Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2019/1579 E. , 2021/4159 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/1579
Karar No : 2021/4159
DAVACI :…
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Kurulu /
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının Adana Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdirdiği eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı (dava dilekçesinde sehven Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararı olarak belirtilmiştir) kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Dairenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Gerek ceza gerekse disiplin hukukunda kimin, hangi suçu, ne şekilde işlediğinin somut, açık ve net bir şekilde ortaya konulması gerektiği, dava konusu kararda somut herhangi bir delilin gösterilmediği, söz konusu kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğu ve kararda tamamen soyut ve çıkarıma dayalı ifadelere yer verildiği, kararın gerekçesiz olduğu, kişiselleştirme yapılmadığı, usulüne uygun olarak savunma hakkı verilmeden meslekten çıkarma cezası verildiği, masumiyet karinesinin, hakimlik teminatının, savunma ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Usule ilişkin olarak; dava dilekçesinde davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istenmekte ve bu kararın hukuka uygun olmadığına yönelik açıklamalarda bulunulmakla birlikte, bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin işlem olarak belirtilmek suretiyle kamuoyunda “MİT TIR’larının Durdurulması Olayı” olarak bilinen eylemleri nedeniyle davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yaptığı itirazın reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararın iptali istenerek davanın konusu hakkında yanılgıya düşüldüğü, bu yanılgının giderilmesi, davanın konusuna ilişkin tereddütlerin ortadan kaldırılabilmesi için dava dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3.maddesi uyarınca reddi gerektiği, esasa ilişkin olarak ise soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığının ve “mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte” eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu, bu nedenle davacının sübuta eren fiilleri nedeniyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69/son maddesi uyarınca meslekten çıkarılması cezası ile cezalandırılmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ : Dava, davacının Adana Başsavcı Vekili olarak görev yaptığı döneme ilişkin eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapmış olduğu itirazın reddine ilişkin … tarih ve E:…., K: … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararı ile 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptali ile göreve iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde, “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması” dava şartları arasında sayılmış, 115. maddesinde ise, mahkemenin dava şartı noksanlığını tespit etmesi halinde davayı usulden reddedeceği kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda “derdestlik” müessesesi düzenlenmemiş ve Kanunun 31. maddesinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun derdestlik ile ilgili maddelerine atıfta bulunulmamış olmakla birlikte; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir davanın daha önce aynı veya başka bir mahkemede açıldığının ve görülmekte olduğunun saptanması halinde, ikinci davanın esasının derdestlik nedeniyle incelenemeyeceği usul hukukunun genel ilkelerindendir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemiyle Danıştay Beşinci Dairesinin E:2017/1864 sayılı dosyasında dava konusu edildiğinden bakılan davanın yukarıdaki hükümler uyarınca derdestlik nedeniyle incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Davacının Adana Başsavcı Vekili olarak görev yaptığı döneme ilişkin eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapmış olduğu itirazın reddine ilişkin … tarih ve E:…, K: … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararına gelince;
Anayasa’nın “Hakimlik ve Savcılık Teminatı” başlıklı 139. maddesinde, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hariç, hakim ve savcıların azlolunamayacağı kurala bağlanarak, hâkimlik ve savcılık mesleğinin teminat altına alındığı, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, hâkim ve savcıların atanmaları, hakları ve ödevleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 139. ve 140. maddeleri, hâkim ve savcıların, hangi fiilleri nedeniyle veya hangi suçlardan mahkum edildiklerinde meslekten çıkarma cezası verileceği konusunun düzenlemesini kanuna bırakmıştır.
Kanun koyucu, Anayasa’nın verdiği bu yetkiye dayanarak, hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezasını gerektiren bir suçtan mahkum olma veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilme hâllerini, 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinde düzenlemiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Meslekten çıkarma cezası” başlıklı 69. maddesinde;
“Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir.
68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir.
Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.
Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Hâkimlik ve savcılık mesleğini ifa eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerektiği, toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebinin, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı ve güvenden de kaynaklandığı, yargı görevini yerine getiren kişilerin, adaleti gerçekleştirdikleri kadar bunu görüntü olarak da sağlamalarının icap ettiği, yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği, hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile doğru orantılı olduğu açıktır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarları olup, bu mesleğin saygınlığı ve onuru, hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade etmektedir.
Hukuk Devleti, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve itibarını (saygınlığını) korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumlu olması nedeniyle, kanun koyucu, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, Adana Başsavcı Vekili olarak görev yaptığı dönemde meydana gelen kamuoyunda ”Mit Tır’larının Durdurulması Olayı” olarak bilinen konuyla ilgili isnat olunan eylemlere ilişkin kendisinin de dahil olduğu kişiler hakkında yapılan soruşturma sonucunda, bütün soruşturma maddelerinin birlikte değerlendirilerek, fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü gerekçesiyle 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla, meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, söz konusu kararın yeniden incelenmesi talebiyle yapılan başvurunun ise, aynı Dairenin, … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla reddedildiği, bu karara karşı yapılan itirazın da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla reddedilerek meslekten çıkarma cezasının kesinleşmesi üzerine söz konusu kararın iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, davacının, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görülerek meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Yargıtay …. Ceza Dairesinin …tarihli, … esas ve … sayılı kararı ile Cebir ve şiddet kullanarak T.C.Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçundan CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince Beraatine, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek suçundan TCK’nın 327/1, 62/1 maddesi gereğince 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak suçundan TCK’nın 329/1, 62/1 maddesi gereğince 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, FETÖ/PDY Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan TCK’nın 314/2, 3713 SY’nın 5/1, TCK’nın 62/1 maddesi gereğince 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Olayda, soruşturma dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, davacı hakkında 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Davanın Kısmen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararı yönünden incelenmeksizin reddine, Kısmen Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin …tarih ve E:… K: … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararı yönünden Reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava konusu disiplin cezasına neden olan olaylar tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcı Vekili olan davacının da aralarında bulunduğu 8 kişi hakkında kamuoyunda “MİT TIR’larının Durdurulması Olayı” olarak bilinen olay ile ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu davacının, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesi’nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından meslekten çıkarma cezasının yeniden incelenme talebiyle yapılan başvurusu Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi’nin 06/07/2017 tarihli ve E:2015/76, K:2017/226 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun 16/01/2019 tarihli ve E:2015/76, K:2019/5 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bakılan dava, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istemiyle açılmıştır.
