Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2016/58209 E. , 2021/4930 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/58209
Karar No : 2021/4930
DAVACI : … (vasisi …)
DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Savunma hakkının, adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin, kanunilik ilkesinin, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, hakimlerin bağımsızlığı ilkesinin ve hakimlik teminatının ihlal edildiği, hakkında FETÖ ile iltisakına ve irtibatına dair somut delil ortaya konulmadığı, dava konusu kararların gerekçesiz olduğu, hakkında yürütülen ceza soruşturmasının sonucunun beklenmediği, dava konusu kararlarda kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararı ile yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
Dava dilekçesinde, anılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararlarının iptali istenilmiş ise de, dilekçenin içeriğinden istemin, sadece bu kararların davacıya ilişkin kısmına yönelik olduğu anlaşıldığından iptal istemi bu yönden incelendi.
Tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. …”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, …. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. … ” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, …. hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …. hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca …. meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan 23.01.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, “22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile meslekten çıkarılan davacının yeniden inceleme talebi de anılan Kurulun … tarih ve … sayılı kararıyla reddedilmiştir.
667 sayılı KHK’nin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği belirtilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde, “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih, … esas, … karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu, gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte olup, savunma alınmadan meslekten çıkarmanın usul güvencesi sağlayan adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı, yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ile 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukuka ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan CD’lerin incelenmesinden, tanık veya şüpheli olarak ifadeleri alınanların beyanları ve davacı ile ilgili FETÖ/PDY terör örgütü üyelerinin aralarında iletişimi sağlamak amacıyla kullandıkları bylock programına ilişkin yapılan tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Kaldı ki her ne kadar kesinleşmemiş olmakla birlikte davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; suçu sabit görülerek “7 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına” hükmedilmiştir.
Bu durumda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun davaya konu kararlarının davacıyla ilgili kısımlarında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Diğer taraftan söz konusu HSYK Genel Kurulu kararlarının davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında bu kararlar nedeniyle davacının özlük ve parasal haklardan yoksun kaldığından söz edilemeyeceğinden ortada tazmini gereken bir hak bulunmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi ve gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddedilmiş, söz konusu istinaf kararı Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile onanmış ve davacı hakkında verilmiş olan mahkumiyet kararı 24/09/2019 tarihinde kesinleşmiştir.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 29/11/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 30/05/2019 tarihli Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD 26/09/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da Ali adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …… abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit Tutanağı” yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 118783. satırında kaydının olduğunun, tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, tespit edilen ilk tarihin 02/10/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında davacının … nolu GSM hattı ile ByLock uygulamasına tahsis edilen hedef IP’lere farklı tarihlerde erişim sağladığının tespit edildiği görülmüştür.
Davacı tarafından; söz konusu “ByLock Tespit Tutanağı”na karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen “ByLock Tespit Tutanağı”nın incelenmesinden; davacı tarafından … GSM numarasından, … IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanı
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Ö.’ye ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…Birinci mezun görüşmemden 1-2 ay soma tekrar son bir mezun görüşmesine daha katıldım. İkinci mezun görüşmemde yine yapının güven isimli yurdunda oldu. Bu yurtta M.F.K. ile bütünleme sınavlarına hazırlanıyorduk. Bu süreçte mezun görüşmesi için daha önce mezun görüşmesine gelen şahıslardan sadece bir tanesi geldi. Bu şahıs birebir benimle görüştü. Bu görüşmemizde Ankara’daki Erkek Hakim Savcı çalışma evlerinde kalmamın uygun görüldüğünü eğer istersem bu evde kalabileceğimi ve yönlendirileceğimi söyledi. Mezun görüşmesine gelen şahıs bu görüşmenin içeriğinden ve erkek hakim savcı çalışma evlerinden kimseye bahsetmemem gerektiğini tembihledi ve oradan ayrıldım. Beraber mezun görüşmesine gittiğim M.F.K. isimli şahsa da mezun görüşmesinde erkek hakim savcı çalışma evlerine kabul edildiği söylenmiş ancak sonrasında M.F.K. ile yaptığım görüşmede bu teklifi reddettiğini kendisinin avukat olmak istediğini karşı tarafa söylediğini bana anlattı. Ben bu süreçten sonra babamın görev yeri olan Siirt iline gittim. Öncesinde söylediğim üzere tüm bilgilerim mezun görüşmesi yapan şahıslarda vardı. Bilgisayara kaydetmişlerdi. 2011 yılı ekim ayında ben Siirt dindeyken sonrasında anlatacağım üzere SERMURAKIBIMIZ … KOD ADLI … … beni arayarak Ankara’daki erkek hakim savcı çalışma evlerine davet etti. Bende aileme üniversiteden arkadaşlarım ile hakim savcılık sınavlarına hazırlanacağımı söyleyerek evden ayrıldım. Bu süreçte aileme dahi Ankara’da yapının hakim savcı çalışma evlerinden bahsetmemem söylenmişti. Bende bu yüzden hem ablamın Ankara’da ikamet ediyor olması hem de arkadaşlarım ile sınavlara hazırlanacağımı aileme söyledim Bu telefon görüşmemizde SERMURAKIBIMIZ … KOD ADLI … … ile ne zaman nerede buluşacağımızı kararlaştırdık. Bu şahıs ile Ankara Dikimevi metrosunda buluştum ve şahsın hususi otomobiliyle birinci kalacağım Hakim savcı çalışma evine gittim ve bu yolculukta beni arayan ve beni davet eden şahsın olduğunu anladım. Ben 2011 yılı Ekim ayı ile 2011 Aralık ayında adli ve idari yargı sınavına kadar kalacağım 1. Hakim savcı çalışma evim ile ilşili bildiklerimi anlatmak istiyorum: l.HAKÎMSAVCI ÇALIŞMA EVİ 2011 YILI: Birinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evi Balgat Cevizlidere semtinde açık adresini bilmediğim ancak Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığında yürütülmekte olan soruşturma kapsamında yer göstermesini yaptığım hakim savcı çalışma evim idi. Bu evin murakıbı yani sorumlusu … KOD ADLI M.Y. isimli şahıs idi. Murakıbın üzerinde de SERMURAKIB olarak … KOD ADLI … … isimli şahıs bulunuyordu. Murakıplar haftada bir çalışma evimize gelerek dini sohbet eder, Fetullah GÜLEN’in kitaplarım okutup videolarım izlettirirlerdi. Murakıplar genelde kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde ev abisi görevini üstlenen kişi ile muhatap olurdu. Bizim kalmış olduğumuz çalışma evinde ne kadar risale okuduğumuz vs. bilgilerimizin çetelesini biz tutardık ve bu çeteleleri ev abimize verirdik. Ev abisi de bu çeteleleri evin murakıbı olan … KOD ADLI M.Y. isimli şahsa verirdi. Bildiğim kadarıyla murakıplar bir hakim savcı çalışma evinden sorumlu şahıslardır. Ser murakıplar ise 3-4 hakim savcı çalışma evinden sorumlu şahıslardır. Bu çalışma evleri de bölgesel olarak birbirine yakın evlerden seçilmektedir. Bizim evimizin SERMURAKIBI OLAN … KOD ADLI … … eve murakıba nazaran daha seyrek yani ayda 1-2 kere gelirdi. Yine aym şekilde sohbetlerde bulunurdu. Beni birinci kalmış olduğum çalışma evine … KOD ADLI … … götürdü. Ben çalışma evine girdiğimde … KOD ADLI … … ile birebir görüştüm. Bu görüşmemizde bana evin kurallarından bahsetti ve sonrasında bu kuralları hiç kimseye paylaşmamam üzerine Kuranı Kerime el bastırdı. Yemin etme olayında … KOD ADLI … …’ın elinde bir yemin metni vardı. Yemin metninde birebir ne yazıldığım bilmiyorum ancak hatırladığım kadarıyla kısa bir yemin metniydi ve bu evin varlığından bu evde yaşananlardan kimseye bahsetmemem üzerine A4 kâğıdına yazılmış bir yemin metini idi. Bu çalışma evinde farklı üniversitelerin hukuk fakültelerinden mezun daha önce birbirini tanımayan yapıya mensup şahıslar yapı tarafından bir araya getirilmişti. Bu çalışma evlerim bildiğim kadarıyla yapıya mensup olan ve o dönemde hakim adayı olan şahıslara kiralatırlardı. Bu şahıslar kendilerini çalışma evlerini kiralarken avukat olarak tanıtarak kiralarlardı. Bu çalışma evinin elektrik, su, doğalgaz aboneliklerini de genelde çalışma evinde kalan şahıslar alırdı. Özellikle bu hakim savcIı çalışma evlerinin kiralanması hususunda o dönem yapıya mensup hakim savcı adaylarının kiralamasına büyük özen gösteriyorlardı. Bende ileride anlatacağım üzere hakim adayı olduktan sonra yapı adına çalışma evi için kullanılmak üzere ev kiraladığım olmuştur. … Bu dönemde benim kullanmış olduğum numaralar … ve … idi. Bu GSM hatlarımı ben kullanırdım. Bu GSM hatları babam N.Ö. adına kayıtlıdır. Çalışma evlerinde ve sonrasındaki dönemlerde ser murakıbımız olan … KOD ADLI … … isimli sahis ile görüsmüslüğüm olmuştur. Bu görüşmelerimiz gerek izin almak için gerekse evdeki abonelik problemleri ile ilgili görüşmelerimizden kaynaklanmaktadır. SBRMURAKIB … KOD ADLI … … isimli şahsın hangi numarayı kullandığını hatırlamıyorum. Bu şahıs genelde iki tane cep telefonu ile gezerdi. Yine gördüğüm kadarıyla ser murakıbımız olan … KOD ADLI … … kullanmış olduğu telefon biri tuşlu cep telefonu, diğeri ise akıllı cep telefonu idi. Yine bizimle yanmış olduğu görüşmelerde bu cep telefonlarım ayrı odaya koyardı. Bu evde kalanların HERHANGİ BİR KOD ADI yoktu. Biz birbirimize kendi isimlerimiz ile hitap ederdik. Ben birinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde 3-4 ay kadar kaldım. Bu süreçte … KOD ADLI M.Y. çalışma evine deneme kitapçıkları