Danıştay Kararı 4. Daire 2017/3359 E. 2021/8113 K. 08.12.2021 T.

Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2017/3359 E.  ,  2021/8113 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2017/3359
Karar No : 2021/8113

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Müdürlüğü/…
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla 2008, 2009, 2011, 2012 yılları muhtelif vergi alacağının tahsili için düzenlenen … tarih ve … , … ile … tarih ve … sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararda; davacının 08/06/2007 – 01/04/2011 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olduğu şirketi temsil ve ilzama yetkisi bulunmadığı, 01/04/2011 tarihinden itibaren yönetim kurulu başkanı ve kanuni temsilcisi olduğu, davacının şirket yönetim kurulu üyesi olduğu ancak şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığı yani, şirket kanuni temsilcisi olmadığı dönemlere ilişkin şirket vergi borçlarından herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı, dolayısıyla şirketin 2011 yılının Nisan döneminden önceki dönemlere ait vergi borçlarının davacıdan kanuni temsilci sıfatıyla takibi amacıyla düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı, bu tarihten sonraki dönemlere ilişkin olarak şirketin bir kısım taşınır ve ihtilaflı taşınmaz malvarlığının bulunduğu şirketin 28/05/2015 tarihi itibarıyla iflasının açıldığı ve iflas tasfiyesinin devam ettiği, şirketin vergi borçlarının iflas tasfiyesi sonucunda şirket malvarlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi halinde şirket kanuni temsilcilerinin sorumluluğuna gidilmesi gerekirken bu durum somut olarak belirlenmeden davacı adına düzenlenen ödeme emirlerin de hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, şirketin başkaca mal varlığı tespit edilemediğinden 08/06/2007 tarihinden 26/12/2012 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi ve 04/04/2011-26/12/2012 tarihleri arasında da yönetim kurulu başkanı olan davacı … adına ödeme emirleri düzenlenmesinde yasalara aykırı bir durum bulunmadığı, aksi yönde verilen kararın bozulması gerektiği ileri sürülmedktedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
Davalı idarenin temyiz dilekçesinde, ödeme emirlerinin 2008 ve 2009 yıllarına ait vergi ve cezalara ilişkin hüküm fıkraları yönünden istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmı için ileri sürdüğü iddialar bozulması istenen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bu kısımlarının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
Davalı idarenin kararın, ödeme emirlerinin 2011 ve 2012 yıllarına ait vergi ve cezalara ilişkin kısımlarına dair temyiz istemine gelince;
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunan 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, Kanunun 58. maddesinde ise, kendilerine ödeme emri tebliğ olunanların, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zaman aşımına uğradığı hakkında itirazda bulunabileceği hükmüne yer verilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yazılı olanlarca bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı kurala bağlanmıştır.
Bu çerçevede, 213 sayılı Kanunun 10. maddesi hükmüne göre kanuni temsilci sıfatıyla ilgili kişilerin takip edilebilmesi için, asıl borçlu şirket nezdinde vergi borcunun usulüne uygun bir biçimde tarh, tahakkuk ve tebliğ safhalarından geçerek kesinleştirilmesi ve amme alacağının vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil imkanının bulunmadığının somut biçimde ortaya konulması, bir başka ifadeyle, asıl borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun ile belirlenen takip ve tahsil yollarının tüketilmesi gerekmektedir.
Olayda, davacının kanuni temsilcisi olduğu şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırmasında; Yozgat İli Merkez İlçesi … Mah. … ada … parselde üzerinde hastane binası olarak kullanılan binanın bulunduğu gayrimenkul üzerinde … A.Ş’nin rehin hakkının mevcut olduğu ve yapılan değerleme sonucu gayrimenkule 12.150.000,00 TL değer takdir edildiği ve satışa çıkarıldığı, satışın 6.086.000,00 TL bedelle rehin alacaklısına ihale edildiği ve tutarın rehin alacağını dahi karşılamadığı, dolayısıyla gayrimenkul satışından vergi borcuna düşen bir miktarın bulunmadığı; şirkete ait … plakalı araç üzerinde 1. sırada haczin mevcut olduğu, aracın günün rayicinde kasko değeri 50.650,00 TL olduğu, bu tutarın şirketin borçlarını karşılayabilmekten çok uzak olduğu görülmektedir.
Bu durumda amme alacağının şirketten tahsil edilemeyeceğinin ortaya konulduğunun anlaşılması karşısında, kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinin davacının şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunduğu dönemlere isabet eden kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, kararın buna ilişkin hüküm fıkrasında isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kısmen kabul, kısmen reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının, ödeme emirlerinin 2008 ve 2009 yıllarına ait vergi ve cezalara ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Anılan Vergi Dava Dairesi kararının 2011 ve 2012 yıllarına ait vergi ve cezalara ilişkin kısmının BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 08/12/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(
X) KARŞI OY :
Davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla 2008, 2009, 2011, 2012 yıllarının muhtelif dönemleri hakkında tanzim edilen … tarih ve … , … takip nolu ödeme emirleri ile … tarih ve … sayılı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, asıl borçlu … Sağlık Hizmetleri Medikal Ürünleri Gıda İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş.’nin 30/05/2011 tarihinde 6183 sayılı Kanunun 48. maddesi uyarınca şirket borçlarının 17/05/2012, 25/07/2012, 24/12/2012, 31/05/2013, 10/06/2013 tarihlerinde taksitlendirilmesini talep ettiği ancak idare tarafından gönderilen bilgi/belgelerin incelenmesinden söz konusu taksitlendirme taleplerinin hangi dönemlere ait olduğuna ilişkin tespitin yapılamadığı, bu sebeple Bölge İdare Mahkemesince öncelikle bu hususun araştırılarak karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz başvurusunun kabulüne, kararın bozulmasına, söz konusu hususun incelenerek bir karar verilmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.