Diğer taraftan, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Davacının Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun anılan kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açtığı davada, Dairemizin 29/11/2021 tarih ve E:2017/1864, K:2021/4153 sayılı kararı ile;”… davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği …” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay … Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile “Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek” suçundan 4 yıl 2 ay, “Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak” suçundan 5 yıl 10 ay ve “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrasında; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezasının verileceği hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesi’nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı hakkında düzenlenen soruşturma raporunun incelenmesinden, davacı hakkında;
“…B) Adana eski Cumhuriyet Başsavcı Vekili (Mülga TMK 10. maddesiyle görevli) hâlen Gaziantep Cumhuriyet Savcısı (…) …’nın;
1) 01/01/2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobil ile 19.01.2014 tarihinde Adana Ceyhan Otoyol Gişelerinde MİT’e ait üç adet TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurularak aranması ya da aranmaya çalışılması olaylarına ilişkin olarak, TIR ve otomobillerin MİT’e ait, ilgili personelin de MİT personeli olduğunun anlaşılmasına ve bu konudaki 3713 sayılı Yasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 10/b maddesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun “Soruşturma İzni” kenar başlıklı 26. maddesindeki açık hükümlere rağmen, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen 22/07/2013 tarihli, TMK 10. maddesi ile Görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili ve Cumhuriyet Savcılarının İşbölümü Cetveline göre, Cumhuriyet savcılarının çalışma düzeni ve koordinasyonundan sorumlu olan ve HTS kayıtlarına göre Cumhuriyet Savcıları A.T. ve Ö.Ş. ile MİT’e ait TIR’ın ve otomobilin durdurulmasından hemen sonra birçok kez telefonla görüştüğü tespit edilen ilgilinin, usul ve yasaya aykırı arama kararı veren, arama kararını tatbik eden ve etmeye çalışan Cumhuriyet savcılarının eylem ve işlemlerinden haberdar olduğu hâlde, denetim ve gözetim yetkisine aykırı olacak şekilde arama gibi usulsüz soruşturma işlemlerinin yapılmasına sessiz kalarak devletin gizli sırlarının ifşa olmasına kasten sebebiyet verdiği,
2) 01/01/2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobil ile 19/01/2014 tarihinde Adana Ceyhan Otoyol Gişelerinde MİT’e ait üç adet TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurularak aranması ya da aranmaya çalışılması olayları ile ilgili olarak, Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı B.B. ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve aynı zamanda HSYK 1. Dairesi üyesi olan K.İ.’nin, yapılan usulsüz arama işleminin önlenmesini teminen olay tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan S.B.’yi telefonla arayıp gerekli yasal uyarıları yapmaları sonrasında, S.B.’nin kaleme aldığı, şikâyetini içerir tutanak vasfını haiz olmayan yazı içeriğinde ileri sürülen iddiaların TMK 10. maddesi kapsamında kalmamasına karşın, usulsüz bir şekilde TMK 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T.’ye göndermesi üzerine, A.T.’nin de söz konusu şikâyet dilekçesini yine yasaya aykırı bir şekilde uhdesindeki … sayılı soruşturma dosyası kapsamına alarak yasal prosedürlere riayet etmeden ayırma kararı verdiği ve TMK 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturma numarasına kaydettirerek ilgiliye gönderdiği, ilgilinin, anılan kişiler hakkında doğrudan soruşturma yapılamayacağına ilişkin yasal mevzuat gereğince uhdesine aldığı evrakla ilgili olarak, usulsüz olarak yürütülen soruşturmayı sonlandırıp adi suçlara ilişkin isnatlar içeren şikâyet dilekçesini de Bakanlık Muhabere Bürosu üzerinden ilgili mercilere göndermesi yerine, hukuka aykırı bir şekilde başlatılan soruşturmayı TMK 10. maddesi kapsamında görüp Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı B.B. hakkında, UYAP üzerinden adlî sicil ve nüfus kayıt örneği de alarak terör suçlusu algısını yaratacak şekilde fezleke düzenlediği…” iddialarıyla disiplin soruşturması başlatılmıştır.
Yapılan soruşturma sonucu hazırlanan raporu değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesi tarafından tesis edilen … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararın “Delillerin Tartışılması” başlıklı bölümünde davacı hakkında;
“…(B/1) SAYILI SORUŞTURMA MADDESİNE İLİŞKİN:
İlgilinin, Adana Cumhuriyet Başsavcı Vekili olması nedeniyle gerek 01/01/2014 günü Hatay İli Kırıkhan İlçesinde, gerek 19/01/2014 günü Adana İli Ceyhan İlçesi Sirkeci Otoyol Gişelerinde, MİT’e ait TIR’ların durdurulması olayları ile olarak, 01/01/2014 günü durdurulan TIR’da arama kararı veren TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T. ve bu kararın uygulanması için arama talimatı veren ve bu amaçla olay yerine giden TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile, haklarında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının … nolu dosyası üzerinden yürütülen soruşturma sonuncunda, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarından Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklardan (… esas) Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli O.Ş., Ö.K. (… esas), Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli G.B. ile Jandarma Astsubay Çavuş olarak görevli H.A.’ya (… esas) ait HTS raporlarını, hakkındaki iddiaların daha iyi anlaşılması bakımından, her iki olay açısından ayrı ayrı incelemek gerekmektedir.
Ayrıntıları adı geçenlere ilişkin HTS inceleme tutanaklarında açıklandığı şekilde:
01/01/2014 günü meydana gelen olayla ilgili olarak;
TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’nin;
İlgili ile olaydan bir gün önce, Cumhuriyet Savcısı A.T. ile 15.55’deki görüşmesinin ardından E.K. ile 17.33’deki görüşmesinin öncesinde saat 16.39’da, olay günü ilki saat 19.27’de olmak üzere saat 20.29, 20.41, 20.47, 20.58, 21.04, 21.21, 21.30, 21.44, 21.52, 22.07, 22.20, 22.42, 22.49, 22.52, 23.07, 23.14’de,
Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli olan ve Hatay bölgesinde meydana gelen olayda herhangi bir yetkisi bulunmayan, 15 gün önce eşinin doğum yapması nedeniyle Ankara’dan yeni dönmesine rağmen, yılbaşı tatili de olmasına karşın Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli olan G.B.’yi ziyaret bahanesiyle olay yerine giden Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli O.Ş. ile, ilki 31.12.2013 günü saat 14.39’da olmak üzere saat 18.53, 00.55, 01.19.21, 01.19.58, 01.28’de, ihbarın yapılmasından hemen önce (olay günü saat 12.32’de Cumhuriyet Savcısı A.T. ile yapılan görüşmeden sonra) saat 14.19, 14.25, 14.29’da, ihbarın yapılması sonrası henüz olayın Adana TMK 10. Madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığına intikal etmeden saat (Cumhuriyet Savcısı A.T. ile yaptığı saat 14.30’daki görüşmeden sonra) 16.40, 16.42 ve 16.46’da, olay esnasında ise saat 20.27, 20.28, 21.54, 22.02, 22.09, 22.25, 22.39, 23.00, 23.09, 23.30’da,
Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli G.B. (G.B.’nin, Antakya Köprübaşı Künefeciler kulübesine giderek kendi ismini T.K. olarak beyan edip, 156 Jandarma Hareket Merkezine TIR’la ilgili ihbarda bulunduğu iddiasıyla hakkında, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarından … Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklardan (… esas) Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Astsubay Çavuş olarak görevli H.A. ile MİT’e ait TIR’ın durdurulmasına ilişkin ihbarın yapıldığı 15.29.57’den yaklaşık 2 dakika önce 15.28.06’da telefon görüşmesi yaptığı tespit edilmiştir.) ile olay henüz Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığına intikal etmeden, ilki 16.53’de olmak üzere saat 17.39, 17.49, 17.50, 18.17, 18.22, 19.24, 20.20, 20.40’da,
Cumhuriyet Savcısı A.T. ile, 31/12/2013 günü saat 14.39’da O.Ş. ile yaptığı ilk görüşmeden sonra, saat 15.55’de, olay günü saat 12.32’de, bu konuşmasının ardından O.Ş. ile yaptığı 14.19, 14.25, 14.29 saatlerindeki görüşmelerinden hemen sonra ve ihbardan hemen önce saat 14.30’da, ihbarın yapılmasından sonra olay yerine hareket etmeden saat 17.53, 18.14’de, gecenin ilerleyen saatlerinde ise 22.14, 22.46 ve 23.51’de,
Hatay İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube’ye vekalet eden E.K. ile olaydan bir gün önce saat 17.33’de, olay günü ise MİT’e ait araçların durdurulmasından hemen sonra ve olay henüz Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığına intikal etmeden saat 16.45 ve 16.58’de, henüz arama kararı vermeden saat 17.36, 17.47’de, arama kararından sonra ise 19.30, 20.24, 20.33, 20.43’de,
Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Y.K. ile olay günü ilki saat 17.33’de olmak üzere müteaddit zamanlarda 14 kez,
TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T.’nin;
İlgili ile olay günü TIR’ın durdurulmasından sonra, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığından arama kararı talep edilmeden (Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı K.A.’nın beyanına göre arama kararı 18.10 civarında Adana TMK 10. madde ile görevli görevli nöbetçi Cumhuriyet Savcısından talep edilmiş) saat 16.21 ve 16.50’de,
19/01/2014 günü meydana gelen olayla ilgili olarak;
TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T.’nin;
İlgili ile ihbarın yapılmasından hemen sonra saat 08.14’de, TIR’ların durdurulmasından hemen sonra 12.38’de ve devamında 12.54, 13.42, 13.55, 14.51, 15.21, 15.44, 15.55, 16.00, 17.24’de,
Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli Ö.K. ile tatil olan Pazar günü sabahın erken saatlerinde 05.57 ve 06.04’de, TIR’ların durdurulmasından hem sonra peş peşe saat 12.05, 12.18 ve 12.26 ve devamında 12.43, 13.36, 13.46, 13.57, 14.13’de,
Telefon görüşmeleri yaptıkları tespit edilmiştir.
