Danıştay Kararı 5. Daire 2017/3409 E. 2021/4514 K. 14.12.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/3409 E.  ,  2021/4514 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/3409
Karar No : 2021/4514

DAVACI : …vasisi …

DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU :Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Hakkında FETÖ örgüt üyeliğine dair somut hiç bir delil olmadığı halde usulüne uygun bir soruşturma yapılmaksızın mesleğinden ihracına karar verildiği, ihraç kararına savcılık soruşturma dosyasının dayanak alınmasının hukuka aykırı olduğu, hakim ve savcıların ceza takip, soruşturma ve kovuşturmalarında esas alınacak düzenlemenin 2802 sayılı Yasa olduğu, savunma hakkının, çekişmeli yargılama ilkesinin, silahların eşitliği ilkesinin, ölçülülük ilkesinin, etkili başvuru hakkının, cezaların şahsiliği ilkesinin, ifade özgürlüğü ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NÜN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ:Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nca verilen … tarih ve … sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Yapılan incelemede, davacının bakılan davaya konu edilen istemlerinden bir kısmını içeren bir dilekçe ile daha önce açılmış ve Danıştay 5. Dairesi’nin E:2017/4214 sayılı dosyasında kayıtlı davasının bulunduğu tespit edilmiş olup, bu durumda bahse konu davaya konu edilen taleplerinin sonradan açılmış olan bu dava kapsamında yeniden incelenip incelenemeyeceği hususunun usul hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda “derdestlik” müessesesi düzenlenmemekle birlikte, anılan Kanun’un 31.maddesinin dolaylı olarak göndermede bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması” dava şartları arasında sayılmıştır.
Davacının her iki davaya ilişkin istemlerinin birlikte değerlendirilmesinden, ilgilinin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun bakılan davaya konu edilen … tarih ve … sayılı kararının iptali yönündeki istemini daha önce açmış olduğu davaya da konu ettiği sonucuna ulaşılmış olup, bu durumda davacının belirtilen isteminin anılan usul hükümleri gereğince derdestlik nedeniyle bu dava kapsamında yeniden incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Davacının, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararına yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali yönündeki istemine gelince ;
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası’na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası’nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası’nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa’nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa’nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi’ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına yönelik olarak verilen karara karşı başvurulan yeniden inceleme talebinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası’nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin Genel Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nitekim, davacı hakkında … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın, … tarih ve … sayılı kararın iptali istemine yönelik kısmının derdestlik nedeniyle incelenmeksizin reddine ; diğer istemlerine ilişkin kısmının reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmüştür.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
Davacı tarafından bakılmakta olan bu dava dosyası ile Dairemizin E:2017/4214 sayılı esasında kayıtlı bulunan dava dosyasının tarafları ve konusu aynı olduğundan bahisle birleştirilmesi talebinde bulunulmuş ise de 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda davaların birleştirilmesine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi anılan Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde uygulanmak üzere sayma yoluyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunulan 31. maddesinde de davaların birleştirilmesi usulüne yer verilmediği görüldüğünden bu istem yerinde görülmemiştir.

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 9 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan mahkumiyet kararının Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idarenin dosyaya sunduğu 23/03/2021 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinin davacı vasisine tebliğ edilmesi gerektiği sonucuna varılmış, 13/09/2021 tarihli ara kararımızla bu ek beyan dilekçesi ve ekleri ile ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için davacı vasisine otuz gün süre verilmesine karar verilmiştir.

Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
… Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait … Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı …kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında da belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun, yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı belirtilmiştir.
ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği, Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından … Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da …adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait …Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait …Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. … bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait … Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock CBS Sorgu Sonucu” ile “ByLock Tespit Tutanağı” yer almaktadır.
Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 14/02/2020 tarihli ek beyan dilekçesi ekinde dava dosyasına sunulan ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunun incelenmesinden; söz konusu sorgu sonucunda davacının adı ve kızlık soyadının yer aldığı, davacının ByLock kullandığı tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, ilk tespit tarihinin 29/11/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin … satırında kaydının olduğu, davacının tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, tespit edilen ilk tarihin 29/11/2014 olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında; ” Gaziantep Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün … tarih ve … sayılı cevabi yazısı ekinde bulunan rapora göre; T.C Kimlik Numarası ile yapılan sorgulama neticesinde sanık …’ın … numaralı gsm hattı ve … imei numaralı telefonu ile ilk olarak 29/11/2014 tarihinde BYLOCK programını kullandığı tespit edilmiştir. Bylock programının kullanıldığı tespit edilen … numaralı hattın sanık … adına kayıtlı olması, bu numaranın sanık … tarafından …’a iletişim numarası olarak verilmesi (Vakıfbank Genel Müdürlüğü’nün … Tarih ve … Sayılı cevabi yazısı), sanık …’ın …Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan 14/10/2016 tarihli ifadesinde bylock tespiti yapılan numarayı iletişim numarası olarak vermesi ve sanık …’ın ikametinde yapılan aramada bylock tespiti yapılan … numaralı gsm hattının ele geçirilmesi birlikte değerlendirildiğinde bylock programının kullanıldığı tespit edilen gsm hattının sanık … tarafından aktif olarak kullanıldığı sonucuna varılmıştır.
Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün 08/06/2017 tarihli teslim tutanağı ekinde yer alan sanık …’a ait bylock tespit ve değerlendirme tutanağında; “Adana ilinde Hakim olduğu bildirilen …’ın (T.C. Kimlik No: …) 129.862 satırlık ByLock abone listesinin …’üncü satırında kaydının olduğu, listede kızlık soyadı olan … olarak kayıtlı görüldüğü tespit edilen GSM aboneliğinin; …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının; … ve tespit edilen ilk tarihin 20141129 olduğu, şuana kadar yapılan çalışmalarda mesaj, mail vs. içeriklerine rastlanılmamıştır.” tespitlerine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, hakkında düzenlenmiş “ByLock CBS Sorgu Sonucu” ile “ByLock Tespit Tutanağı”na ilişkin olarak, bylock programının halen gizemini koruduğu, bu programın bir başkası tarafından telefonuna yüklenmiş olabileceği hususunun hiç araştırılmadığı, bylock programına ilişkin tespitlerde operatör hatası bulunduğu beyan edilmiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu tutanakların incelenmesinden; davacının … GSM hattı ile … IMEI numaralı cihazla bylock uygulamasını yüklediği ve kullandığı anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.A.’a ait, Mersin Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”Evde akşamları çay saati adı altında … dini hikayeler anlatıyordu. Ayda bir yada iki kere ismini … (Marmara üniversitesi Hukuk Fakültesi 3.sınıf öğrencisi) olarak tanıtan bayan gelerek dini hikayeler anlatıyor, bir sorunumuzun olup olmadığını soruyordu. Okulda erkek arkadaşımızın olmaması konusunda telkinlerde bulunup bu konuda çok hassasız diyordu…Bu yıl birlikte kaldığımız S… ile huzursuzluk yaşayınca ilk dönem bitmede önce ben evden ayrılmak istediğimi y… ve H… ile görüştüm,benim başımın açık olması nedeniyle Y… ve H…nin S…’tan yana tavır almaları nedeniyle benim kaldığım evi değiştirdiler,yalnız değiştirirken bir görev almak istemediğimi özellikle belirttim fakat seni daha rahat bir eve yerleştireceğiz diyerek … mevkide bulunan hatırladığım kadarıyla … Camisinin karşısında bulunan bir eve geldim,bu evde;
… (Marmara Üniversitesi Hukuk Öğrencisi Karadeniz Memleketli)
…( Marmara Üniversitesi öğrencisi,Marmara Memleketli),
….( Marmara Üniversitesi Tıp öğrencisi,ailesi İstanbul ilinde ikamet eder),
İsmini hatırlamadığım ara ara eve gelip giden eve gelen öğrenciler ile ilgilenen biri daha vardı,bu bayan Marmara Üniversitesi öğrencisi idi, resmini gördüğüm takdirde hatırlayabilirim.”
