Danıştay Kararı 12. Daire 2021/6514 E. 2021/5357 K. 26.10.2021 T.

Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2021/6514 E.  ,  2021/5357 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONİKİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/6514
Karar No : 2021/5357

DAVACI : … (… Sendikası)
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : …

DAVANIN KONUSU : Davacı Sendika tarafından, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü, Yönetim Kurulu Başkan ve üyeliklerine atama yapılmasına ilişkin 14/07/2021 tarih ve 31541 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2021/348 sayılı Cumhurbaşkanlığı atama kararının iptali, bu atamaların dayanağı olan 4 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 536. maddesinde yer alan “Yönetim Kurulu Başkanı Cumhurbaşkanı tarafından atanır.” hükmünün ve 80 nolu Kararnamenin 24. maddesiyle yapılan değişiklikle 3 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki 1 sayılı cetvele eklenen “Yönetim Kurulu Başkan ve üyeleri” satırının Anayasaya aykırı olması nedeniyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu atama işleminin dayanağı olan mevzuat maddelerinin, Anayasa’nın 133. maddesinde düzenlenen, “Devletçe kamu tüzel kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzel kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” hükmüne aykırı olduğu, Anayasa’nın anılan hükmü gereği, kamu tüzel kişiliğine sahip tek radyo televizyon kurumu olan Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’nun tarafsız olması gerektiği, Cumhurbaşkanı tarafından yapılan atamalarla kurumun siyasileştiği, ayrıca atanan kişiler kuruma ve yapısına yabancı olduğundan, bu durumun da kariyer ve liyakat ilkelerine aykırı olduğu belirtilerek, atama işleminin iptali gerektiği ileri sürülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca, ilk incelemeyle görevli Tetkik Hâkimi …’nin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Davacı, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü, Yönetim Kurulu Başkan ve üyeliklerine atama yapılmasına ilişkin 14/07/2021 tarih ve 31541 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2021/348 sayılı Cumhurbaşkanlığı atama kararının iptali, bu atamaların dayanağı olan 4 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 536. maddesinde yer alan “Yönetim Kurulu Başkanı Cumhurbaşkanı tarafından atanır.” hükmünün ve 80 nolu Kararnamenin 24. maddesiyle yapılan değişiklikle 3 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki 1 sayılı cetvele eklenen “Yönetim Kurulu Başkan ve üyeleri” satırının Anayasaya aykırı olması nedeniyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle bakılmakta olan davayı açmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE :
İLGİLİ MEVZUAT
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1/a fıkrasında, idarî davaların idarî işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra, ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddesinin 3/c bendinde dava dilekçesinin ehliyet yönünden de inceleneceği, 15. maddesinin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi hâlinde davanın reddedileceği kurala bağlanmıştır.
Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri “ehliyet” yönünden de incelenmektedir.
İptal davasının subjektif ehliyet şartı olan “menfaat ihlâli”, öğretide ve içtihatta dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat alâkası olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel olması, idarî işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olmasını gerektirmemektedir. Sözü edilen menfaat alâkasının varlığı ve sınırlarının her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmesi gerekmektedir.
Dava konusu işlemin iptali isteminde bulunan davacı, bir kamu görevlileri sendikasıdır.
Anayasa’nın sendika kurma hakkını düzenleyen 51. maddesinde, “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. …
İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir. …” kuralı yer almaktadır.
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun 3(g) maddesinde, sendika, kuma görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanmış; aynı Yasanın 19. maddesinde de, üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını her düzeyde ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak sendikaların görevleri arasında sayılmıştır.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 03/03/2006 günlü, E:2005/1, K:2006/1 sayılı kararında ise, 4688 sayılı Kanun’un 19. maddesinin, sendika ve üst kuruluşlarına, bizzat taraf oldukları hukuki ilişkiler dolayısıyla davacı ve davalı oluş sıfatları ile ortak çıkarların korunması için tanınan davacı olabilme sıfatından başka, hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya bunların mirasçılarını her derecedeki yargı organları önünde temsil etme ve dava açma hakkı tanıdığı, yasa koyucunun değinilen 19. madde ile sendika ve üst kuruluşlarına, diğer tüzel kişiliklere genel hükümler uyarınca tanınan taraf olma ve dava açma ehliyetinin dışındı, üyelerin ve bunların mirasçılarını temsil etme ve ettirme yetkisi ile donattığı, söz konusu maddenin sendikalara ve üst kuruluşlarına tanıdığı yetkinin ehliyet değil temsil bağlamında değerlendirilmesi gerektiği, yasa koyucunun, getirdiği bu düzenleme ile, idare tarafından sendika üyesi kamu görevlisi hakkında tesis edilen bireysel işlemler nedeniyle bu ilişkinin tarafı olmayan sendika ve üst kuruluşuna, üyesinin isteğine bağlı olarak uyuşmazlığın çözümünde taraf olarak kendisini temsil etme yetki ve sorumluluğu verdiği belirtilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME
İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. Nitekim çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda subjektif ehliyet koşulunun, bu durum dikkate alınarak yorumlanması gerektiğine ilişkin Danıştay kararları yerleşik içtihat niteliği kazanmıştır.
İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur.
Anayasa’da, 4688 sayılı Kanun’da, yargı kararlarında ve öğretide belirtilen kuruluş amaçları göz önünde bulundurulduğunda; kamu görevlileri sendikalarının kuruluş amaçlarıyla ilgili konularda dava açabileceklerinde kuşku bulunmamaktadır.
Uyuşmazlıkta, dava konusu işlemin Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’na yapılan Yönetim Kurulu başkan ve üyelerinin ataması olduğu; salt Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’nda örgütlü olmanın menfaat bağı için yeterli olmadığı hususları dikkate alındığında, dava konusu işlem ile davacı … (… Sendikası)’nın menfaat alâkasının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda, dava konusu işlem ile davayı açan davacı sendika arasında yukarıda tanımlanan ve açıklanan şekli ile kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilişkisi olmadığından, dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Kullanılmayan …-TL yürütmenin durdurulması harcının ve artan …-TL posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 26/10/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.