Bu telefon görüşmeleri ve her iki olayla birlikte değerlendirildiğinde, olay günü ve öncesinde, ilgili, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcıları Ö.Ş. ve A.T. ile Jandarma İstihbarat görevlileri G.B., O.Ş., Ö.K. ve ihbarı yapan H.A. arasında çok sayıda telefon görüşmesi yapıldığı, bu görüşmeler O.Ş., Ö.K. ve G.B. merkezinde gerçekleştirildiği, olaya ilişkin bilgilerin bu şahıslar tarafından sürekli bir şekilde TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcıları Ö.Ş. ve A.T.’ye aktarıldığı, her iki Cumhuriyet savcısının da bu bilgileri ilgiliye ilettikleri, bu şekilde ilgilinin, her iki olayda da gerek ihbarlardan önce gerek ihbarlardan sonra henüz TIR’lar durdurulmadan, TIR’ların MİT’e ait, şahısların da MİT personeli olduğunu kesin olarak bildiğinin anlaşıldığı, bu doğrultuda her iki olaya ilişkin ihbarın, 5271 sayılı CMK’nın ‘Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet Savcısının Görevi’ kenar başlıklı 160/1. maddesinde aynen ‘Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.’ şeklindeki düzenlemede öngörülen anlamda, Cumhuriyet savcısını harekete geçirebilecek nitelikte bir ihbar olmadığı gibi başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli de içermediği, hâl böyle olunca, aynı Kanunun ‘Cumhuriyet Savcısının Görev ve Yetkileri’ kenar başlıklı 161. maddesindeki yetkilerin kullanılmasını gerektirecek adli bir olayın da bulunmadığı anlaşılmıştır.
İlgilinin, “Kaldı ki, benim ve diğer meslektaşlarımın, olay tarihinde hakkımızda herhangi bir soruşturma yokken, kişisel veri niteliğindeki HTS kayıtlarının usule ve yasaya aykırı olarak ele geçirilip, şahsımca buna dayanak mahkeme kararının istenilmesine cevap olarak, “telefonuma ait HTS kayıtlarının soruşturma kapsamında talep edilmediği, iletişim bilgilerime, hakkında soruşturma yapılan diğer Cumhuriyet savcılarına ait HTS kayıtlarından ulaşıldığı ve mahkeme kararının olmadığının” bildirilmesi karşısında, bu niteliğiyle yasak delil kapsamında olan bu kayıtların kullanılmasına ilişkin olarak da her türlü yasal hakkımı kullanacağımı da tekraren ifade ediyorum.” şeklindeki savunması, HTS kayıtlarının Başmüfettiş tarafından kanuni dayanakları yukarıda gösterilen yasal mevzuat çerçevesinde, usulüne uygun olarak mahkemeden talep edilmesi nedeniyle yerinde görülmemiştir.
3713 sayılı TMK’nın olay tarihinde yürürlükte olan mülga 10. maddesi ile Kanun kapsamındaki suçların soruşturulması ve kovuşturulması için yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde ağır ceza mahkemeleri ve Cumhuriyet savcıları görevlendirilmiştir. Kanunun 4. maddesinde aynen ‘Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:
a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.
e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç.’ şeklindeki düzenleme ile Cumhuriyet savcıları ile mahkemelerin yetki ve görevlerindeki suçlar tahdidi olarak sayılmış,
Ayrıca, aynı Kanunun mülga 10/b fıkrasının aynen ‘…b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır…’ şeklindeki birinci cümlesi ile de 4. maddede sayılmayan 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddeleri ile ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılması görev alanlarına dâhil edilmiş, ikinci cümlesinde ise aynen ‘…1,11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır…’ denilerek, 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddeleri ile kapsamında görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş suçlarla ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, herhangi bir kişi veya kurumdan izin alınmaksızın doğrudan yapabilecek soruşturmalara istisna getirilerek 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26/1. maddesindeki ‘MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250’nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır…’ şeklindeki düzenleme ile uyum sağlanmıştır.
Buna göre, MİT mensupları veya Başbakan tarafından belirli bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilen kamu görevlileri ile ilgili olarak, 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddelerinin ihlaline ilişkin ihbar veya şikâyetlerin Cumhuriyet savcılıklarına ulaşması halinde, Cumhuriyet savcısınca doğrudan soruşturma yapılamayacak olup soruşturma şartı olarak Başbakandan izin alınması gerekecektir. Bu duruma ilişkin mevzuatımız mutlak olup, herhangi bir istisnai hüküm de içermemektedir. Açıklanan madde metninde, 26.04.2014 yürürlük tarihli 6532 sayılı Kanunla herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Dolayısıyla bu husus, madde metninin 1. fıkra hariç yeniden düzenlendiği 6532 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce de aynen geçerlidir.
Ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet başsavcı vekili ve Cumhuriyet savcılarının, mevzuat kapsamında yetki ve görevlerini ayrı başlık altında incelemek, konunun önemine binaen zaruridir. Şöyle ki;
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliyelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’un Cumhuriyet Başsavcısının Görevleri başlıklı 18. maddesinde:
‘1. Cumhuriyet başsavcılığını temsil etmek,
2. Başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, iş bölümünü yapmak,
3. Gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,
4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının; ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet başsavcı vekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır.
Asliye ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının o yer yargı çevresinde görevli Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır.’,
Cumhuriyet Başsavcı vekilinin Görevleri başlıklı 19. maddesinde; ‘
1. Cumhuriyet başsavcısının verdiği görevleri yerine getirmek,
2. Cumhuriyet savcılarının adli ve idari görevlerine ilişkin işlemlerini inceleyip Cumhuriyet başsavcısına bilgi vermek,
3. Gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,
4. Cumhuriyet başsavcısının yokluğunda ona vekâlet etmek.’,
Cumhuriyet Savcısının Görevleri başlıklı 20. maddesinde;
‘1. Adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,
2. Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adli ve idari görevleri yerine getirmek,
3. Gerektiğinde Cumhuriyet başsavcısına vekâlet etmek,
4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Aynı yerde görev yapan Cumhuriyet Başsavcı vekili bulunmadığında, Cumhuriyet başsavcısına vekâlet edecek olanı Cumhuriyet başsavcısı belirler.’