Aynı şahsa ait Mersin Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/06/2018 tarihli teşhis tutanağında ise; ”Resimdeki şahsı … ismiyle bilirim.2010/2011 döneminde ara ara eve gelip giden sohbetler veren semtçi tabir edilen şahıstır, sonrasını bilmiyorum. (TC: …) … isimli şahıstır.” şeklinde beyanda bulunarak davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.S.’e ait, … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 06/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”Ben Üniversite 4 Sınıfın ikinci döneminde belirli aralıklarla sonrasında mezun görüşmesi olduğunu öğrendiğim görüşmelere katıldım, Bu görüşmeler genelde cemaatin evlerinde olurdu. Bu evler öğrenci evleri değildi, Bu evlere Dicle üniversitesi Hukuk öğrencilerinden sorumlu … KOD adlı ya da gerçek isimli şahıs yönlendirirdi, Bende bu görüşmelere üç dört kez katıldım. Son görüşmem haricindeki görüşmelerde genellikle toplu şekilde oluyordu ve burada itaat nedir, sır nedir, fedakarlık nedir, şeklinde bize sorular .sorularak bunları kağıda yazarak açıklamamız istenirdi. Bizde sorulan soruları kağıda yazarak cevapladıktan sonra bize toplantı yapan Ankara’dan geldiğini bildiğim … KOD ADLI şahsa verirdik. Bu şahısta kağıttan cevaplarımızı okurdu. … KOD ADLİ ŞAHIS yine bir görüşmemizde artık kendisinin bu toplantılara gelmeyeceğini yerine … KOD ADLI şahsın geleceğini söyledi ve bundan sonraki yapılan toplantıya …. KOD ADLI ŞAHIS ile gerçekleştirdik,
… KOD ADLI ŞAHIS ile aynı şekilde bir kez toplantı yaptıktan sonra okulumun biteceğine yakın birebir görüşme yaptım. Bu yapmış olduğum birebir görüşmede … KOD ADLI ŞAHIS bana Kuran-ı Kerime el basmak suretiyle yemin ettirdi. Bu yeminin içeriğini tam olarak hatırlamıyorum hatırladığım kadarı ile hakkımda soracağı sorulara doğru cevap vereceğim yönündeydi. Bana hitaben erkek arkadaşımın olup olmadığını sorduktan sonra Ankara ilinde Hakim Savcı çalışma evleri olduğundan bahsetti ve benimde bu hakim savcı çalışma evlerinde sınavlara hazırlanabileceğimi söyledi, Bu çalışma evlerinde cep telefonu kullanılmadığını ve kapalı olduğum için evde kalacağım süre zarfında başımı açmam gerektiğini eve çok eşya getirmememi, aileme de bu evlerden bahsetmememi ve herhangi bir senaryo uydurmamı benimle birlikte mezun görüşmelerine katılan şahıslardan kimseye bahsetmemem gerektiğini söyledi, Son görüşmemizde bana Ankara İline gideceğim tarihi söylemişti….
I.HAKİM SAVCI CALlŞMA EVİ İLE İLGİLİ BİLDİKLERİM(Bu evi ben hem çalışma evi hemde mülakat evi atarak kullandım. Bu evde 2013 yılıTemmuz ayından 2014 yılı Nisan-Mayıs ayına kadar kaldım)
Ben toplama evindeyken Diyarbakır ilinde benimle en son mezun görüşmesini yapan … KOD ADLİ ŞAHIS ( Bu şahıs gideceğim çalışma evinin ser murakıbı idi Gideceğim çalışma evinin Murakıbı ise … KOD ADLÎ ŞAHIS idi. Beni geçici evden alarak buraya getiren … KOD ADLI şahıs mıydı yoksa …KOD ADLI şahıs mıydı bundan emin olamıyorum) … KOD ADLI ŞAHIS veya … KOD ADLI şahıs Beni bu evden alarak İncirli semtinde açık adresini bilmediğim ancak gitsem bulabileceğim Hakim Savcı Çalışma evine götürdü. Bu süreçte … KOD ADLI ŞAHSIN bu çalışma evinin SERMURAKIBI olduğunu öğrendim… Ben toplama evindeyken … KOD ADLI SERMURAKIP eve gelerek evde beni birebir görüşeceğimiz bir odaya aldı, Benden sorumlu kişi olduğunu söyledi, Kalacağını Hakim Savcı Çalışma evi ile alakalı kurallardan bahsetti, Hatırladığım kadarı ile bu kurallar su şekildeydi,…
Bu evde kaldığım süre zarfında evde kalanlar olarak kira ya da fatura ödemiyorduk bu giderler kim tarafından karşılanıyor bilmiyorum. Sermurakıb yada murakıb tarafından karşılandığın düşünüyorum. Bu evdeyken sınava yakın tarihlerde birkaç kez … KOD ADLI SERMURAKIP yada …KOD ADLI MURAKIB tarafından Deneme sınavı için evde bulunan şahıs tarafından fotokopi halinde getirilen deneme sınavı olduğumuzu hatırlıyorum. Biz bu deneme sınavlarını optik cevap kağıdına gerçek bir sınav süresince çözer ve kodlardık. Bu optik formun başına adımızın Baş harfini soyadımızın baş harfini ve sonrasında sorumlumuz olan … KOD ADLI SERMURAKIB yada …KOD ADLI MURAKIB ın baş harflerini yazardık. Bu cevap kağıtları sonrasında nerede okutturulduğunu bilmediğim yerde okunup bize kaç aldığımız bize söylenirdi.
2. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ İLE İLGİLİ BİLDİKLERİM; (Tarih aralığını tam olarak hatırlamıyorum)
…Bu evin MURAKIBI 1. Hakim Savcı çalışına evinin değişen murakıbı olan … KOD ADLİ ŞAHISTI. SERMURAKIBI ise yanlış hatırlamıyorsam İLK SERMURAKIBIM olan … KOD ADLI ŞAHISTI. Bu evde de diğer hakim savcı çalışma evinde bahsettiğim kuralların aynıları geçerliydi…
30- MEZUN GÖRÜŞMESİ YAPTIĞIM VE HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİNİN SERMURAKIBI … KOD ADLI ŞAHIS: Bu şahsın gerçek adını ve nereli olduğunu bilmiyorum. Benimle mezun görüşmesi yapan şahıstır. O dönemde stajyer hakim olduğunu biliyorum hangi üniversiteden mezun olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs kısa boylu, buğday tenli, zayıf yapılı birisiydi. Görsem teşhis ederim…’’
Aynı şahsa ait … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08/12/2017 tarihli teşhis tutanağında ise davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
● Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.Y.K.’ye ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”BİRİNCİ ÇALIŞMA EVİ:
… Bu dönemde murakıp olan kod adının baş harfini G olarak hatırladığım kişi hiç değişmedi, Ancak bu dönemde ser murakıp olan, kod adını Bahar olarak hatırladığım ancak kod adından emin olmadığım …isimli şahsın yerine temmuz-ağustos aylarında … kod adlı … isimli bir şahıs geldi. Bu ev dışında bu evde kalmış olduğumuz müddetçe … kod adlı … isimli şahıs dışında murakıp ve ser murakıplarda her hangi bir değişiklik olmadı, Bu evde kaldığımız sırada …kod adlı … isimli şahıs bize, bu evde sıkıntı var, bu ev size küçük geliyor, sizi başka bir eve taşıyacağız şeklinde söyledi. Daha sonra eşyalarımızı topladık…
2013 YILI SONBAHAR DÖNEMİNDE YAPILAN İDARİ YARGI SINAV SORULARININ VERİLMESİNE İLİŞKİN BİLDİKLERİM:
Ben ikinci çalışma evim alarak bahsettiğim yukarıdaki evde M.T., H.N. isimli şahıs, E.E., S.S. ve H.E.Y. isimli şahıslarla kaldığımız sırada 2013 yılı sonbahar döneminde yapılan idari yargı sınavının akşamına ikinci çalışma evinin ser murakıbı olan … kod adlı … isimli şahıs tek başına eve geldi. Bize hitaben hepinizi tek tek odaya atarak önemli bir şeyden bahsedeceğim abdest alın, örtünün, tek tek odaya gelin vb” şeklinde sözler söyledi, Daha sonra abdest aldık. Kimi hangi sırayla aldığını tam hatırlamıyorum ancak salonun yanında bu lunan bir odaya hepimizi tek tek aldı, Ben de sıram geldiğinde odaya geçtim. Odaya geçtiğimde benim ve onun başımız örtülüydü ve …kod adlı …isimli şahsın elinde Kuran-ı Kerim vardı. Bana hitaben “şu anda içeride gördüklerini kimseye söylemeyeceğine ilişkin Kur’an a el basarak yemin edeceksin” şeklinde söyledi. Şahsın elinde bir yemin metni vardı. Bu yemin metni hatırladığım kadarıyla “burada gördüklerimi ve göreceklerimi vallahi, billahi, tallahi bana, doğacak olan çocuklarıma, anneme, babama ve eşime zarar gelse bile imseye söylemeyeceğim, eğer söylersem benm, eşimin, doğacak çocuklarımın, annemin, babamın başına musibet gelsin, çocuğum sakat doğsun vb, ” şeklindeydi. Yemin çok ağır bir yemindi, şu an yemin metni ile ilgili hatırladıklarım bundan ibarettir. Ben daha sonra bu yemin metnini okudum ve Kuran’a el basarak yemin ettim. Daha sonra salona geçtik. Salonda ben, H.N. isimli şahıs, M.T., E.E., S.S. ve H.E.Y. toplandık. Daha sonra hep birlikte yere oturduk, daha sonra … kod adlı … isimli şahıs poşet içerisinde bulunan fotokopi halinde arkalı önlü kağıtları çıkarttı. Yere bir örtü serdik. … kod adlı … isimli şahıs bize fazla konuşmayın, sorulara adapte olun şeklinde söyledi Daha sonra fotokopide bulunan soruları biz sırasıyla elden ele dolaştırarak incelemeye başladık. Hatırladığım kadarıyla bize dağıtılan fotokopilerde alan ve genel kültür-genel kültür sorularından oluşan 60-70 civarında soru vardı ve bu soru cevapları çizik şekline işaretlenmiş haldeydi. Biz bu soruları inceledikten sonra … kod adlı … isimli kağıtları bizden toplayarak evden ayrıldı. Evden ayrılmadan bize hitaben “yarın sınavdan çıkar çıkmaz, bir yerde oyalanmadan doğru eve gelin” şeklinde söyledi. Bir gün sonra biz sınava girdik. … kod adlı … isimli şahsın bize verdiği 60-70 sorudan en az 30-40 tanesinin çıktığını hatırlıyorum. Hatta bu sorulardan genci kültür-genel yetenek soruları daha fazdaydı…
Ayrıca biz bu evde aynı kişilerle 2013 yılı sonbahar döneminde yapılan adli yargı sınavına girdik, ben bu soruların verilmesine ilişkin bildiklerimi de anlatmak istiyorum, dedi,
2013 YILI SONBAHAR DÖNEMİNDE YAPILAN ADLİ YARGI SINAV SORULARININ VERİLMESİNE İLİŞKİN BİLDİKLERİM;
Yine ben H.N. isimli şahıs, M.T., S.S., H.E.Y., E.E. ile evde bulunduğumuz esnada 2013 yılı sonbahar döneminde yapılan adli yargı sınavının akşamına …kod adlı …isimli şahıs geldi. Yine yakarıda 2013 yılı sonbahar döneminde yapılan idari yargı sınavı bölüm ünde anlattığım gibi bizimle tek tek odada görüştü, bize yemin ettirdi, Kuran ‘a el bastırdı. Daha sonra yine bizi salona topladı. Yanında getirmiş olduğu bilgisayarı açtı ve flashı taktı ve bize yaklaşık 60-70 tane olan ve genet kültür-genel yetenekten oluşan sorulan gösterdi. Soru ları hızlı hızlı göstererek geçti. Yine yaklaşık 60-70 soru olduğunu hatırlıyorum, biz soruları inceledikten sonra … kod adlı .. isimli şahıs bilgisayarı ve flashı alarak evden ayrıldı, Biz bir gün sonra adlı yargı sınavına girdik. Girmiş olduğumuz adli yargı sınavında … kod adlı … isimli şahsın göstermiş olduğu 60- 70 civarı sorudan 15-20 civarında sorunun sınavda çıktığını hatırlıyorum. Ancak net sayı ne kadardı tam olarak hatırlamıyorum.
13-) …kod adlı … isimli şahıs: Bu şahıs sarışın, beyaz tenli, kısa boyludur, Nereli olduğunu hatırlamıyorum. Marmara üniversitesi Hukuk mezunudur. Bu şahsı görsem teşhis edebilirim’’
Aynı doğrultuda yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.E.Y.’e ait, …Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”BİRİNCİ ÇALIŞMA EVİ
Beni … kod adlı şahıs Keçiören Dutluk’da bulanan birinci çalışma evine götürdüğünde S… isimli şahıs (soyismi … ile başlayan bir şeydi), G… isimli şahıs, R.A. isimli şahıs, K… isimli şahıs ile birlikte toplam 5 kişi kalmaya başladık. Yapı içerisinde bir evden sorumluya murakıp, birden fazla evden sorumlu kişiye ise sermurakıp deniliyordu, Bu evin murakıbı ilk başlarda … kod adlı şahıstı. Sonrasında bu eve murakıp olarak …. kod adlı şahıs geldi, Benim bu evde kaldığım dönem içerisinde … ve …kod adlı şahıslar haricinde başka murakıp hatırlamıyorum…
ÜCÜNCÜ ÇALIŞMA EVİ
Ben üçüncü çalışma evine gittiğimde çalışma evinde benimle beraber M… isimli şahıs, S… isimli şahıs, Z.Y. ya da Y. isimli şahıs ve H.Z. isimli şahıs, E… isimli şahısla birlikte toplamda altı kişi kalmaya başladık. Bu evin murakıbı … kod adlı şahıstı. Sermurakıbı ise … kod adlı şahıstı. Bu evin elektrik, su, doğalgaz, telefon gibi aboneliklerinin kimin adına kayıtlı olduğunu bilmiyorum Bu evin özelikleri de zaten önceki kaldığım evlerin özellikleri ile aynıydı. Biz bu evde 2013 yılında yapılan adli ve idari yargı sınavına hazırlandık, soru verilme olaylarına ilişkin bildiklerimi anlatmak istiyorum.