getirirdi. Bu deneme kitapçıklarım evde gerçek bir sınavda olduğu gibi çözerdik Evde bulunan masaları salonda toplayıp her birimiz bir masada başımızda da … KOD ADLI M.Y.’nin bulunmasıyla çözerdik. Bu deneme kitapçıklarının cevaplarım optik forma doldururduk. Optik forma adımızın baş harfi, soyadımızın baş harfi ve yanma da ser murakıbımızın kod ismi olan “…” adını yazardık. Murakıbımız olan … KOD ADLI M.Y. bu optik formları ser murakıbımız olan … KOD ADLI … … a verirdi. Sonrasında ser murakıbımız bu optik formları okutup tekrardan … KOD ADLI M.Y.’ye verirdi ve murakıbımız eve geldiğinde kimin kaç puan aldığım ve sıralamamamızı bize söylerdi. Bu sınav neticesi üst sıralarda olanlara kaçıncı olduğunu söylüyorlardı. Ancak daha alt sıralarda olanlara kaçıncı oldukları söylenmiyordu. Bunun sebebi de yine tedbir amaçlı bu hakim savcı çalışma evlerinde kalan kaç kişi olduğunun bilinmesinin önlenmesi için olduğunu düşünüyorum. Yine bu deneme sınavlarında başarılı olan kişilere gömlek, kravat hediye edildiğini biliyorum. … Ben birinci hakim savcı çalışma evinden 2011 yılındaki Aralık ayındaki adli yargı sınavından sonra babamın yanma Siirte gittim. Yaklaşık 2 ay sonra … KOD ADLI … … beni tekrar cep telefonumdan arayarak Ankara’ya gelmemi ve tekrardan ders çalışmaya başlamamı söyleyerek 2. Kez kalacağım hakim savcı çalışma evine davet etti. Benim kalacağım 2. Hakim savcı çalışma evi Dikmen semti İlker caddesinde idi. Ben bu evi de Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında göstermiştim. Ben ilk olarak 1.Çalışma evim olan Ankara’mı Balgat semtindeki eve geçtim. Ben eve geçtiğimde evde kimse yoktu. Daha sonra telefon ile SERMURAKIBIMIZ OLAN … KOD ADLI … …’ı aradım. Oda bana kendisinin eve geleceğini ve beklemem gerektiğini söyledi.Bende birkaç gün bu evde tek başıma kaldım. Sonrasında SERMURAKIBIMIZ OLAN … KOD ADLI … … eve geldi. Beraberce Cevizlidere caddesine çıktık. Bu esnada taşınmak için eşyalarımda yanımdaydı. Cevizlidere caddesi üzerinde beklerken 2.Hakim savcı çalışma evinde beraber kalacağım şahıslardan M.Ş. ben alarak eve götürdü. 2.HAKİMSA VE ÇALIŞMA EVİ 2012 YILI; İkinci hakim savcı çalışma evimin murakıbı yine … KOD ADLI M.Y. idi. SERMURAKIBI İSE … KOD ADLI M.K. isimli şahıs idi. O dönem ser murakıbımız … KOD ADLI … … hakim olarak atandığından dolayı ser murakıbımız değişti. Ben bu evde 2012 Mart ayından 2013 Temmuz ayma kadar kaldım. Yine bu süre zarfında ser murakıbımız … KOD ADLI M.K.’ da hakim olarak atandığı için KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM M.E.K. isimli şahıs sermurakıb olarak gelmişti. Yani bu dönemde 3 ser murakıbımız oldu. Bu evde yine birinci kalmış olduğum 1. Hakim savcı çalışma evimin kuralları geçerliydi. … Yapı adına kiralamış olduğum çalışma evi ile alakalı bu süreçte öğrendimki. Yapı tarafından kiralanacak olan bu çalışma evleri etrafında emniyet ve kamu kurulularından uzak bir yerde olması, apartmanda ikamet eden şahısların aile olmaması yani apartmanda komşuluk ilişkilerinin güçlü olmaması isteniyordu. Kiralacak olan çalışma evinin bulunduğu apartmanda kalacak şahısları rahatsız edecek kimselerin olup olmadığı soruluyordu. Yine çalışma evlerinin 3+1, 4+1 şeklinde geniş en az 4-5 şahsın kalabilecek kapasitede olması isteniyordu. Yine … KOD ADLI … … isimli sermurakıbımız ile bir sohbetim esnasında aklıma gelen hususu da eklemek istiyorum. Sermurakıbım bana hitaben bu evlerin yapı içerisinde çok farklı olduğunu hatta bu çalışma evlerinin yapının yatak odası olduğunu bu yüzden çok mahrem bir yapılanma olduğundan bahsetmişti. … … KOD ADLI … …: Bu şahıs hatırladığım radarıyla Rizelidir. Bu şahıs o dönemde idari yargı hakimiydi. Bu şahıs kalmış olduğum birinci hakim Savcı çalışma evinin sermurakıbı idi. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte, 26/01/2018 tarihli teşhis tutanağında, ifade sahibi tarafından davacının net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Aynı şahsa, 22/08/2017 tarihinde Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca yaptırılan teşhis işlemi ve neticesinde düzenlenen fotoğraftan teşhis tutanağı; “Bu şahıs ifademde … … (Kod adı: …) olarak ismini verdiğim ve soyadını hatırlamadığım şahıstır. Ben Ankara İline Savcılık ve hakimlik sınavı ile ilgili gittiğim dönem olan 2011 yılı içerisinde beni metro durağından alarak Ankara Balğat semtindeki FETÖ/PDY ye ait olan çalışma evine götürerek yerleştiren şahıstır. Bu şahıs ta yine SERMURAKIP yani terör örgütü içerisinde Baş sorumlu olarak bizden sorumlu idi. Yukarıda (3) ile numaralandırılan ve fotoğrafından teşhis ettiğim M.Y. isimli şahıs örgüt içerisindeki hiyerarşik yapıda bu şahsın altında yer alıyordu. Bu şahısta örgütün tüm faaliyetlerinin yapılması ile ilgili gerekli denetimleri yapar ve verilen emirlerin mutlak yapılması ile ilgili tenkitlerde bulunurdu. Örgüt içerisinde bu şahsın üstünde kimin olduğunu bilmiyorum. … … (Kod Adı: …) isimli şahsı fotoğrafından net bir şekilde teşhis ettim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; “bu şahısla Demet metrosunda buluştuk taksi ile dikmende bir eve (çalışma evi) gittik. Bu evde E.S. ile ben bir odada, K. isminde bir abi tek bir odada, G.D.’la H. isimli soy ismini hatırlamadığım kişi bir odada, M.