Hükümleri düzenlenirken,
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunun “gözetim ve denetim hakkı” kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında; “Ağır ceza Cumhuriyet başsavcıları, merkezdeki Cumhuriyet başsavcıları ile bağlı ilçe Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet savcıları üzerinde gözetim ve denetim hakkına sahip olduğu” vurgulanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 03/03/2009 tarih, 2009/3-21 Esas ve 2009/46 Karar sayılı ilamında; “Yasal düzenlemelere göre ağır ceza Cumhuriyet başsavcısı soruşturma aşamasında diğer Cumhuriyet savcıları arasında işbölümü yaparak kimin hangi soruşturmayı yürüteceğini belirleme, soruşturma sonucunda iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara “görüldü” yapmak suretiyle bu belgelerdeki görüşü benimseme, gerektiğinde bunlarda değişiklik yapılmasını isteme, kendiliğinden düzeltme yapma, kovuşturma aşamasında ise duruşmada yer alacak Cumhuriyet savcısını belirleme, gerektiğinde duruşmada Cumhuriyet savcısı olarak iddia makamında bizzat yer alma hak ve yetkisine sahip olduğu” belirtilmiştir.
Öte yandan Anayasanın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 01/10/1982 gün ve 8692/79-56 sayılı Piersack/Belçika Kararında özetle; “Yargıçlardan birisinin, daha önce tahkikatı yürüten savcılık biriminin başı olarak görev yaptığı, bu dosyayla ilgilenen görevlilerin hiyerarşik üstü olarak mahkemeye sunulacak yazılı mütalaaları gözden geçirip düzeltme, olayda benimsenecek yaklaşımı tartışma ve hukuki noktalardan kendilerine tavsiyede bulunma hakkına sahip olduğu,” yönünde karar vermiştir.
Görüldüğü üzere, Cumhuriyet başsavcı vekillerinin kendisine bağlı olan büroda görevli Cumhuriyet savcıları üzerinde, Cumhuriyet savcılarının 5235 sayılı Yasanın 20. maddesi kapsamında kullanabileceği yetkilerinin Kanuna uygunluğu açısından gözetim ve denetim yetkisi bulunmaktadır.
Son olarak arama işlemi, 5271 sayılı CMK’nın ‘Şüpheli veya sanıkla ilgili arama’ kenar başlıklı 116. maddesinde düzenlenmiş olup ‘Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir.’ şeklindedir. Maddeye göre arama, ancak şüpheli veya sanığa ait eşya, konut, işyeri veya ona ait diğer yerlere ilişkindir. Yani kanunî anlamda arama işlemi yapılabilmesi için hakkında başlatılmış bir soruşturma olan şüpheli ya da kovuşturma yapılmakta olan sanık bulunmalıdır. Şüpheli veya sanık sıfatlarına haiz olmayan ya da başka bir ifadeyle hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunmayan kişi ile ilgili yapılacak arama, kanuna aykırı olarak başlatılmış bir soruşturma nedeniyle kanuna aykırı olacaktır. Aynı Kanunun ‘Arama Kararı’ kenar başlıklı 119/1. maddesinde ise aynen ‘Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler…’ şeklinde düzenleme yapılmıştır. Buradaki ‘gecikmesinde sakınca bulunan hâl kavramı, Adli Arama Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlığı altındaki 4. maddesinde “ Adli aramalar bakımından; derhal işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerin kaybolması veya şüphelinin kaçması ya da kimliğinin tespit edilmemesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması halini,” şeklinde tanımlanmış, CGK.’nın 17/11/2009 tarih, 2009/7-160 esas ve 2009/264 karar sayılı kararında da aynen ‘…arama işleminin yapıldığı tarihteki yasal düzenlemelere göre, arama ancak hâkim kararıyla mümkündür. Cumhuriyet savcıları ile onun yardımcısı sıfatıyla emirlerini yerine getirmekle görevli kolluğun arama emri yetkisi istisnai olup, bu yetkinin doğması için bir ön koşul olarak, gecikmesinde sakınca umulan halin gerçekleşmesi gerekir. Gecikmede sakınca bulunduğundan söz edebilmek için de, ilgilinin hâkime başvurup karar aldıktan sonra tedbiri uygulamak istemesi halinde o tedbirin uygulanamaz duruma düşmesi ya da uygulanması halinde dahi beklenen faydayı vermemesi söz konusu olmalıdır…’ denilmek suretiyle açıklık getirilmiştir.
İlgili yasal hükümler, tanık beyanları ve HTS kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi sonucu ilgilinin;
01/01/2014 tarihli olaya ilişkin olarak, ihbarın yapılmasından önce TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcıları A.T. ve Ö.Ş. ile jandarma görevlilerinin olağan olmayan şekildeki irtibatları sonucu bilinen ve kendisine de adı geçen Cumhuriyet savcıları tarafından aktarılan bilgilerle, TIR’ın durdurulmasından çok önce ihbarın ne şekilde ve kim tarafından yapıldığı ile ihbarın yapılmasından ve TIR’ın durdurulmasından sonra, TIR’ın MİT’e ait, personelin MİT personeli ve faaliyetin de devlet sırrı niteliği kapsamında olduğunu bildiği, mesleki müktesebatı gereği, ‘silah kaçakçılığı’ iddiasından ibaret arama talep yazısına konu olayın, 3713 sayılı Yasanın 4 ve mülga 10/b maddesinin birinci cümlesi ile görev alanı belirlenen TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinin görevli olmadığını bilebilecek durumda olması nedeniyle, TMK 10. madde ile görevli nöbetçi Cumhuriyet Savcısı A.T.’nin yasaya aykırı olarak başlattığı … sayılı soruşturma kapsamında arama kararı vermesine, nöbetçi olmamasına rağmen, kendisi tarafından yapılmış olan iş bölümü ve çalışma esaslarına aykırı olarak TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’nin arama yapması için yerel Cumhuriyet Başsavcısına sözlü talimat vermesine ve bilahare olay yerine gitmesine,
19/01/2014 tarihli olaya ilişkin olarak, ihbarın yapılmasından önce TMK 10. madde ile görevli nöbetçi Cumhuriyet Savcısı A.T. ile jandarma görevlilerinin olağan olmayan şekildeki irtibatları sonucu bilinen ve kendisine de aktarılan bilgilerle, TIR’ların durdurulmasından çok önce ihbarın ne şekilde ve kim tarafından yapıldığı ile, ihbarın yapılmasından ve TIR’ların durdurulmasından sonra, TIR’ların MİT’e ait, personelin MİT personeli ve faaliyetin de devlet sırrı niteliği kapsamında olduğunu bildiği, mesleki müktesebatı gereği, ihbar ses kaydı dökümünde ‘patlayıcı madde’ denilip herhangi bir terör örgütünden de bahsedilmediği halde, sonradan ‘El kaide terör örgütü’ ve ‘silah ve mühimmat’ ibareleri ilave edilen arama kararı talep yazısına konu olayı, nöbetçi olmamasına rağmen, Cumhuriyet Başsavcısı S.B. tarafından yapılmış olan iş bölümü ve çalışma esaslarına aykırı olarak TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından, 01/01/2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da durdurulan TIR’ın MİT’e ait olduğu ve terör örgütü ile ilgili olmadığının önceden ortaya çıkmasına, ‘… sayılı soruşturma dosyası ile ilgisi olabilir’ ibaresini ekleyerek arama kararı vermesine, 3713 sayılı Yasanın 4 ve mülga 10/b maddesinin birinci cümlesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun ‘Soruşturma İzni’ başlıklı 26. maddesinin hükümleri gereği, devlet sırrı niteliğindeki faaliyetin herhangi bir suç veya suç unsuru oluşturmadığının da açıkça anlaşılmasına rağmen verilen usulsüz arama kararının işlemsiz olarak geri alınmasını sağlaması yerine, MİT’e ait faaliyet ile ilgili usulsüz olarak verilmiş olan arama ve el koyma kararının icrasını sağlayarak TIR’lar içerisindeki malzemelerinin tespitinin yaptırılmasına,