2013 YILINDA YAPILAN İDARİ YARGI SINAV SORULARININ VERİLMESİNE İLİŞKİN BİLDİKLERİM:
2013 yılında yapılan idari yargı sınavının akşamına sermurakıp olduğunu söylediğim … kod adlı şahıs elinde tatlılarla eve gelmiş. Ben …kod adlı şahıs eve geldiğinde uyuyordum, arkadaşlardan birileri …’in geldiğini söyledi. Ben de kalktım, daha sonra …’in yanında toplandık. … kod adlı şahıs ile birlikte murakıp olan …’nin gelmediğini hatırlıyorum. Hatta … kapıyı çalmıştı, …’ye daha sonra gelmesini söyledi. …’de biraz panik havası vardı. Salonda bir müddet konuştuktan sonra evde bulunan kişilerle tek tek görüşeceğini söyledi. Kiminle hangi sırada ne şekilde görüştüğünü bilmiyorum ancak benimle de bir odada tek başına görüştü. Odaya girdiğinde bana hitaben “nasılsın, iyi misin biraz sonra göreceğin şeyler hakkında kafanda tereddüt yaşama vb” şeklinde sözler söyleyerek beni rahatlatmaya çalıştı. Burada bir şeyler söylemiş olabilir ancak tam olarak hatırlamıyorum. Daha sonra herkesle tek tek görüştükten sonra salonda toplandık. Salonda Kuran-ı Kerim’i elden ele gezdirmek suretiyle arkadaşlar el bastı. Benim özel sebebim olduğundan dolayı Kuran üzerine el basmadım, … kod adlı şahıs bizlere hitaben “birazdan göreceğiniz, şahit olacağınız hususları biriyle paylaşırsanız, ima ederseniz bütün yaşamınız boyunca sıkıntı yaşamanız, eşiniz ve ailenizle mutlu olmamanız, bütün kötü muamelelere maruz kalmanız, kendinizin eşinizin sakat kalması, vb” şeklinde söyleyerek bize yemin ettirdi. Sonrasında elindeki fotokopiler halinde alan ve genel kültür-genel yetenekten oluşan tahminim 40 civarında soruları elden de gezdirmek suretiyle bakmaya başlamamızı, soru sormamamızı, herhangi bir yere not almamamızı tembihledi, daha sonra fotokopileri bize dağıttı, biz de elden ele dolaşarak sorulara baktık. Sonrasında bizden tekrar fotokopileri toplayarak evden ayrıldı… Ben 2013 yılında yapılan adli yargı sınav sorularının verilmesine ilişkin bildiklerimi anlatmak istiyorum.
2013 YILINDA YAPILAN ADLİ YARGI SINAV SORULARININ VERİLMESİNE İLİŞKİN BİLDİKLERİM:
2013 yılında yapılan adli yargı sınavının akşamına yine … kod adlı şahıs eve geldi. Yine yanında murakıp … yanında yoktu. Daha sonra biz salonda toplandık. Burada yemin ettik mi etmedik mi tam olarak hatırlamıyorum, muhtemelen etmişizdir Sonrasında … kod adlı şahıs bilgisayardan bize 2013 yılında yapılan adli yargı sınav sorularının genel kültür ve yetenek ile alan sorularından oluşan tahminim 60 civarında soruyu bilgisayardan bize hızlı hızlı gösterdi. Yanlış hatırlamıyorsam bu göstermiş olduğu soruların cevabı işaretlenmiş haldeydi. Ancak yanlış hatırlamıyorsam bu sınav sorularından da 5-6 tanesinin sınavda birebir çıktığım hatırlıyorum, ancak çıkan sayısını net olarak hatırlamıyorum .Daha sonra biz sorulara baktıktan sonra … kod adlı şahıs bilgisayarı alarak evden ayrıldı….
Aynı şahsa ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen şüpheli ek ifade tutanağında; ”26- 1. EVİN MURAKIBI ve 3.EVİN SERMURAKIBI … KOD ADLI ŞAHIS: Bu şahıs …isimli şahıstan sonra 1. Hakim savcı çalışma evinin murakıbıydı. Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahsın Marmara mezunu olduğunu hatırlıyorum. Bu şahıs o dönemde hakim savcı stajeri olduğunu tahmin ediyorum. Bu şahıs kısa boylu, zayıf, kumral bir şahıstı, görsem teşhis edebilirim.”
Aynı şahsın ait … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/10/2017 tarihli teşhis tutanağında … kod adlı şahıs olarak bahsettiği kişinin davacı olduğu kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Ç.’ya ait, … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 24/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”MÜLAKAT EVİ:
Benim ilk ve son kez kalmış olduğum hakim savcı çalışma evi bu evde kalanların çoğunun sınavı kazanarak mülakata hak kazandığı için bu ev mülakat evine çevrildi, bu mülakat evinde sabit hattın kapanıp kapanmadığını bilmiyorum ancak bu evde cep telefonu kullandığımı hatırlıyorum, bu mülakat evimizin sorumlusu M.Ş.E., ben bu şahsın kod adını bilmiyorum, bilmeme sebebim ise bu şahsın benim sınıf arkadaşım olmasıdır, bu şahsın üzerinde … KOD ADLI … isimli şahıs vardı,…
35-… KOD ADLI …: Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum, Marmara hukuk mezunudur, bu şahıs kalmış olduğum mülakat evinin sorumlusudur, bu şahsı görsem teşhis ederim.
Ben bu evde yaklaşık 20 gün kaldıktan sonra ocak ayı ortalarında memleketime gittim, memleketime gittikten sonra mülakat aşaması evraklarımı teslim etmek için şubat ayı içerisinde hatırladığım zaman diliminde Ankara ya gittim Ankaraya gittiğimde evraklarımı bakanlığa teslim ettim ve mülakat evine geldim,
Mülakat provasına girmeden önce bize M.Ş.E. yada … Kod adlı … mülakatta giyeceğimiz kıyafetlerin nasıl olacakı seklinde söylemde bulundu bu hatırladığım kadarıyla siyah takım elbise olması bu elbisenin diz altı olması, hafif makyaj yapabileceğimizi, hafif topuklu ayakkabı giyebileceğimizi, beyaz gömlek giymemiz gerektiğini söyledi…
Aynı şahsa ait … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/10/2017 tarihli teşhis tutanağında ise davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A.’a ait, … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/07/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”Bu evde kalırken o dönem hakim yada stajyer olduğunu düşündüğüm İki şahıs çalışma evimize geldi. Bu şahıslardan bir tanesinin ismi aynı fakültede okuduğum … isimli şahıs idi. Diğer şahsın İSMİNİ VE KOD İSMİNİ bilmiyorum. …VE İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM ŞAHIS eve geldiğinde bizlere; biz daha önce sizler gibi bu hakim savcı çalışma evlerinde ders çatıştık kazandık. Sîzlerde düzenli bir şekilde bu evde hakim savcılık sınavlarına hazırlanırsanız kazanırsınız şeklinde bizleri motive ettiğini hatırlıyorum. Benim bu hakim savcı çalışma evindeki hatırladığım hususlar bunlardır.