Ş. tek bir odada kalırdı. …Yine bu eve geldiğimiz ilk günlerde uzun boylu Karadeniz şivesiyle konuşan bir abi de ziyarete gelirdi -Rizeli olabilir- bu şahısla Danıştay koridorlarında ve mescidinde birkaç kez karşılaştım -selam vermezdi- nerede görev yaptığını bilmiyorum, Görsem tanırım…” şeklinde beyanda bulunduğu, yine aynı şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/12/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağında ise; “daha önce ifademde belirttiğim M.E.K.’un yanında ismini … olarak bildiğim kişinin M.Y. olduğu, yine ifademde bu eve gelen esmer, kısa boylu olarak belirttiğim kişinin M.K. olduğunu, Karadeniz şivesiyle konuştuğunu belirttiğim kişinin de … … olduğunu, yine önceki ifademde Danıştay E blok 7. katta bulunan odamda çalışırken İ.E. ile yanında tanımadığım üst dönemlerden ve onunla aynı dairede görev yaptığını bildiğim kişinin 11. Dairede görev yaptığını ve isminin B.Z. olduğunu tespit ettim.” şeklinde beyanda bulunduğu ve davacıyı tespit ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.İ.B isimli şahsın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Ordu Hazırlık Bürosunun … tarih ve … soruşturma sayılı yazılarıyla tutuklanma talebiyle sevk edildiği … Sulh Ceza Hakimliğinin … numaralı sorgusu kapsamında şüpheli sıfatıyla 26/12/2016 tarihinde alınan ifadesine ilişkin ifade sorgu zaptında; “…Ben Hâkimlik sınavına Ankara ilinde bu örgüte ait kişilerin kurduğu evde kalarak hazırlandım. Evin finansmanını evde kalanlar sağlıyordu ancak eşyalar örgüt tarafından kurulmuştu. Sınava hazırlandığım ev Dikmen semtinde Dikmen vadisine yakın bir yerdeydi. Apartmanın ikinci katındaydı. Karşı daire ev sahibimizdi. Bu evde F.B., T.B., E. isimli soyadını hatırlamadığım kişi ve ben kalıyorduk. F., T. ve ben Hâkimlik sınavlarını kazandık ancak E. isimli şahıs sınavı o dönemde kazanamamıştı. Ev dışında M. ve … isimli şahıslar gelip bizimle zaman z aman ilgileniyorlardı. … idari yargı, M. ise Adli Yargı da Hâkim adayı idiler. M. ve … isimli şahısların soy isimlerini hatırlamadığım gibi bunlar KOD isimleri olabilir. Ancak fotoğraflar gösterilirse bu kişileri tanırım. Genelde … isimli şahıs sınavlara yönelik çeşitli hazırlık materyalleri getiriyordu. Bunlar daha çok Soru Bankası tarzındaydı. Ancak bu getirdikleri kaynaklar dışarıda herkesin ulaşabileceği kaynaklar değildi. Kendi hazırladıkları kaynaklardı. Benim kaldığım dönemde bize verilen bu çalışma kaynaklarından sınavda soru çıkmamıştır. Hatta ben girdiğim idari hâkimlik sınavım kazanamadım, Adli yargı sınavından da 77 puan aldım. Bu sınava hazırlık evinde yaklaşık 4 ay kaldım. Sınavdan sonra oradan ayrılarak kendi evime gittim…” şeklinde beyanda bulunduğu, aynı şahsın, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/03/2019 tarihli tanık ifade tutanağında ise; “…Beyanımda … olarak ismi geçen şahıs … …’dır. Fotoğrafından kendisini teşhis ettim. Kendisi idari yargı hakimi idi. Kesin olarak teşhis ettim, ifadelerim de geçen … isimli şahıs bu şahıstır, dedi…” şeklinde beyanda bulunduğu ve davacıyı teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.’ye ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/12/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…İKİNCİ KALMIŞ OLDUĞUM ERKEK HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ İLE İLGİLİ BİLDİKLERİM: Ben 2011 yılı adli yargı sınavı sonrasında Konya ilinde yapılan 3-4 günlük etkinlik sonrası memleketim Rize’ye döndüm. Rize’de iken 2011 yılı adli yargı sınavını kazanamadığımı öğrendim. Bu süre zarfında üzerinden uzun zaman geçmişti Ben memleketimde iken aranacağımı ve tekrardan Ankara ilindeki erkek hakim savcı çalışma evine davel edildim. Memleketimde iken KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM ancak memleketlim olması vesilesiyle İSMİNİ … … olarak bildiğim şahıs tekrardan beni arayarak Ankara ilindeki erkek hakim savcı çalışma evlerine tekrardan davet etti. Bende bu daveti üzerine 2. Kez kalacağım Ankara ilindeki bakim sava çalışma evine gittim. KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ … … OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS memleketlim olmasından dolayı güvenebildiğim bir kişiydi. Bu yüzden tekrardan hakim savcı çalışma evinden kalmaktan rahatsızlık duymadım. Ben Ankara ilinde ikinci kalacağım 2. Hakim savcı çalışma evinin açık adresini bilmiyorum. Ancak Çankaya ilçesinde bir apartman dairesi idi. 2. Hakim savcı çalışma evimin sorumlusu yani murakıbı KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ … … OLARAK BİİLDİĞİM ŞAHIS idi. Bu şahsın haricinde başkaca KOD ADINI VE İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM bir şahıs vardı. Bu ikisi arasında kimin sorumlu yada kimin daha îist sorumlu olduğu hakkında bir bilgim yoktur. Ben ikinci hakim savcı çalışma evinde iken KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİMİ … … OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS ile memleketlim olması dolayısıyla muhabbet ederdim, KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ … … OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS bana evdeyken ismiyle hitap etmememi kod adım söylememi İstedi. Ancak ben … … olarak bildiğim şahsın kod adını hatırlamıyorum. Bu evde birinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evindeki tüm kurallar geçerliydi. İkinci kalmış olduğum ev birinci çalışma evine güre daha sosyal bir evdi. Beni yine bu evde iken dışarı ya çıkmamız gerektiği zamanlarda KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ … … OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS tan izin alırdık. Ben bu şahsı tanıdığım için daha rahatlıkla izia alabiliyordum ve arayabiliyordum. KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ … … OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS ın kullanmış olduğu GSM hat numarasını bilmiyorum. Benim ikinci kalmış olduğum çalışmaevin de tenimle beraber kalan şahıslar A., F., … isimli şahıslarla birlikte kaldım. Yine bu eve 2012 idari yargı sınavına yakın bir tarihte İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM bir şahıs daha geldi. Bu evde de cep telefonu kullanmak yasaktı. Evde bulunan şahıslar ara ara gizli gizli cep telefonu kullanıyorlardı. Aileleri ile iletişime genellikle aakesörlü telefonla irtibata geçiyorlardı. Bu evde de yine birinci hakim savcı çalışma evindeki gibi DİAMOND ve ELMAS isimli soru bankaları vardı. İçerikleri de aynı şekilde idi. KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ … … OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS yada KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM DİĞER SORUMLU ŞAHIS tarafından deneme kitapçıkları getirilip çözerdik. Yine aynı şekilde sınava yakın dönemde de çalışmayı sıkılaştırıp deneme kitapçıklarını optik forma çözdürüp sonrasında kaç puan aldığımızı sorumlular bize söylerlerdi. … 9-KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM … … İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soyadını bilmiyorum. Rizeli olduğunu memleketlim olmasından dolayı biliyorum. Bu şahıs o dönemde idari hakim idi. Benim kalmış olduğum 2. Hakim savcı çalışma evinin sorumlusu idi. Kod adı kullandığını biliyorum. Ancak ismen tanıdığım için kod adını hatırlamıyorum. Görsem teşhis ederim…”
Aynı şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…Bana göstermiş olduğunuz … …’ı ismen tanırım. Bu şahsın kod adını hatırlamıyorum. Bu şahıs 2. Hakim savcı çalışma evinde, benim kalmış olduğum evin murakıplığını yapıyordu. Bu şahıs benim arkadaşımdı. Bu şahıs ile ben telefonla irtibata geçmişliği vardır. Ancak onun hattının numarasını ve kimin adına olduğunu bilmiyorum…”
Bununla birlikte, 27/12/2017 tarihli teşhis tutanağında, ifade sahibi tarafından davacının net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.A.’ya ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…Ben memleketimde iken bir erkek şahıs beni o dönem kullanmış olduğum … nolu GSM hatlımdan aradı. Bana Ankara ilinde Hakim Savcılık sınavlarına hazırlık için evlerin olduğunu, bizi oraya yerleştireceklerini ve güzel bir çalışma ile hakim savcılık sınavını kazanabileceğimizi söyledi ve beni bu evlerde kalmam hususunda davet etti. Bende beni arayan bu şahsa ne zaman geleceğimi sordum. Beni arayan şahısta geleceğim tarihi söyledi ve bu şekilde Ankara iline hakim savcı çalışma evinde kalmak üzere gittim. Beni arayan şahsın aramış olduğu numarayı hatırlamıyorum. Beni arayarak Hakim Savcı çalışma evini davet eden şahsın sonrasında … KOD ADLI şahıs olduğunu bu şahıs ile buluşmamızda kendisini … olarak tanıtması neticesinde ve bu süreçte yapıya mensup şahısların kod adı kullanmasından dolayı anladım. Bu şahıs buluşmamızda bana İdari Hakim olduğunu söylemişti. … KOD ADLİ şahıs ile sözleştiğimiz tarihte Ankaramall alışveriş merkezinde buluştuk. … KOD ADLI şahsın yanında İSMİNİ BİLMEDİĞİM ve bir kere görmüş olduğum bir şahıs daha vardı. Üçümüz birlikte kalacağım Dikmen ilçesinde açık adresini bilmediğim gitsem bulamayacağım Hakim Savcı çalışma evine gittim. Ben bu hakim savcı çalışma evine gittiğimde tek başımaydım. … KOD ADLI şahıs bana beni getirmiş olduğu hakim savcı çalışma evine başkaca şahıslarında geleceğini söyledi ve beni bu eve bırakarak ayrıldı. … KOD ADLI şahıs beni bırakmış olduğu Hakim Savcı çalışma evi ile alakalı bu evin kurallarından bahsetmedi. Başkaca şahıslarında geleceğinde bu evin kurallarından bahsedeceğini söyledi. Ben hakim savcı çalışma evinde tek basıma iken evi dolaştım. Bu evin kaç odalı olduğunu hatırlamıyorum. Salonu geniş bir evdi. Ben salona girdiğimde salon dağınıktı. Salonun ortasında 2- 3 koli vardı. Kolilerin ağzı acıktı üzerinde yakılacak ve imha edilecek diye yazıyordu. Bende salonda bulunan kolilere baktığımda içerisinde herhangi bir yayın evine ait olmayan soru kitapları gördüm. Bu soru kitapların dışı beyaz kaplıydı. Dış kabında herhangi bir ibare yoktu. Bir kaç soru bankasını elime alıp incelediğimde çalışılmış ve karalama yapılmış kitaplardı. Yine bu evde bayan eşyaları vardı bende tüm bu yaşananlardan bu evin öncesinde Bayan hakim savcı çalışma evi olarak kullanıldığım anladım. Benim gitmiş olduğum bu hakim savcı çalışma evine gelecek olan diğer şahısların kim olduğunu bilmiyorum. Ben … KOD ADLI şahsın beni götürdüğü bu evde yukarıda anlattığım manzara ile karşılaştığımda aynın günün gecesinde kendi kendime mukayese ettim ve bu hakim savcı çalışma evinde kalmamın doğru olmayacağım hak yiyebileceğimi düşündüm. Ertesi