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 20. maddesi kapsamında belirlenen görevlerine aykırı davranan adı geçen Cumhuriyet savcılarına, aynı Yasanın 19. maddesi gereği denetim ve gözetim yetkisi kapsamındaki yetkilerini kullanarak müdahale etme yerine eylemsiz kalarak, TIR’larda usul ve yasaya aykırı olarak arama yapılmasına, yaptırılmasına, yapılmasına teşebbüs edilmesine, görüntü ve numune aldırılmak suretiyle bu görüntü ve bilgilerin basın yayın organlarında yer almasına sebep olmuş, yukarıda devlet sırrı kavramı üzerine yapılan açıklamalara atfen, 4982 sayılı Yasanın 16. ve 18. maddelerine göre Devletin güvenliği veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler olan ve 2937 sayılı Yasa kapsamında MİT tarafından yasal olarak gerçekleştirilen, özünde devlet sırrı niteliğinde olan ve bu nedenle suç olmayan veya suç unsuru taşımayan faaliyeti, ifşa etme kastı ile hareket eden planlı ve organize yapının parçası olmak suretiyle, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güvenin giderilmesine neden olduğu tespit olunmuş, bu nedenle konu ile alâkalı, ‘‘…Cumhuriyet Savcısı ve emrinde bulunan kolluk, suça konu eylemi icra edenin MİT mensubu veya suçta kullanılan aracın MİT’e ait olup olmadığına bakmaz. Savcı ve kolluk ceza kanunlarına göre, suç olarak tanımlanan fiile müdahale etmek, işlenip tamamlanmasını önlemek ve failleri yakalamak ve delilleri toplamak zorundadır. MİT Kanunu’nun 26. maddesi Cumhuriyet Savcısının, Ceza Muhakemesi Kanununun 160 ve 161. maddelerinden kaynaklanan yetkilerini kullanmasını engellemez…’ şeklinde Prof. Dr. E.Ş.’ye ait makaleden alıntıladığı ve ‘…MİT mensuplarının görevleri ile ilgili iddialara ilişkin soruşturma açılması izne bağlanmıştır. Ancak bu izin şahsa bağlı olup, konu hakkında soruşturma açılmasını, delillerin toplanmasını ve MİT Kanunu’nun 26. maddesi kapsamına girenler hakkında soruşturma izni alınması maksadıyla fezleke düzenlenmesini engellememektedir…’ olarak özetlenebilecek tüm savunmalarına, ortada soruşturulması gereken veya suç unsuru taşıma ihtimali olan bir eylem olmadığı için itibar edilmemiştir.
(B/2) SAYILI SORUŞTURMA MADDESİNE İLİŞKİN:
DELİLLERİN TARTIŞILMASI :
Konu ile alâkalı, Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine ait … ve … (136) soruşturma sayılı dosyalar incelenmiştir.
… soruşturma sayılı dosyaya ilişkin düzenlenen inceleme tutanağında belirtildiği üzere;
01/01/2014 tarihinde Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli personel tarafından tutulan ve İlçe Jandarma Komutanı K.A.’nın da imzasının bulunduğu saat 20.45’deki tutanağa göre, Antakya’da söz konusu TIR ve … marka aracın önce Antakya Bölge Trafik Amirliğinde görevli trafik polisi ekibi tarafından durdurulduğu, şahısların MİT mensubu olduklarını ve araçtaki malzemelerin de devlet sırrı olduğunun söylenmesi ve MİT kimliğinin ibraz edilmesi üzerine polis memurlarının oradan ayrıldıkları, ardından aracın bu kez de Kırıkhan Jandarma Karakolu Çataltepe köyü yol ayrımında durdurulduğu, olay hakkında Cumhuriyet Savcısı Y.A.’ya telefonla bilgi verildiği, daha sonra arama talep yazısının yazıldığı ve imzalatmak için adı geçen Cumhuriyet savcısının yanına gidildiğinde soruşturmanın Adana Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütüldüğü ve kendisinin talimat veremeyeceğini belirtmesi üzerine Adana Cumhuriyet Başsavcılığına talebin iletildiği, aynı gün … sayılı arama kararının Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından fax yoluyla kendilerine iletildiği, bu sırada olay yerine Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Y.K. ve bir müddet sonra da İl Jandarma Komutanlığı bomba imha ekibinin geldiği, olayla ilgili Adana Cumhuriyet Savcısının gelmesinin beklenildiği, bu esnada Hatay Valiliğinin … tarih ve … sayılı emri ile MİT’e ait olan ve ihbara istinaden alıkonulan TIR’ların 2937 sayılı Kanun’a göre özel statüde bulunduğu, bu nedenle serbest bırakılmasının istenildiği, bu emir üzerine görevli jandarma ekiplerinin olay yerinden ayrıldıkları,
Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Y.K.’nin tuttuğu … tarih ve … sayılı tutanak içeriğine göre saat 18.30 sularında Cumhuriyet başsavcılığına Kırıkhan Jandarma Komutanlığı görevlilerince verilen bilgiler doğrultusunda Kırıkhan-Reyhanlı karayolu üzerinde seyreden bir TIR ile arkasında eskortluk eden … marka araçta ‘kaçak silah’ olduğu yönündeki olayın öğrenilmesi üzerine olayın nitelik itibarıyla TMK kapsamında kalması ihtimaline binaen yetkili ve görevli Adana Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile telefon görüşmesi yapıldığı, bu görüşmede araçta yapılacak aramada nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile birlikte Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısının da aramaya iştirak etmesi gerektiği yönünde alınan talimata binaen saat 19.00 sıralarında nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Y.A., Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Y.K. ve Zabıt Kâtibi S.T.’nin Kırıkhan Reyhanlı yolu Karasu mevkiindeki araçların durdurulduğu yere geldikleri, araçta bulunan şahısların MİT personeli olduklarını araçtaki malzemelerin devlet sırrı niteliğinde bulunduğunu, arama yapılamayacağını belirttikleri, bu sırada Adana TMK Savcısı Ö.Ş.’yle tekrar telefonda görüştüğü, Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’nin en kısa sürede olay yerine intikal edeceğini ve araç etrafında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasına devam edilmesini söylediği, İl Alay Komutanın Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı K.A.’yı telefonla arayarak yakalanan araçla birlikte MİT görevlilerinin serbest bırakılması talimatı verdiği, bunun üzerine Yüzbaşı K.A.’nın konunun adli nitelikte olduğu ve emir verme yetkisinin tamamen Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’de bulunduğu ve geri çekilme emrini yerine getiremeyeceğini İl Alay Komutanına bildirdiği, Ö.Ş.’nin olay yerine intikalinin beklendiği sırada Kırıkhan Kaymakamlığında görevli Yazı İşleri Müdürü M.Ş. tarafından Hatay Valiliği’nin … tarih ve … sayılı yazısının Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı K.A.’ya tebliğ edildiği, bu yazıda MİT personelinin kimliklerinin belirlenerek serbest bırakılmalarının istenildiği, buna istinaden K.A.’nın kolluk personelini geri çekerek araç ve personelin serbest bırakılması talimatı verdiği, bunun üzerine Y.K. tarafından Adana Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş’ye telefon yoluyla aranarak gelişmelerden bilgi verildiği, telefonda Ö.