30-… İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Marmara hukuk mezunudur. Bu şahıs ben birinci hakim savcı çalışma evinde ders çalışırken çalışma evimize bir kere gelip kendilerinin bu evlerde ders çalışarak savcı olduğunu söyleyen şahıstır. Görsem teşhis ederim.
Aynı şahsa ait … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 06/07/2018 tarihli teşhis tutanağında ise davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.M.Y.’ya ait, …Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”Ben bu yılda cemaat evinde kaldım. Bu ev Üsküdar ilçesinde farklı bir cemaat eviydi. Bu yıl beraber kalmış olduğum şahıslar; S…, N…, M.Ç., … İSİMLİ ŞAHISLARDI. Bu evin ev ablası bendim. Ev ablasının görevlerini yerine getirirdim. Üstümde SEMTÇİ olarak aynı evde yaşadığım … isimli şahıs vardı. Bu şahsın üzerinde kimin olduğunu bilmiyorum. Bu şekilde üniversite 3. Sınıfa geçtim.

10-… İSİMLİ ŞAHIS; Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. 3. Sınıf Hukuk 2. Öğretim
Hukuk öğrencisiydi. Semtçi olarak görev yapıyordu. Görsem teşhis ederim.”
Aynı şahsa ait … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 22/02/2018 tarihli teşhis tutanağında ise davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ç.K.’a ait, Adalet Bakanlığı Adalet Müfettişliğince düzenlenen 29/11/2016 tarihli ifade tutanağında; …(…-16. dönem adli yargı) : Kendisi ile aynı sınıf ve aynı anfideydik. Cemaat evinde kalıyordu. Üçüncü sınıfa kadar cemaat evinde kaldığını biliyorum. Ev ablalığı yaptığını biliyorum. Daha üst bir görev alıp almadığını bilmiyorum. Hakkında başka bir bilgim yoktur.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Y.’a ait, … İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 22/06/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”GEÇİCİ KALMIŞ OLDUĞUM HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI TEMMUZ AYI:
… Burada kalmaya devam ederken hakim savcı çalışma evlerinin sorumlusuna MURAKIB bir üst sorumlusuna SERMURAKIB denildiğini öğrendim. Geçici kaldığım hakim savcı çalışma evinin MURAKIBI … KOD ADLI … isimli şahıstı. SERMURAKIB ise … KOD ADLI … isimli şahıstı. Ben SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahsı lise son sınıfta gitmiş olduğum dersanede aynı sınıfta olduğumuz için ad ve soyad olarak tanıyorum. Bu evde kalmaya devam ederken kısa süre sonra SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs eve gelerek bana hakim savcı çalışma evinin bazı kuralları olduğunu söyleyip bu kurallardan bahsetti. Bu kurallar su şekildeydi…. Daha sonra beni bu evden asıl kalacağım hakim savcı çalışma evine SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs beni alarak ticari taksiyle Kuşcağız semtinde bulunan tam açık adresini hatırlamadığım asıl kalacağım hakim savcı çalışma evine götürdü ve bıraktı….
l.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
Asıl kalacağım Kuşcağız semtindeki birinci hakim savcı çalışma evine beni SERMURAKIB … KOD ADLI … götürdü. Bu asıl kalacağım bu evinde sermurakıbı SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıstı…
Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
2013 YILI İDARİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN … KOD ADLI … isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.D., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odalarda birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB … KOD ADLI … ile yaptığım görüşmede bana hitaben sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. Bende kendimi tam olarak hizmet insanı hissetmediğimi söylemem üzerine o da bana ben senin hizmet insanı olduğuna inanıyorum ve sen hizmet insanı olacaksın. Sen burada olma sebebini sadece nefsi olarak düşünme. Birazdan görüp duyacaklarını hiç kimseye anlatma dedi. Bende bunun üzerine tedirgen olup birazdan ne olacak ki bu şekilde konuşuyorsun ve beni korkutuyorsun dedim. O da bana bazı sorular getirdiğini söyledi. Bende bu nasıl olur, bu bir haktır söylemem üzerine o da bunun hizmet hareketi için gerekli olduğunu bu soruların bir kısmının çıkmasını bekliyoruz dedi. Bende beklenti ihtimaline karşılık biraz rahatladım ve birlikte salona geçtik. Evde kalan diğer şahıslarla benim gibi birebir görüşme yaptığını hatırlamıyorum. Ancak Ü.D., M…, Y.A., B.K., ile birlikte SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahısla salonda hepimiz toplandık. SERMURAKIB …KOD ADLI … hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. Bu yeminden önce abdest alıp almadığımızı hatırlamıyorum. Herkes sırayla tüm değerleri üzerine annesinin, babasının ve sevdiklerinin üzerine bir yemindi. Benim yemin metnimde ekstra olarak anneannemin üzerine de yemin etmem istendi. Sadece benim yemin metnimde bu şekilde farklılık vardı. Çünkü babam erken yaşta vefat etmiş ve annemle anneanneme ne kadar düşkün olduğumu evde kalan ve etrafımdaki herkes biliyordu. Bunun özellikle benim için yemin metnine konulduğunu düşünüyorum. Çünkü diğerlerine böyle bir yemin telefuz edilmedi. Yeminden sonra SERMURAKIB … KOD ADLI …isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu. Evde kalanlar olarak Ü.D., M…, Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterlerimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevaplarını birlikte çözdük. Sonucu bulduğunu söyleyen diğerleriyle cevabı paylaşıyordu. Bu sorulara yaklaşık 1 yada bir bucuk saat kadar baktık. Tamamını çözdük. Hatta uzun süre baktığımız için SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs bize yeter artık abarttınız diye tepki verdiğini de hatırlıyorum. Sorulara baktıktan sonra SERMURAKIB … KOD ADLI … yanında getirmiş olduğu soruları alarak evden ayrıldı. Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari vargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm….
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI …KOD ADLI … isimli şahıs tekrar evimize geldi. Eve geldiğinde benimle birlikte Ü.D., M…, Y.A., B.K. isimli şahıslarda vardı. Hep birlikte salona geçtik. İlk olarak SERMURAKIB …KOD ADLI … evde bulunan sabit hattın fişini çekmek istedi. Ancak ben o gün annemle görüşemediğim için ararsa merak eder diyerek telefonun fişini çekmesini istemedim. Bunun üzerine telefonun yerini değiştirip başka bir odaya aldık. Salonda öncelikle idari yargı sınav öncesinde olduğu gibi bizlere birer birer kurana el basmak suretiyle yemin ettirdi. Bu yemin metni yine tüm sevdiklerimizin üzerine bir yemin metniydi. Biz evde kalanlar olarak idari yargı sınavında da böyle bir yemin seramonisi olduğu için pek fazla soru sormadık. Tekrar soruların geldiğini anladık. Şahısta bize fazla açıklama yapmadı. Çünkü durumun farkındaydık. Ancak abdest alıp almadığımızı hatırlamıyorum. SERMURAKIB …KOD ADLI … isimli şahıs yanında getirmiş olduğu leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M…, Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. Cevapları işaretli olmayan soruları biz evde kalanlar olarak çözdük. Doğru cevabı bulan herkesle paylaştı. Bu sorulara yaklaşık bir buçuk saat kadar baktık. Sonrasında SERMURAKIB …KOD ADLI … isimli şahıs yanında getirmiş olduğu leptopu ve flashı alarak evden ayrıldı. Bu gelişinde idari yargı sınavından önceki gibi uzun uzaya bir konuşma yapmadı. Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı. SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs idari yargı sınavından önce mi adli yargı sınavından önce mi tam hatırlamamakla birlikte bizlere soruları verirken cevap şıklarına çok odaklanmayın cevabın içeriğine odaklanın, yerleri gerçek sınavda değişik olabilir şeklinde söylemde bulunduğunu çok net hatırlıyorum.