gün kullanmış olduğum ve adıma kayıtlı olan … nolu hattımdan … KOD ADLI şahsın kullanmış olduğu numarayı aradım. … KOD ADLI şahsın numarasını beni Ankara’ya davet ettiği zamanda telefonuma kaydetmiştim. … KOD ADLI şahsı aradığımda kendisine işlerimin olduğunu, ailemin yanına Çayırhan’a gideceğimi söyledim. … KOD ADLI şahısta gitmemi istemedi ancak ısrar etmem üzerine 2 günlüğüne git dedi. Bende bunun üzerine Çayırhan’a ailemin yanma gittim. Öncesinde aileme yapının Ankara’da hakim savcı çalışma evleri olduğundan ve beni de davet ettiklerinden bahsetmiştim. Ancak 2 günlük geri gelmemde aileme Ankara da bulunan Hakim savcı çalışma evlerinde kalmayacağımı eşyalarımı alıp geri döneceğimi söyledim. Ailemde bana gitsen kazanabilirsin bizin yanımızda yeterince çalışabilecek misin? dedi. Bende bu evlerde kalmak istemediğimi ısrarla söyledim ve ailemde sen bilirsin dedi. Bende Çayırhan’da arkadaşım olan M.A. isimli şahıs ile Ankara’ ya tekrar gittim. … KOD ADLI şahıs tekrar aradım ve kendisine hakim savcı çalışma evinde kalmayacağımı sınava evimde hazırlanacağımı söyledim. … KOD ADLI şahıs bana nerede olduğumu sondu bende kendisine Ankamall’m önünde olduğumu söyledim ve beklememi geleceğini söyledi. Sonrasında … KOD ADLI şahıs ile buluştum. Bana neden evden ayrılmak istediğimi sordu. Bende kendisine kalmak istemediğimi ailemin yanında sınava hazırlanacağımı söyledim. … KOD ADLI şahıs ayrılmamam konusunda ısrar etti. Gitmez isem hakim savcılık sınavını kazanacaksın, evde güzel bir çalışma ortamı olacak dedi. Bu ısrar üzerine bana bu evde zannetmeyin ki size smav sorularını veriyoruz dedi. Bunu da kesin bir şekilde sınavı kazanacağımı dile getirdiği için açıklama gereği duyduğunu düşünüyorum. Sonrasında kalmayacağım hususunda ikna ettim. Bu konuşmaları yaparken yanımda arkadaşım M.A.’ da vardı. … KOD ADLI şahıs evden ayrılmama ikna oldu ancak 1 gece kalmış olduğum Hakim Savcı çalışma evine yalnız basıma gitmemi ve eşyalarımı almamı, evin adresini kimseye söylemememi istedi. Bende tek basıma 1 gece kalmış olduğum Hakim Savcı çalışma evine gittim. Evde kimse yoktu. Anahtar ile kapıyı açarak sonrasında eşyalarımı alıp anahtarı içeride bırakıp çıktığımı hatırlıyorum. Sonrasında bu şekilde evden ayrıldım. Bu çalışma evine başkaca şahısların gelip gelmediğini bilmiyorum. Ben sonrasında Çayırhan’a ailemin yanma döndüm. … KOD ADLI şahıs beni sonraki süreçte de arayarak yine bu evlerin varlığından kimseye bahsetmememi eğer tekrar istersem hakim savcı çalışma evlerine gelmem konusunda yardımcı olabileceğini söyledi. Sonraki süreçte de hiçbir şekilde bağlantım olmadı. Ben anlattığım üzere Ankara’ da bulunan hakim savcı çalışma evlerine davet edildim ve sonrasında da tek başıma bir gece kaldım. … 20-… KOD ADLI ŞAHIS; Bu şahsın nereli olduğunu, ismini soy ismini bilmiyorum. Bu şahıs beni Ankara’da bulunan hakim savcı çalışma evine davet eden sonrasında beni karşılayan ve bu çalışma evine götüren şahıstır. Yapıdaki pozisyonunu bilmiyorum. Bu şahıs bana ismini … olarak söylemişti. Yapıda görevi olan şahısların kod adı kullanabileceğini tahmin ettiğim için bu şahsında … kod adı kullandığını anladım. Bu şahıs 2011 yılında İdari hakim olduğunu söylemişti. Eğer ki ben Hakim Savcı çalışma evinde kalsaydım bu şahıs benim kalacağım evin sorumlusu olacaktı. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 20/01/2018 tarihli teşhis tutanağında, ifade sahibi tarafından … KOD ADLI ŞAHIS olarak belirttiği şahsın davacı … … olarak net ve kesin bir şekilde teşhis edildiği görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.Ö.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…Ben 2012 yılında eşimle beraber Ankara’da Danıştay tetkik hakimi olarak görev yapmaya başladık. Bu süreçten sonra eşimin grubu ile benim grubumun görüşmesi ayrı oldu. Benim grubumda sorumlu kişi Danıştay Genel Sekreterlikte hakim olarak çalışan Y.K. isimli şahıs olmuştu. Benim grubumdan sorumlu kişi 15 temmuza kadar Y.K. isimli şahıs olmuştur. Ancak HSYK seçimlerinden sonra grup toplantıları azalmaya başladı ve biz bahaneler üreterek gitmemeye başladık. Benim grubumda ilk başlarda E.K., Y.Ç., S.D. vardı. Sonrasında bu gruba C. İSİMLİ şahıs (emniyet ifadem sonrasında teşhis işlemlerini yapmıştım) dahil olmuştu ve benim bulunduğum grupta bunlar dışında başka kimse yoktu. Ayrıca ben yapıdan kopmaya başladıktan sonra Y.K.’nın sorumlu olduğu gruba … … İSİMLİ şahıs ve E.Y.’nin de dahil olduğunu, C. İSİMLİ şahıs, … … İSİMLİ şahıs ve E.Y.’nin bir grup olduğunu hatırlıyorum. Ancak bu şahısları 2015 yılından sonra grupta yer aldıklarını biliyorum. Ben bu dönemlerde çok sık gidip gelmediğimden bu grubun ayrıntısını bilmiyorum. Bana sorduğunuz şekilde T1-T2-T3-T4-T5-A1-A2 gibi grupları konusunda bilgi sahibi değilim, zaten eşimden duyduğum kadarıyla ve evimize geldiğinden dolayı Y.