Ş’nin kolluk görevlilerinin kesinlikle aracın bulunduğu yerden hareket ettirilmemesi ve şahısların serbest bırakılmaması talimatını verdiği, bu sırada araçların bulundukları yerden hareketle Kırıkhan istikametine doğru yol aldığı sırada ve tekrardan Reyhanlı istikametine doğru hareket ettikleri, Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’nin talimatı doğrultusunda aracın Kırıkhan-Reyhanlı Muratpaşa mevkiinde kolluk kuvvetlerince tekrar durdurulduğu ve güvenlik önlemlerinin alınmasından kısa bir süre sonra Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’nin olay yerine geldiği, bu esnada olay yerinde Kırıkhan İlçe Jandarma görevlilerinin olmadığı, sadece Hatay TEM ekiplerinin bulunduğu, Ö.Ş’ye durumun anlatılmasından sonra adli işlem yapılmasının kendisinin sorumluluğunda bulunduğunu bildirmesi ve talimatı üzerine Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığı personelinin olay yerinden ayrıldığı,
Bu olaylar esnasında 02/01/2014 tarihli Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B. tarafından tutulan telefon görüşme tespit tutanağı içeriğine göre Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. ve Adalet Bakanı B.B.’nin kendisini arayarak TIR’ın MİT’e ait olduğu bu nedenle de arama yapılmasından vazgeçilmesi hususunda beyanda bulunulduğunun iddia edildiği,
Söz konusu tutanak dayanak yapılmak suretiyle tutanağın tanziminden 11 gün sonra … tarih ve … yazısı ile … soruşturma sayılı dosya ile irtibatlı olduğu iddia edilerek dosyanın soruşturmasını yürüten A.T.’ye gönderildiği, bu yazı üzerine … tarih ve … sayılı HSYK Genel Sekreterliğine hitaben Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından yazılan suç ihbarında mağdurların Cumhuriyet Başsavcısı S.B., Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., ihbar olunanın Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. olduğu, suçun ise suç delillerini gizleme, suçluyu kayırma, görevi kötüye kullanma, gizliliğin ihlali ve tehdit olduğu,
… tarih, … soruşturma ve … karar sayılı ayırma kararı ile Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından Adalet Bakanı B.B. hakkındaki görevi kötüye kullanma iddiasıyla ilgili evrakın … soruşturma sırasına kaydına karar verildiği,
Daha sonra ilgili evrakta 19.01.2014 tarihinde MİT’e ait TIR’ların durdurulması olayına ilişkin yapılan işlemler bulunduğu,
MİT’in 06/02/2014 tarihli yazısı ile söz konusu olaya konu kişiler ve araçların 2937 sayılı Kanun uyarınca görev ve yetkiler dâhilindeki faaliyetler kapsamında bulunduğunun bildirildiği, bu nedenle de dosya içeriğinde söz konusu iddialarla ilgili MİT görevlileri hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … tarih ve … soruşturma, … sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve bu kararın Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na ve Başbakanlık Makamına 27.02.2014 tarihinde gönderildiği,
… (…) soruşturma sayılı dosyanın yapılan incelenmesinde;
… soruşturma sayılı dosyanın inceleme tutanağında da izah edildiği üzere, 01/01/2014 günü saat 16.00 sıralarında Hatay Kırıkhan’da durdurulan MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması ile ilgili olarak, olay tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yürüten S.B.’nin Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. ve Adalet Bakanı B.B. tarafından aranarak MİT faaliyeti kapsamında görev ifa eden MİT personelinin sevk ve idaresindeki TIR ve ona eşlik eden otomobilin 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi kapsamında olduğu ve serbest bırakılmasının istenilmesi iddiasına ilişkin sözlerinin 02/01/2014 tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B. tarafından “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” başlığı altında yazıya dökülerek tanziminden 11 gün sonra … tarih ve … yazısı ile “02/01/2014 tarihli Telefon Görüşme Tespit Tutanağı, tarafınızdan yürütülmekte olan … nolu soruşturma dosyası ile ilgisi nedeniyle kapalı zarf içerisinde ilişikte gönderilmiştir. Tutanakta adı geçenler hakkında tutanak içeriğine göre kanuni gereğinin takdir ve ifası rica olunur.” diye belirtilerek gereği için TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet Savcısı A.T.’ye TMK 10. madde kapsamında terör olayı olarak nitelendirilen soruşturma kapsamında yürüttüğü … sayılı dosyaya gönderildiği,
Adı geçen savcı tarafından Adalet Bakanı Müsteşarı K.İ. hakkında suç delillerini gizleme, suçluyu kayırma, görevi kötüye kullanma, gizliliğin ihlali ve tehdit suçlarını işlediği iddiasıyla … tarih ve … sayılı HSYK Genel Sekreterliğine suç ihbarında bulunulduğu, ihbarda mağdurların Cumhuriyet Başsavcısı S.B., Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., ihbar olunanın ise Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. olduğu,
Dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B.nin yukarıda sözü edilen ihbar yazısı üzerine ise Cumhuriyet Savcısı A.T.’nin Adalet Bakanı B.B. hakkında yürüttüğü soruşturma çerçevesinde … günü … soruşturma, … kararı ile ayırma kararı vererek (Ek:6/94-102) evrakı TMK 10. madde kapsamında görerek TMK 10. madde ile görevli Adana Cumhuriyet Başsavcılığının … soruşturma sırasına kaydettiği,
Evrakın TMK 10. madde kapsamında soruşturma defterinin … sırasında kaydını müteakip dosyayı uhdesine alan Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili … tarafından 14/01/2014 günü Adana Cumhuriyet Başsavcısı S.B.’nin mağdur sıfatı ile beyanının alındığı, S.B. söz konusu beyanında, tutanak içeriğinin doğru olduğunu ve Adalet Bakanı B.B. hakkında gereğinin yapılmasını talep ettiğini belirttiği,
15/01/2014 günü Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili … tarafından Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı B.B.’nin nüfus ve sabıka kaydı alınarak dosya arasına konulduğu, aynı gün adı geçen Cumhuriyet başsavcı vekili tarafından Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B.’ye daha fezleke sonucu belli olmadan şüpheli sıfatı verildiği, S.B.’ye davacı-mağdur denilerek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne hitaben Adalet Bakanı B.B. hakkında TMK 10. madde soruşturma defteri üzerinden soruşturma yapılarak “Yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” suçunda fezleke tanzim edildiği ve … soruşturma sayılı dosyadaki evrakın fotokopisi de eklenmek sureti ile … sayılı dosya ile irtibatlandırıldığı,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı yazısıyla evrakın iade edildiği,
Müşahede olunmuştur.
