplanan zarardan indirim yapılacak bir kalem değildir. Aksine bir yaklaşım, vazife malûllüğüne sebep olan olaydan dolayı kamu görevlilerine/hak sahiplerine bağlanan vazife malüllüğü aylığının idarenin bir lütfu, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden ise gerçekleşmesi istenilen ve beklenilen bir olay olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Bu sonucun hayatın olağan akışına uygun olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.
Aktif dönem; kamu görevlisinin vazife malülü olarak emekliye ayrıldığı tarih ile normal koşullarda emekli olması gerektiği tarih (yasal emeklilik tarihi) arasındaki dönemi; pasif dönem ise, kişinin normal koşullarda emekli olması gerektiği tarih ile TRH2010 tablosuna göre muhtemel ömrünün sonu arasındaki dönemi kapsamaktadır.
Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali polis memurunun aylar itibariyle aldığı görev aylıkları ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali polis memurunun aylar itibariyle alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek vazife malulüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih itibarıyla emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun esas alınması gerekir.
Davacılara ödenecek destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken desteğin kendisine ve desteğin vefat tarihinde hayatta olmaları kaydıyla bakiye ömürlerinin sonuna kadar anne ve babasına da pay ayıracağı hususu dikkate alınmalıdır. Bu paylaşım yapılırken desteğin kendisine 2 pay, eşine 2 pay, çocuklarının her birine 1’er pay, anne ve babasına 1’er pay ayrılarak tazminat miktarının hesaplanması gerekmektedir.
Ayrıca, davacılardan kız çocuğunun destek süresinin 22 yaşında sona ereceği kabul edilerek hesaplama yapılmış ise de; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının 10 numaralı bendinin (b) alt bendinde, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasında, “18 yaşını, lise ve dengi öğrenim ile işletmelerde meslekî eğitim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış ve evli olmayan çocukları” sayılmış olup; davacı çocuğun babasının kamu görevlisi olduğu, ailesinin sürekli ve düzenli geliri bulunduğu dikkate alınarak yüksek öğrenimi tamamlayacağı 25 yaşının ikmaline kadar destekten istifade edeceği kabul edilmek suretiyle maddi tazminatın hesaplanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Buna göre, İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonrası düzenlenecek rapora göre maddi tazminat istemi hakkında yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden, temyize konu kararın maddi tazminatın kabulüne ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, davacının temyiz dilekçesinde davanın esasına ilişkin olarak herhangi bir temyiz sebebine yer verilmediği, davacının temyiz isteminin salt vekalet ücretine yönelik olduğu anlaşıldığından, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde Mahkemece yaptırılacak olan hesaplama neticesinde, davanın esası hakkında temyiz isteminde bulunmayan davacı lehine hükmedilecek olan olan tazminat tutarının, işbu temyiz incelemesine konu İdare Mahkemesi kararı ile davacıya ödenmesine karar verilen tutarı (330.511,55 TL) aşamayacağı da açıktır.
Öte yandan; temyize konu Mahkeme kararı, yukarıda belirtilen gerekçeyle bozulduğundan ve bozma kararı üzerine İdare Mahkemesince yeni bir karar verileceğinden, davacıların lehlerine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği yönündeki iddiasının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kabulüne ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesi, 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/12/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.