Ş. İSİMLİ şahsın da bu grubun bayanları ile de yani eşlerimiz ile de ilgilendiğini biliyorum, dedi…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 27/03/2018 tarihli teşhis tutanağında, ifade sahibi tarafından … … olarak belirttiği şahsın davacı … … olarak net ve kesin bir şekilde teşhis edildiği görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.H.’ye ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…KARİYER GÖRÜŞMESİ… Bu görüşmede bana üniversiteden mezun olup diplomamı aldıktan sonra hakim savcı çalışma evlerine davet edilmem için benimle irtibata geçileceğini söyleyip görüşmelerimizi sonlandırdık. Ben üniversiteden 22 Eylül 2011 yılında mezun oldum. Mezun olduktan sonra memleketime döndüm. Ben ailemin yanında iken Ekim ayı içerisinde o dönemde kullanmış olduğum … ve … nolu GSM hatlarından bir tanesini cep telefonu numarası olarak hatırladığım bir numaradan kendisini … kod ismi ile tanıtan şahıs beni arayarak bana Kıbrıs’tan sana selam var Ankara’da seninle görüşmemiz lazım şeklinde söyledi. Bende bu telefon görüşmesinden yaklaşık 2-3 gün sonra kendi imkanlarımla Ankara AŞTİ otogarına gittim. Beni otogardan … kod isimli şahıs karşıladı. Birlikte ticari taksi ile Balgat semtinde bulunan Cevizlidere caddesi üzerinde bulunan bir apartmanın 4. Katında bulunan bir daireye götürdü ve beni eve bıraktıktan sonra kendisi ayrıldı. … … kod isimli şahsın bir üst sorumlu olduğu şahısta beni bu eve getiren … kod adlı şahıstı bunu da … kod adlı şahsın bana hitaben sizin evden ben sorumluyum benimde yardımcım … kod adlı şahıs olarak söylemesi üzerine biliyorum. Eve gittiğimde bana her hangi birisi gelip evin kurallarını ayrıntılı olarak anlatmadı. Ancak diğer şahıslara anlatıldığını daha sonradan öğrendim. Bu hakim savcı çalışma evinin sorumlusuna murakıb, bunun bir üst sorumlusuna da sermurakıb denildiğini ben o dönemde bilmiyordum. Sadece ev sorumlusu olarak biliyordum. Ben kariyer görüşmesinde bana bahsedilen hakim savcı çalışma evinin kurallarına ben çok riayet etmiyordum. Çünkü o dönemde evli olmam sebebiyle hem cep telefonuyla eşimle görüşüyor, hem de yammda götürmüş olduğum Leptop ile görüntülü internet üzerinden görüşüyordum. İnterneti de kendime ait olan Vın aracılığıyla sağlıyordum. Bu durumdan ev sorumlusu olan … kod adlı şahsın ve bir üst sorumlumuz … kod adlı şahsın haberi de vardı. Ben kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde iken memleketime eşimin yanma gideceğim zamanlarda o dönemde kendi kullanmış olduğum babamın adına kayıtlı olan … ve … nolu GSM hatlarından birisiyle, hakim savcı çalışma evinin bir üst sorumlusu … kod adlı şahsı numarasını hatırlamadığım GSM numarasını farklı zamanlarda defaten aradığımı hatırlıyorum. … kod adlı şahsın numarasını da beni hakim savcı çalışma evine davet için aradığı zamanda kaydettiğimden biliyorum. Kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde evde kurulu vaziyette sabit hat yoktu. Evde kalan şahıslar cep telefonu kullanmıyorlardı. Sadece ben kullanıyordum. Diğer şahıslar ise aileleriyle evin civarında bulunan ankesörlü telefonla irtibat sağlıyorlardı. Benim kullanmış olduğum cep telefonunu da … kod adlı şahıs sınavlara 1-2 hafta kala kullanmamam ve kapalı tutmam için benden rica etti. Bende bunun üzerine smav zamanına kadar telefonumu kapattım. Ben kaldım hakim savcı çalışma evinde 2011 yılı kasım ayında yapılan idari yargı ve aralık ayında yapılan adli yargı smavlanna bu evde kalmak suretiyle girdim. İdari yargı sınavından 58 puan, adli yargı sınavından da 67 puan alarak sınavlardan başarısız oldum. Bu sınavlardan önce ev sorumlusu veya ev sorumlusunun bir üstü tarafından tarafıma her hangi bir soru verme olayı gerçekleşmedi. Diğer birlikte kaldığım şahıslara da soru verildiyse de şahit olmadım. 2011 yılı aralık ayındaki adli yargı sınavından sonra evden aynlarak memleketime döndüm. Memlekete gittikten bir ay sonra smav sonuçları açıklandı. Ben sınavlardan başarısız olmuştum. Bunun üzerine … kod adlı şahıs kullanmış olduğum cep telefonundan beni tekrar GSM hattından aradı, sınavı kazanamadığımı ve üzülmemem gerektiğini sınava tekrar hazırlanabileceğimi belirterek beni tekrar Ankara iline davet etti. Bu görüşmeden yaklaşık iki gün sonra kendi imkanlarımla Ankara iline gittim. Ben kendi imkanlarımla daha önce kaldığımı belirtiğim hakim savcı çalışma evine gittim. Benim yammda bu evin anahtarı mevcuttu bu evde ben … kod adlı şahısla bire bir görüştüm. Bu evde benim haricimde kimse yoktu. … kod adlı şahısla görüşmemizde evli olduğumu artık hakim şavcı mesleğini düşünmediğimi kendisine söyledim. Ancak … kod isimli şahıs benim kalmam yönünde, bana ısrarda bulundu. Ancak ben bu ısrara rağmen kabul etmedim ve memleketime döndüm. Bu evden ayrılırken ilk evde birlikte kaldığımı bahsettiğim H.Ö. isimli şahsın eve geldiğim hatırlıyorum. Ben evden ayrıldıktan sonra memleketime döndüm ve başkaca yapıya ait hakim savcı çalışma evlerinde kalmadım. … kod adlı şahıs bu dönemden sonra beni birkaç kez aradı ancak bu aramalar hal hatır sormak amaçlıydı. … … kod adlı şahıs: Bu şahsın Gaziantepli yada Kilisli olduğunu hatırlıyorum ancak emin degilim. Bu şahıs o dönemde idari yargı hakim adayıydı. Beni hakim savcı çalışma evine davet eden ve otogardan alıp hakim savcı çalışma evine götüren ve aynı zamanda kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin biyist sorumluluğunu yapan şahıstır. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 10/01/2018 tarihli teşhis tutanağında, ifade sahibi tarafından … KOD ADLI ŞAHIS olarak belirttiği şahsın davacı … … olarak net ve kesin bir şekilde teşhis edildiği görülmektedir.