Cumhuriyet Başsavcısı S.B. tarafından, olaydan bir gün sonra, 02.01.2014 tarihinde düzenlenmiş olan ‘Telefon Görüşme Tespit Tutanağı’ başlıklı yazının aynen; ‘01/01/2014 tarihinde Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına içerisinde ruhsatsız silah bulunduğuna dair yapılan ihbar üzerine Kırıkhan İlçesinde durdurulan ve Cumhuriyet başsavcılığımız TMK 10. madde ile görevli büroda görevli nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından talep üzerine yazılı arama kararı verilen … plaka sayılı TIR ve çekici, … plaka sayılı dorse ile … plaka sayılı Linea marka araç içerisinde arama yapılması işlemiyle ilgili olarak Adalet Bakanlığı Müsteşarı Sayın K.İ. ile birçok kez, Adalet Bakanımız Sayın B.B. ile bir kez olmak üzere aramızda telefon görüşmesi gerçekleşmiş olup bu görüşmelerde;
Müsteşar K.İ. Beyin ilk konuşmalarında özetle; söz konusu TIR’ın MİT’in kontrolünde olduğunu, MİT Kanunu’ndaki özel düzenlemeler nedeniyle Başbakanlık izni olmadan TIR’da arama yapılamayacağını, bu nedenle yapılmak istenen armaya katılmak üzere Kırıkhan’a giden Cumhuriyet savcısının arama yapmaktan vazgeçmesini, sadece TIR’ın MİT’in kontrolünde olduğu ve görevlilerin MİT mensubu olduğunun tespiti ile yetinilerek TIR’da arama yapılmasından vazgeçilmesini, aksi halde aramayı yapacak savcı dâhil hepimizin çok üzüleceğini, yanlış bir şey yapmamamızı söylediği,
Daha sonraki görüşmelerde ise; ısrarla Savcı Ö.Ş.’nin söz konusu TIR’daki armayı gerçekleştirmesine müdahale ederek engel olmamı, zaten Kırıkhan Cumhuriyet Savcısının görevlilerin kimliklerini tespit ettiğini ve tutanak tutup olay yerinden ayrıldığını, tutanakların Adana’ya gönderilmesinin yeterli olduğunu söylediği,
Başka bir görüşmemizde de yine yukarıda belirtilenlere benzer sözlerle savı beyin TIR’da arama yapmasına engel olmamı söyledikten sonra telefonu Adalet Bakanı Sayın B.B.’ye verdiği,
Sayın Bakanımızın da özetle; ihbara konu TIR’ın MİT’e ait olduğunu, MİT Kanununda özel düzenleme nedeniyle MİT görevlileri hakkında soruşturmanın Başbakanlık iznine tabi olduğunu, bu nedenle görevli savcının bu TIR’da arama yapamayacağını, yanında İçişleri Bakanı ile MİT Başkanının bulunduğunu ve kendilerinin, Adalet Bakanının ve Müsteşarının TIR’ın içinde silah bulunmadığını söylediklerini, bunların yalan söyleyip de ihbarcının mı söylediğini söylediği, ayrıca ısrarla, hukuka sahip çıkmamı, yetkimi kullanarak derhal görevli savcıdan dosyayı almamı ve başka savcıya vermemi, görevli savcıyı görevden aldığıma dair yazıyı Emniyete, Jandarmaya, ilgili yerlere göndererek aramaya engel olmamı istediği,
Hususları tutanağa geçirilerek tutanak tarafımdan imzalanmıştır.’ şeklinde olduğu görülmüştür.
Burada adı geçen tarafından tek başına yazılıp imzalanmış olan bu yazının, hukuken tutanak vasfında olup olmadığını açıklamak gerekmektedir. Tutanağın hukukî anlam ifade edebilmesi için en az iki resmi görevli tarafından imzalanması şarttır. Adı geçenin, iddia konusu ‘Telefon Görüşme Tespit Tutanağı’ başlıklı yazısı, sadece kendisi tarafından imzalanmış olması nedeniyle hukuken tutanak vasfını haiz olmayıp, ancak kendi şahsına ait suç ihbarı veya şikâyet dilekçesi mahiyetinde olabileceği değerlendirilmiştir.
Konu ile ilgili mevzuat kapsamında, öncelikle dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B. hakkında yapılacak soruşturmalarda, ‘Bakan’ sıfatını haiz olması nedeniyle izlenmesi gereken usul hükümlerinin açıklanması gerekmektedir. Anayasamız, Bakanların işledikleri iddia olunan suçlarla ilgili olarak yapılacak soruşturmalarda, görev sırasında ve görevleri dolayısıyla işledikleri suçlar ile kişisel suçlar olmak üzere ikili bir ayrım öngörmüştür. Görev sırasında ve görevleri dolayısıyla işledikleri suçlardan dolayı soruşturmaya yetkili makam, Anayasanın ‘Meclis Soruşturması’ kenar başlıklı 100. maddesinin ‘Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara bağlar…’ hükmü gereğince, doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak belirlenmiş, bu konuda Cumhuriyet başsavcılıklarına herhangi bir yetki ve görev verilmemiştir. Kişisel suçlarına ilişkin soruşturmalarda ise, aynı zamanda milletvekili olunması nedeniyle Anayasanın ‘Yasama Dokunulmazlığı’ kenar başlıklı 83. maddesinin ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclis tarafından başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar. Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır…’ hükmü doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından dokunulmazlıklarının kaldırılması şartına bağlanmıştır. Bu nedenle hakkında şikâyet ve ihbar bulunan üye hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından dokunulmazlığı kaldırılıncaya kadar herhangi bir soruşturma işlemi yapmak mümkün değildir.
MİT mensuplarının soruşturulmasının usulüne ilişkin bir açıklama yapmak gerekirse, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26/1. maddesi ‘MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250. maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır.’ şeklindedir. Söz konusu fıkrada, 26.04.2014 yürürlük tarihli 6532 sayılı Yasayla herhangi bir değişiklik yapılmamış olup MİT mensupları hakkında, görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı Başbakanlık Makamınca verilmiş bir soruşturma izni bulunmadıkça, herhangi bir soruşturma işlemi yapmak mümkün olmayacaktır.
… ve … (136) soruşturma sayılı dosyaların inceleme tutanaklarında detaylı şekilde kaleme alındığı üzere, Cumhuriyet Başsavcısı S.B.’nin, dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B. ile yaptığı telefon görüşmesi hakkındaki, olaydan bir gün sonra yazıp, ancak 11 gün sonra, 13/01/2014 tarihli ‘02/01/2014 tarihli Telefon Görüşme Tespit Tutanağı, tarafınızdan yürütülmekte olan … nolu soruşturma dosyası ilgisi nedeniyle kapalı zarf içerisinde ilişikte gönderilmiştir. Tutanakta adı geçenler hakkında tutanak içeriğine göre kanuni gereğinin takdir ve ifası rica olunur’ şeklindeki üst yazıya bağlanarak ‘Telefon Görüşmesi Tespit Tutanağı’ başlıklı, şahsi şikayet dilekçesi niteliğinde olduğu kabul edilen yazıyı, Cumhuriyet Savcısı A.T.’ye gönderdiği, A.T.’nin de bahse konu yazıyı, ‘kanuni gereğinin takdir ve ifası ricası’ zımnında, 01/01/2014 tarihinde Hatay İli Kırıkhan İlçesinde durdurulan ve kısa bir süre sonra MİT’e ait faaliyet kapsamında kullanıldığı kesin bir şekilde belirlenen TIR ile ilgili olarak başlattığı … sayılı soruşturma kapsamına dâhil ederek ayırma kararı verip … sayılı soruşturma dosyasının fotokopisini de ekleyerek TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine ait soruşturma defterinin … sayılı sırasına kaydettiği ve Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Çalışma Esasları Yönergesi gereği ilgiliye gönderdiği tespit olunmuştur.