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK- 2015 YILI OCAK AYI:
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinden ayrılırken SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs sınavı kazansak ta kazanmasak ta bunlar için bir tarih verdi. Bende bana verilen tarihe istinaden kendi imkanlarımla ilk kaldığım hakim savcı çalışma evine ocak ayı içerisinde gittim. Burdaki eşyalarımı aldım, SERMURAKIB …KOD ADLI … beni yürüyerek yine Kuşcağız mevkiinde buluanan tam açık adresini bilmediğim 2. Hakim savcı çalışma evine götürdü ve bıraktı. Kuralları bildiğim için herhangi bir kuraldan bahsetmedi. Bu evde 2014 yılı ağustos ayına kadar kaldım. Yukarıda bahsetmiş olduğum hakim savcı çalışma evinin kurallarının aynısı geçerliydi. Bu evin MURAKIBI … KOD ADLI …isimli şahıstı. SERMURAKIB ise yine … KOD ADLI … isimli şahıstı. Bu evde de deneme sınavı adı altında murakıbımız tarafından getirilen deneme sınavları oluyorduk. Bu evde de sabit hat kurulu vaziyetteydi. Sabit hattın kimin adına olduğunu bu evin kim tarafından kiralandığını ve faturaların kimin adına olduğunu bilmiyorum. Ben bu sabit hatla defaten annemle görüştüğümü hatırlıyorum.
Bu evin SERMURAKIBI … KOD ADLI … isimli şahıs acil durumlarda kendisine ulaşabilmemiz için bir numara verdi. Bu numarayı evdeki sabit hattan değil, evin yakınlarında bulunan ankesörlü hattan aramamamızı söyledi.
31-SERMURAKIB … KOD ADLI …: Bu şahsın soy ismini bilmiyorum. Bu şahıs İzniklidir. Hatırladığım kadarıyla Marmara hukuk mezunudur. Bu şahıs kalmış olduğum 1. Hakim savcı çalışma evinin sermurakıbıydı. Görsem teşhis ederim.
Aynı şahsa ait … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/02/2018 tarihli teşhis tutanağında ise davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.B.’e ait, …İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 01/05/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ” …2 grup olarak bu toplantılar yapılıyordu. 1. Grupta okul numarasının sonu tek sayı olanlar, 2. Grupta okul numarasının sonu çift olanlar bulunuyordu. Hukuk Fakültesi 1. Sınıf 2. Öğretimlere de yine çift ve tek ayrılmak sureti ile bir grupla …, diğer gruba A.A.G. ilgileniyordu. Yani bu toplantıları organize ediyorlardı…
2011-2012 eğitim öğretim dönemi beni üniversitedeki son sınıfımdı. Bu dönemde bizden sorumlu olan … isimli (gerçek ismi olup olmadığını ve nereli olduğunu bilmediğim) o dönem hakim olduğunu bildiğim bir şahıs vardı. Bu dönemde benim bildiğim iki grup vardı. Bu gruplar;1.Grup;-Ben,-H.Ç.,-M…,2.Grup;-E.S.,-…,-H.Y.,-P.N.D. şeklinde oluşmakta idi…”
Aynı şahsa ait … İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/05/2017 tarihli teşhis tutanağında ise; … (T.C No: …) isimli şahsı fotoğrafından teşhis ederek “İfademde, … olarak belirttiğim şahıs bu şahıstır. Benimle birlikte FETÖ/PDY yapılanması içerisinde istişare toplantılarını organize eden, FETÖ/PDY içerisinde önce SEMTÇİ olarak daha sonra da 2011-2012 eğitim öğretim yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Fakülte Mesulu olarak faaliyet yürüten şahıstır. Hakim/Cumhuriyet Savcısı olduğunu duymuştum. İfademde hakkında detaylı beyanlarda bulunmuştum.” şeklinde beyanda bulunarak davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.D.’a ait, Adalet Bakanlığı Adalet Müfettişliğince düzenlenen 18/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; … (16. Dönem Adli Hakim Adayı): Marmara üniversitesi Hukuk Fakültesi 2012 mezunudur. Üniversitedeyken cemaate ait evlerde kalıyordu, ancak ne kadar kaldığını bilmiyorum. Programlara bizi çağırıyordu, bu yüzden aktif görevler aldığını düşünüyorum. Okul döneminde kapalıydı, akademi yıllığında açık fotoğrafını gördüm. Halen cemaat bağının devam edip etmediğini bilmiyorum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A.’a ait, … İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”MEZUN GÖRÜŞMESİ 2012-2013 YILLARI:
En son ki görüşmemizden bir önceki görüşmede … KOD YADA … İSİMLİ şahıs yanında …KOD YADA GERÇEK İSİMLİ ŞAHSI getirmişti. Kendisini bizimle tanıştırdı ve son görüşmeye artık kendisinin gelmeyeceğini, son görüşmeye … KOD YADA … İSİMLİ şahsın geleceğini söyledi. Bu şekilde de mezuniyet görüşmesinin son görüşmesine … KOD YADA … İSİMLİ şahıs geldi….
Ben üniversiteden mezun olduktan ve yaptığım mezuniyet görüşmesinden sonra memleketimde iken 2013 yılı Haziran ayı içerisinde beni üniversite dördüncü sınıfta Hukuk öğrencilerinden sorumlu olan … isimli şahıs beni aradı. Telefonda bana … seninle görüşmek istiyor. Diyarbakır a gelebilir misin dedi. Bende telefonla görüştükten sonra Diyarbakır a … KOD ADLI YADA …isimli şahısla görüştüm. Ben Diyarbakır a gittiğimde daha öncesinde mezun görüşmesine katıldığım diğer arkadaşlarımın hiç birisi yoktu. Sadece ben vardım. … KOD ADLI YADA … isimli şahısla yapıya ait bir evde birebir görüştüm. Bu görüşmemizde … KOD ADLI YADA … isimli şahıs bana sen bildiğim kadarıyla hakimlik mesleğini istiyorsun. Biz senin hakkında Ankara da bulunan hakim savcı çalışma evlerimize seni göndermeyi düşünüyoruz. Eğer sende istersen gidip bu evlerde hakimlik sınavlarına hazırlanırsın dedi. Ancak bu evinde bazı kuralları olduğundan bahsetti. Bu kurallar hatırladığım kadarıyla bu evlerin varlığından hiç kimseye ailene bile bahsetmeyeceksin, ailene bu durumu üniversiteden arkadaşlarımla birlikte tutacağım evde sınavlara hazırlanacağını söylememi istedi. Bende ailemin buna inanmayacağını ve bu şekilde izin vermeyeceklerini söyledim. Bunun üzerine … KOD ADLI YADA … isimli şahıs tamam o zaman evde sadece annene, babana ve bekar olan kardeşlerime durumu çınlatmamı, bunların haricinde başka kimseye söylememi belirtti….