Aynı şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “Bana sormuş olduğunuz … … isimli şahsı çalışma evine gittiğimde tanıdım. Bu şahıs … kod adını kullanıyordu. Bu şahsın altında … kod adlı şahıs vardı. … kod adlı şahsın da adını teşhis sırasında M.Y. olarak tanıdım. Ben çalışma evinde kaldığım dönemde babamın adına kayıtlı olan … numaralı hattı kullanıyordum. Bana sormuş olduğunuz … … ile o dönemde ben görüştüm, ancak … … hangi numarayı kullanıyordu hatırlamıyorum. İkinci bir hat kullandığı konusunda görmediğim için bir şey diyemem. Ancak bu şahısla benim zaman zaman görüşmem olmuştur. Hatta o dönemde çalışma evlerinde bilgisayar ve telefon kullanmak yasaktı. Ancak evli olduğum için ben evde telefon kullanıyordum. Son dönemde benden telefonu kullanmamamı istemeleri üzerine ben de telefonu kapatmıştım. Telefonumun kapalı olduğu dönemde de ailem ve eşimle ankesörden irtibata geçmiştim. Ben davetiniz üzerine kendiliğimden geldim. Benim bu aşamada ekleyecek bir hususum yoktur, dedi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.E.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama-ek ifade tutanağı; “…İdari yargı mülakatını kazanarak 2011 yılında Ankara İdari Yargı Hakim Adayı olarak mesleğe adım attım ve ben 7. Dönem idari yargıdan M.A. ve O.B. ile Balgat Cevizliderede bulunan bir evde birlikte oturmaya başladık, Bizi buluşturan ve tanıştıran kişinin ismini hatırlamıyorum zira kendisi bizim meslekten değildi ancak kendisi bu yapıdandı. Ayrıca aileler Ankara da olması sebebiyle bizim yanımızda kalmayan ancak bizim ev grubuna dahil olan şahıslar vardı. Bunlar U.D. ve C.Y.idi. Bunlar bizim toplantılarımıza mutad olarak katılırlardı ve birlikte hareket ederdik.Bizim evle irtibatlı olan diğer ev ise Ceyhun Atuf Kansu caddesinde bulunurdu ve bu evde E.K., S.K., … …, A.K., K.B. yaşamaktaydı. Biz bu evle ortak sohbetler ve yemekler yapıyorduk…”
Davacı tarafından; tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bununla birlikte, davacının, hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11/08/7016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; “…Ortaokulu ve liseyi de Rize Özel Kopuzlar Anadolu Lisesinde okudum. … Soruşturmaya konu örgüt ile herhangi bir bağlantım yoktur. Ancak lise ve ortaokuldaki 7 yıllık eğitim ve öğretim döneminde örgütün okulu olarak bilinen Rize Özel Kopuzlar Anadolu Lisesinde okudum. Ortaokul yıllarında bu okulun Cemaat tabir edilen örgütün okulu olduğunu bilmiyordum. Lisede örgütün okulu olduğunu öğrenmiştim. O tarihlerde yasa dışı herhangi bir faaliyet görmedim. Okulda seçkin, yani çalışkan başarılı öğrenciler vardı. Okulun eğitimide iyiydi. Ayrıca eğitimin tam burslu olmasıda benim devam etmemin en önemli sebeplerinden birisidir. Ders dışı herhangi bir faaliyette yoktu. Her okulda olduğu gibi sportif ve sosyal faaliyetler vardı. O dönemde cemaate ait yurtlar olduğunu biliyordum. Okuldan bazı şahıslar yurtlarınada giderlerdi. Ben hiç yurtlarına gitmedim. Oraya gidenlerin video izlediklerini, kitap okuduklarını duymuştum. Ancak içeriklerini bilmiyorum. Ben sosyal olarak aktif bir öğrenciydim. Beni kısıtlayacak herhangi bir faaliyete katılmadım. Dolayısıyla bu tip toplantı faaliyetlerine katılmadım. Lise 2 ve 3 sınıfta sınıf arkadaşlarımdan bazıları yurtlara gidip toplanma, maç gibi, eğlenme gibi faaliyetler için beni davet ediyorlardı, ancak ben kabul etmiyordum. Daha sonra bu talepleri reddedince beni çağırmamaya başladılar. Bu arkdaşlarımdan herhangi birisini hatırlayamıyorum ve yasa dışı faaliyetlerini de duymadım… üniversite giriş sınavına hazırlık döneminde Fem Dershanesine gittim. Bunun dışında herhangi bir imkanından yararlanmadım. Dershaneye tam burslu gitmedim. Ancak ödediğim rakamı hatırlayamıyorum. Rize’de üniversite giriş sınavına hazırlık hizmeti veren dershane sayısı o zaman çok azdı ve Fem Dershanesi çok başarılıydı. Bu sebeple tercih ettim…” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgütün içinde üst düzey konumda bulunduğuna, sohbet adı verilen örgüt toplantılarına ve yemeklerine katıldığına, “…” kod adını kullandığına, örgütün hakimlik-savcılık sınavı çalışma evlerinde sorumlu/murakıp/sermurakıp olarak görev aldığına, bu evlere öğrenci topladığına, bu öğrencileri karşılayarak örgüt evlerine yerleştirdiğine, örgütün hakimlik-savcılık sınavı çalışma evlerindeki öğrencilerin çalışmalarını takip ettiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile üniversiteye hazırlık döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, ortaokul ve lise döneminde örgüte müzahir okulda okuduğuna ve diğer hususlara yönelik kendi beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının, FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 28/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.