İlgilinin, bu şekilde görev ve sıfatı gereği, yukarıda açıklanan Anayasanın 83 ve 100. maddelerine aykırı olarak başlatılan … sayılı soruşturma dosyası hakkında başkaca bir işlem yapılmaksızın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vererek soruşturma dosyasını kapatması ve bağlantısı bulunmaması nedeniyle de … sayılı soruşturma evrakı fotokopisini iade ettikten sonra, 5271 sayılı CMK’nın ‘Tanımlar’ kenar başlıklı 2. maddesinde şüphelinin, soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişi olarak tanımlanması karşısında ‘şüpheli’ sıfatı verilmeksizin Cumhuriyet Başsavcısı S.B.’nin tanık sıfatıyla ifadesinin alınmasından sonra Bakanlık Muhabere numarası üzerinden fezleke düzenleyerek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne göndermek yerine, savunmasında belirttiği ‘…Kaldı ki fezleke, ilgili kişinin eyleminin yetkili mercie iletilmesinden ibaret olup, hukuki anlamda bir üst yazıdan ibarettir…’ şeklindeki kendi kabulünü de aşarak, dokunulmazlığın kaldırılmasına dair bir karar olmamasına rağmen yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan, dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B.’nin, görev ve sıfatı gereği, yukarıda açıklanan Anayasanın 83 ve 100, 6087 sayılı Yasanın 38, 39 ve 2937 sayılı Yasanın 26. maddelerine açıkça aykırı olarak, terör örgütüne silah sağlama suçundan 5237 sayılı TCK’nın 315. madde kapsamında yürütülen soruşturmada, nüfus ve adli sicil kaydını da alarak dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı olan B.B.’nin, terör örgütü üyesi olduğu algısını oluşturacak şekilde şüpheli, Cumhuriyet Başsavcısı S.B.’nin de davacı-mağdur olarak yer aldığı fezlekeyi düzenlediği belirlenmiştir.
Bu nedenle, ‘…Fezlekede bahsedilen suç ve yasa maddeleri dikkatle incelendiğinde, eylemin “Adli soruşturmayı engellemeye teşebbüs” olarak nitelendirildiği, kanun maddelerinin de bu nitelendirmeye uygun olarak gösterildiği açık olup, yukarıda izah ettiğim nedenlerle, düzenlenen fezlekede terör suçu algısı oluşturabilecek herhangi bir iddia ve isnatta da bulunulmadığı açıktır. “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçu, terör suçu olmadığı gibi, terör suçu algısını da oluşturmayacağı açıktır. Kaldı ki; Adalet Bakanı B.B.’nin söz konusu eylemi, özgü (mahsus) suç olmaması nedeniyle, görev suçu kabul edilemeyecektir. Adalet Bakanının yürütülen bir soruşturmaya etkide bulunmak amacıyla Cumhuriyet başsavcısını aramasına yönelik eylemi, kişisel suç niteliğinde olduğundan, yukarıda hükümleri gösterilen 100/1 nolu Genelge uyarınca, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik doğrudan TBMM’ne gönderilmeyerek, TBMM’ne sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir. Fezlekedeki eylemin muhatabının Cumhuriyet Başsavcısı olması karşısında genelgeye uygun olarak, Başsavcı vekili unvanı ile fezlekenin tarafımdan düzenlenmesine engel mevzuat hükmü bulunmadığı da dikkate alındığında, tüm işlemlerin hukuka uygun şekilde gerçekleştirildiği açıktır.’ şeklindeki dosya kapsamı ve açıklanan mevzuat hükümlerine aykırı olan savunmasına itibar edilmemiştir.
(B/1) ve (B/2) SAYILI SORUŞTURMA MADDE VE BENTLERİNİN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİNDE:
İlgilinin, kararın ilgili kısmında “devlet sırrı” kavramı üzerine yapılan açıklamalara atfen, 5271 sayılı CMK’nın 47 ve 125., 4982 sayılı Yasa’nın 16. ve 18. maddelerine göre; Devletin güvenliği veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerden olan ve 2937 sayılı Yasa kapsamında MİT tarafından yasal olarak gerçekleştirilen, özünde devlet sırrı niteliğinde olan faaliyeti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevi dışında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının …, … ve … soruşturma sırasına kayden yürütülen soruşturmalar neticesinde, haklarında Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarını işledikleri iddiasıyla Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklar ile birlikte, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak ve örgütlü bir şekilde;
Yapılan ihbarlar öncesinde baştan beri bildiği halde, bu faaliyetlere özgülenmiş TIR’larda, usul ve yasaya aykırı olarak arama yapılmasına, yaptırılmasına, yapılmasına teşebbüs edilmesine, görüntü ve numune aldırılmak suretiyle bu görüntü ve bilgilerin basın yayın organlarında yer almasına, MİT mensuplarının gözaltına alınması ve cep telefonlarına el konulmasına sebep olduğu,
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 20. maddesi kapsamında belirlenen görevlerine aykırı davranan adı geçen Cumhuriyet savcılarına, aynı Yasanın 19. maddesi gereği denetim ve gözetim yetkisi kapsamındaki yetkilerini kullanarak müdahale etmek yerine eylemsiz kaldığı, ayrıca, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne hitaben, nüfus ve adli sicil kaydını da dosya kapsamına ekleyerek dönemin Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı B.B.’nin şüpheli, Cumhuriyet Başsavcısı S.B.’nin davacı-mağdur olarak yer aldığı, yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan, dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B.’nin, görev ve sıfatı gereği, yukarıda açıklanan Anayasanın 83 ve 100, 2937 sayılı Yasanın 26. maddelerine aykırı olarak başlatılmış 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu kapsamındaki bir soruşturmaya dâhil edilmesini sağlayarak terör örgütü üyesi olduğu algısı oluşturacak şekilde fezleke düzenlediği,
Bu suretle devletin gizli sırlarını ifşa etme kastı ile hareket edip mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni giderecek nitelikte eylemlerde bulunduğu tespit olunmuş, bu nedenle dosya kapsamı ile doğrulanmayan ve açıklanan mevzuat hükümlerine aykırı olan savunmalarına itibar edilemeyeceği kanaatine varılmıştır…” tespit ve değerlendirmelerine yer verildikten sonra,
” …ilgililer Cumhuriyet Savcısı S.B., Cumhuriyet Savcısı …, Cumhuriyet Savcısı A.T., Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., Cumhuriyet Savcısı Y.K.’nun yargı etik kurallarına uygun düşmeyen davranışları ile adalete olan güveni sarstıkları, hukuk zemininde kalmayan eylemleri ile adalet ülküsü dışında hareket ettikleri, adalet duygusu gözetmeden, başka amaçlar güderek yürüttükleri soruşturmalar ve aldıkları kararlar ile, yargısal yetkilerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmak amacıyla kullandıkları, bu durumun, toplumsal barış, huzur ve güveni olumsuz etkilediği, yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırdığı, adı geçenlerin söz konusu eylem ve davranışlarının mesleğin şeref ve onuru ile memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu, yine Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi, Avrupa Yargıçlar Birliği Hâkimler Şartı, Avrupa Yargı Kurulları Ağı (AYKA)’nın raporunda nitelenen açığa alma ve görevden alınmayı gerektirir özellikleri taşıdığı takdir ve tayin edilmiştir.” gerekçelerine istinaden, davacıya isnat edilen fiiller suç teşkil etmese ve cezai hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğünden 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Dava dosyasının ve soruşturma raporu ile eklerinin incelenmesinden; “Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek”, “Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak” ve “FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği” suçlarından dolayı hakkında mahkumiyet kararı bulunan davacının yukarıda yer verilen eylemlerinin yargısal faaliyete ilişkin olmadığı, yargı yetki ve görevinin planlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik olarak kullanıldığı anlaşıldığından, bu eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğundan, dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Dairenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 29/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.