1-HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI TEMMUZ-ARALIK AYI:
Ben memleketim Erganideyken 2013 yılı Temmuz ayı içerisinde İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM bir şahıs 0312 alan kod kodlu sabit hattan beni aradı ve … yada … in selamıyla aradığını söyledi. Hakim savcı çalışma evini kast ederek Ne zaman Ankara ya geleceğimi ve beni beklediklerini belirtti. Kendisiyle bu görüşmede benim Ankara ya geleceğim tarih ve saati belirledik. Bu görüşmeden yaklaşık iki üç gün sonra kendi imkanlarımla Aşti otogarına gittim. Beni otogardan …KOD YADA KOD ADLI şahıs karşıladı. Birlikte ticari taksiyle …Mahallesi …Sokak No:… olarak hatırladığım adreste bulunan hakim savcı çalışma evine gittik.
42- … KOD YADA GERÇEK İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soy ismini ve nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs bizlere kariyer görüşmesini … isimli şahıstan devralan şahıstır. Bu şahsın ne iş yaptığını bilmiyorum. Bu şahıs beni aştiden alarak birinci hakim savcı çalışma evine götüren şahıstır. Görsem teşhis ederim….”
Aynı şahsın … Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/05/2018 tarihli teşhis tutanağında ifadesinde … kod ya da gerçek isimli şahıs olarak bahsettiği kişinin davacı olduğu kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
● Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.G.’e ait, … İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”..1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI EYLÜL-ARALIK AYl: Ben bu şekilde hakim savcı çalışma evinde kalmaya başladım. Bu evde yaklaşık 3 ay kadar kaldım. Kalmış olduğum süre zarfında MURAKIB ve SERMURAKIB kavramlarını duydum. Murakıblar haftada bir çalışma evine gelip düzenli ders çalışıp çalışmadığımızı, ihtiyacımız olup olmadığını kontrol ederdi. Sermurakıblar ise daha seyrek çalışma evine gelerek aynı şekilde durumumuzu sorardı.
Benim birinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evimin MURAKIBI … KOD ADLI ŞAHIS idi. SERMURAKIBI ise … KOD ADLI ŞAHIS idi.
4-… KOD ADLI SERMURAKIB: Bu şahsın gerçek ismini, soy ismini, nereli olduğunu ve hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs birinci hakim savcı çalışma evinin sermurakıbıydı. Görsem teşhis ederim….”
Aynı şahsın …. Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/02/2018 tarihli teşhis tutanağında ifadesinde … kod adlı şahıs olarak bahsettiği kişinin davacı olduğu kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
● Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.T.A.’a ait, Adalet Bakanlığı Adalet Müfettişliğince düzenlenen 30/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; ”Ben okul başlayınca fakülteye yakın … Mahallesi’nde bulunan ve cemaat içerisinde “…” kod ismiyle anılan eve gittim. Bu evde beni sonradan Bölge Talebe Mesulü(BTM) olduğunu öğrendiğim … isimli kız karşıladı.
…(…): 16. Dönem Adli Yargı Hâkim Adayıydı. 2012 Marmara Hukuk mezunu. Memleketi Bursa’ydı. Önce semt ablasıydı, sonra fakülte ablası oldu. Cemaate gönülden bağlıydı. Okul döneminde başı açıktı. Şu an nerede olduğunu bilmiyorum. Cemaat bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum.”
Aynı şahsa ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; … Dershanesinde soy ismini hatırlamadığım … isimli öğretmenin beni cemaate ait evlerde kalmam yönünde telkinlerde bulundu, zaten üniversiteyi kazandıktan sonra beni İstanbul’dan tanımadığım bir bayan arayarak evlerde kalabileceğimi söyledi, ben de maddi imkanlarımın yetersizliği nedeni ile bu teklifi kabul edip birinci sınıftan itibaren üçüncü sınıfın sonuna kadar cemaate ait evlerde kaldım, birinci yıl 2010-2011 eğitim yılında …, A.Y., M.Ç. ile birlikte kaldım.
● Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.A.’a ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; ”2009 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk fakültesini kazandım. Hukuk ‘fakültesi birinci sınıfla okurken isimlerini A.A.G., …, H.B., E.S. olarak hatırladığım aynı fakültede okuduğum ve benim üst dönemim olan şahıslar önce benimle arkadaşlık kurdular daha sonra 1. Sınıfın sonuna doğru beni sohbet adı altında evlerine çağırdılar. Bu evin öğrenci evi olduğunu ve Üsküdar ilçesinde çiçekçi durağına yakın olduğunu hatırlıyorum. Üniversitede okuduğum 4 senelik süre içerisinde bu sohbetlere ayda bir ya da iki ayda bir olacak şekilde katılmaya başladım. Ancak yukarıda ismini vermiş olduğum kişiler hafta da bir olacak şekilde sohbet yaparlardı. Bu kişiler kendi aralarında çok samimilerdi ve fetö yapılanmasına ait evlerde kalıyorlardı, ancak kimin kimle birlikte kaldığını bilmiyorum. Yapmış olduğumuz sohbetlere sohbet ablası olarak adını şu an hatırlamadığım sivil bayan kişiler geliyordu. Bu şahıslar genellikle ev hanımı oluyordu. Ben öyle olduğunu düşünüyordum. Çoğu zaman farklı bayanlar gelirlerdi. Katılmış olduğum sohbetlerde sohbet ablası olarak katılan kışı önce Rısalei Nur, sonrasında da Fetullah GÜLEN e ait kitaptan kesitler okur, bu kesitleri kendisi yorumlardı….”
Aynı şahsa ait … Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/05/2017 tarihli teşhis tutanağında ise davacıyı kesin ve net olarak teşhis ettiği görülmüştür.
● Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.E.K.’a ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; ”Ben üniversite döneminde bu yapının içindeyken bu yapıyla ilişkili olan şahıslardan
14-… (…) Üniversiteden hatırlıyorum. Bölge Talebe Mesullüğünün daha yüksek muhtemelen bölge sorumlusu olabilir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan P.S.’a ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ”Bunların dışında 16. dönem yıllığımı inceledim. Yapının içerisinde olduğunu net olarak bilmemekle birlikte akademide staj yaparken yapının içinde olduğunu değişik kişilerden duyduğum ancak bu konuda emin olmadığım isimleri de söylemek istiyorum. Bu kişilerden bazılarını ismen bilirim, bazılarını da simalarından çıkarttım.
1-… (… sicil numaralı, sayfa 145, yıllık kurulundaydı. Yapıyla ilgisi olduğunu kimden duyduğunu hatırlamıyorum. Gözümle gördüğüm bir şey yoktur.)
● Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Y.(Ç)’a ait, davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı mahkumiyet kararında yer alan ve …Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; “……ben okula başladığım ilk yıllarda Acıbadem bölgesi olarak adlandırılan bölgede kaldım. Üsküdar da bulanan hukukçular bölgesi ile sürekli irtibatlı haldeydik. Orada sınıf arkadaşımız vardı. Bu arkadaşlara bizim evdekilerle ilgilenilmesi söylenildiğini öğrendim. Çünkü burada bulunanlar daha eski olarak cemaati bilen ve bilerek gelen bayanlardı. Bizimle ilgilenmesini istedikleri kişiler soy isimlerini hatırlayamadığım E…, M…, M…, A…, … isimli şahıslardı. Bu bayanlar cemaatin dershanelerinden gelen isimlerdi….Cemaat evlerinde 2008 yılı eylül ayından 2010 yılı Şubat ayına kadar kaldıktan sonra evlerden ayrılarak cemaat ile alakası olmayan ismini hatırlayamadığım özel bir yurtta kalmaya başladım. Bu dönemde aynı zamanda bir hukuk bürosunda babamın parasının yetmemesinden dolayı okula katkısı olur diye çalışmaya başladım. Çalıştığım hukuk bürosunun cemaat ile alakasının olup olmadığı konusunda bilgim yoktur. Çalıştığım ve özel yurtta kaldığım bu dönem içerisinde ayda bir defa beni sohbete çağırıyorlardı. Beni genelde E…, …, M…, A… isimli bayanlar davet ederdi. Çünkü sınıftaki diğer kızlarla arası iyi olan ben vardım ve beni cemaate şahıs kazandırmam için kullanmak istiyorlardı, bende bunun farkındaydım…”
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, hakim-savcılık sınav sorularını verdiğine, örgüt içerisinde sermurakıb, murakıb, semtçi, mülakat evi sorumlusu, bölge talebe mesulü gibi aktif görevler aldığına, kod adı kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Hakim/Savcı Adaylığı Döneminde Adalet Akademisi Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı
i. Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı Hususunda Genel Değerlendirme
Kararımızın FETÖ’ye ilişkin tespit ve değerlendirmeler kısmında ortaya konulduğu üzere anılan örgüt tarafından, hakim ve savcılara yönelik olarak adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kariyer programları düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim ve savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmıştır. … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında da; mülakat sınavını kazanan ve hakim-savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacaklarının ve ev sorumlularının kim olacağının anlatıldığı, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibinin yapıldığı; staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmalarının sağlandığı, her ev için bir sorumlu tayin edildiği yönünde tespitlerin yapıldığı görülmektedir.
Bu şekilde hakim ve savcıların, adaylık sürecine örgüt tarafından ayrı bir önem atfedilmekte ve bu dönem içerisinde örgüte bağlı bulunan adayların, örgütle irtibat ve iltisakı bulunmayan diğer adaylardan daha ön plana çıkarılması, dönem arkadaşları arasında örgütsel tabiriyle ”parlatılması” ve bu kişilerin gelecekte unvanlı görevlere getirilmesinin önünün açılması hedeflenmiştir.
Bu hedefin gerçekleştirilmesi amacıylada örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının görev aldığı mezuniyet yıllık (albüm) kurulları oluşturulduğu ve yıllık (albüm) kurulu üyelerinin albümün hazırlanması amacıyla tertip ettikleri üst düzey ziyaretlerle yüksek yargı ve kamu bürokrasine kendilerini refere ettikleri, yine örgüt tarafından kendisine iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının Adalet Akademisinde sınıf başkanı seçilmesi sağlanarak Akademi üst yönetimiyle ve ders veren öğretim görevlileriyle yakın temaslarının sağlanmaya çalışıldığı anlaşılmıştır.
Bu kapsamda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca Adalet Akademesi Yıllık (albüm) Kurulu başkan ve üyeliği hususunda hazırlanan … tarih ve … sayılı inceleme raporunda, staj döneminde yıllık kurulu başkan ve üyesi olan toplam 292 hâkim ve savcının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca FETÖ ile irtibat ve iltisakları nedeniyle görevden uzaklaştırılmalarına ve/veya meslekten çıkarılmalarına karar verildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Ayrıca söz konusu Tetiş Kurulu raporunda, “Gizli Tanık ‘…’ beyanında; Akademi sınıf başkan ve yardımcılarının cemaat abileri tarafından belirlenen kişilerden oluşmasının temel hedeflerden biri olduğu, diğer bir amacın ise yıllık komitesinin mümkün mertebe cemaat abileri tarafından önceden belirlenen stajyerlerden oluşması olduğu, zira yılsonu gösterisinin yıllık komitesi tarafından hazırlandığı, yılsonu gösterilerinin içeriğinin konjonktüre göre değişmesinin nedenlerinden birinin de yıllık komitelerinin cemaatçilerden oluşmasından kaynaklandığı, incelenmesi halinde bu durumun anlaşılabileceği,
N.Ç. beyanında; İlk akademi döneminde bulunduğu sınıfta sınıf başkanının E.A., sınıf başkan yardımcısının ise S.B. olduğu, sınıf başkanlığı seçimi öncesinde yapılan toplantılarda sınıf başkanlığı seçimlerinde belirlenen adaylara oy verilmesinin söylendiği, verilen talimat doğrultusunda sınıf başkanlarının seçildiği, son akademi döneminde S.B.’in sınıf başkanı seçilmesi nedeniyle yapının bayanlar grubundan olduğunu düşündüğü, ayrıca son akademi döneminde akademi yıllıklarının düzenlendiği, bu yıllıkları sınıf başkanlarının düzenlediği, sınıf başkanlarının da ağırlıklı olarak yapı elemanı olduğu,
İ.E. beyanında; Staj dönemi bittikten sonra 2007 yılında ilk görev yeri olan Mersin İdare Mahkemesine atandığı, o dönem akademide yıllık kurulunda olan kişilerin cemaatçi olduklarının söylendiği, bu kişiler arasında L.K. ve E.B.’in de bulunduğu,
T.D. beyanında; Fetullah Gülen Cemaati mensubu K.O.’un, en son Tokat İlinde hâkim olarak görev yaptığı, 8. Dönem Adli Yargı hâkim ve savcı adaylarının tümünün sorumlusu yani abisi konumunda bulunduğu, aynı zamanda akademide yıllık kurulu organizasyonunda yer aldığı, Fetullah Gülen cemaatindeki aktif pozisyonunu devam ettirdiği,” şeklinde tanık beyanlarına yer verilmiştir.
Sonuç olarak FETÖ için hakim ve savcıların adaylık döneminin de ayrı bir önem arz ettiği, örgüt tarafından Adalet Akademisindeki eğitim sürecinde örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının emsalleri arasında ön plana çıkarılması sağlanarak gelecekteki unvanları görevlere getirilebilmeleri adına hazırlık yapıldığı, bu kapsamda da staj döneminde albüm kurulu üyelikleri ile sınıf başkanlarının özellikle örgüte irtibat ve iltisakı bulunan hakim ve savcı adaylarından seçilmesinin sağlanmasına özel önem verildiği anlaşılmaktadır.

ii. Yıllık Kurulu Üyeliğinin/Sınıf Başkanlığının Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerde davacının staj döneminde 16. Dönem Adli Yargı Yıllık Kurulu Üyesi olduğu bilgisine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargıda etkin olduğu dönemde Adalet Akademisinde yıllık kurulu üyeliği yapmasının yukarıda yer verilen açıklama ve tespitler doğrultusunda FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.