Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2020/1936 E. 2021/2756 K. 01.12.2021 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2020/1936 E.  ,  2021/2756 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2020/1936
Karar No : 2021/2756

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Birliği
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALILAR) :1-…
2-… Bakanlığı
VEKİLLERİ: Hukuk Müşaviri Av. …
Hukuk Müşaviri …

İSTEMİN KONUSU :Danıştay İkinci Dairesinin 25/12/2019 tarih ve E:2016/12241, K:2019/7491 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 16/04/2015 tarih ve 29328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’le değişik Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nin (Yönetmeliğin adı “Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” iken, dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesiyle belirtilen şekilde değiştirilmiştir) 13. ve 14. maddelerinin, 16. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Ödemeye esas olacak pozisyonun entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde ya da nüfus ve coğrafi yapısı nedeniyle kayıtlı nüfusun zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde olması halinde kayıtlı kişi sayısının 2.400’den fazla, diğer yerlerde” ibaresi ile “Daha sonra” ibaresinden sonra gelen “1.351 ile 2.400 kişiye kadar” ibaresinin, aynı bendin son paragrafında yer alan “2400 kişiye kadar” ibaresinin, aynı maddenin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine, gezici sağlık hizmeti giderleri için; asgari kat edilmesi gereken her bir kilometre için tavan ücretin on binde 5’i ve gezici hizmet bölgesindeki kendisine kayıtlı her kişi için tavan ücretin yüzbinde 7,5’i kadar ödeme yapılır.” cümlesinin, aynı maddenin 2. fıkrasında yer alan “Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100’ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur. Ancak hormon ve ELISA tetkik giderleri bu orana dahil edilmez.” ibaresinin, aynı maddenin 4. fıkrasının, 17. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “yasal kesintiler yapıldıktan sonra asil aile hekimine” ibaresinden önce gelen “%50’si” ibaresinin, aynı maddenin 1. fıkrasının (ç) bendinin, aynı maddenin 6. fıkrasında yer alan “…bir yılda en fazla otuz gün olmak kaydıyla…” ibaresinin ve Yönetmeliğin eki “Ek 2- Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli”nin iptali ile 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun eksik düzenleme nedeniyle 3. maddesinin ve 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Aralıksız iki ayı aşmayan süreyle kayıtlı kişi sayısı 1000’den az olabilir.” ibaresinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay İkinci Dairesinin 25/12/2019 tarih ve E:2016/12241, K:2019/7491 sayılı kararıyla;
Davacının Anayasa’ya aykırılık itirazının ciddi görülmediği belirtilerek;
Dava konusu Yönetmeliğin 13. maddesi yönünden;
5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 8. maddesinin 2. fıkrası ve bu fıkrada yer alan ”ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler” bölümünün iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesinin 21/02/2008 tarih ve E:2005/10, K:2008/63 sayılı kararıyla anılan ibarelerde Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına karar verildiği, bu yönüyle sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle belirlenmesinde 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka aykırılık bulunmadığı;
Dava dilekçesinde 13. maddenin (a) ve (ı) bentleri yönünden ayrıca iptal sebepleri belirtildiğinden bu istemler yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin (a) bendinin yürürlüğe girdiği tarihte 5258 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile aynı yönde düzenleme yapıldığı, ayrıca 05/12/2018 tarih ve 30616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7151 sayılı Kanun ile anılan maddede değişiklik yapılmış ise de her bir aile hekimi için kayıtlı kişi sayısının belirlenmesi yönündeki hükmün devam ettiği;
Bu nedenle, davalı idarelerin her bir aile hekimi için asgari kayıtlı kişinin aralıksız iki aydan fazla binin altına düşmesi durumunda sözleşmelerinin feshedileceği yönünde iradelerinin bulunduğunun kabulü gerektiğinden, anılan maddenin yürürlükteki mevzuat hükümlerine ve hukukun genel ilkelerine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği;
Sağlık hakkının temel haklar arasında yer aldığı, bu hakkın korunması, iyileştirilmesi ve etkin hale getirilmesinde Devlete düşen yükümlülüklerin doğal sonucu olarak, bu alanda Devletin bir takım düzenlemeler yapma ve sınırlamalar getirme yetkisinin bulunduğu;
Sağlık hizmetlerinin idaresinde görevi, sorumluluğu ve yetkisi bulunan davalı Sağlık Bakanlığının gerçekleştireceği hizmetlerin başında, ülkemizde bulunan doktor ve sağlık elemanının sayısının kısıtlı olduğunu da göz önüne alarak, sağlık sektöründe kullanılan kaynakların dengeli ve adaletli bir şekilde dağıtılması geldiği, bu durumun vatandaşların sağlık hizmetinden eşit bir şekilde faydalanmalarına olanak sağlayacağı;
Sağlık hizmetinin aksatılmadan yürütülebilmesi ve yetersiz olan hekim kaynağının en verimli ve etkin şekilde kullanılabilmesi amacıyla aile hekimine kayıtlı kişi sayısının binin altına düşmesi durumunda; o yerde aile hekimliği hizmetinin ayrı birim açılarak sunulmasına ihtiyaç duyulmadığının anlaşılacağı;
Öte yandan, vatandaşların sağlık hizmetini alacakları hekimleri özgürce seçme haklarının bulunduğu, anılan madde ile vatandaşların daha kaliteli, etkili ve verimli sağlık hizmeti almalarının söz konusu olacağı;
Buna göre, Yönetmelik ile aile hekimliği sözleşmesinin feshine neden olan hususları belirleme yetkisine istinaden düzenlenen dava konusu bentte hizmet gereklerine ve hukuka aykırılık bulunmadığı;
Aynı maddenin (ı) bendi yönünden;
Sağlık hakkının temel haklar arasında yer alması karşısında bu hakkın korunması, iyileştirilmesi ve etkin hale getirilmesinde Devlete düşen yükümlülüklerin doğal sonucu olarak bu alanda Devletin birtakım düzenlemeler yapma ve sınırlamalar getirme konusunda yetkisinin bulunduğu;
İki mali yıl için sözleşme imzalayan aile hekiminin, dava konusu bentlerde yer alan hususların ortaya çıkması durumunda uzunca bir süre aile hekimliği hizmetini yerine getiremeyeceği;
Dava konusu düzenlemenin aile hekiminin bakmakla yükümlü olduğu nüfusa verilen sağlık hizmetlerinde sürekliliğin sağlanması ve hizmetin aksamadan yürütülmesi amacıyla düzenlendiği, aile hekiminin uzun bir süre görevi başında bulunmamasının sözleşmeli çalışma usulü ve ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna varıldığından, düzenlemenin 5258 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrasına, üst hukuk normlarına ve hizmet gereklerine uygun olduğu;
Öte yandan, 5258 sayılı Kanun uyarınca, kamu kurumunda görev yapmakta iken muvafakat verilerek aile hekimliği yapmasına olanak verilen tabiplerden Devlet memurluğu görevinin sona erdirilmesini gerektirir fiili olmayanların sözleşme feshi sonrasında tekrar memurluk görevlerine dönmelerinin mümkün olduğu;
Yine söz konusu bende dayanılarak tesis edilen aile hekimliği sözleşmelerinin feshine yönelik işlemlerin idare mahkemelerinde açılacak bir dava ile hukuki denetiminin yapılabileceği;
Ayrıca, dava konusu değişiklikten önce Yönetmelik’te yer alan aynı yöndeki düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada, davanın reddi yolunda verilen kararın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 12/03/2018 tarih ve E:2015/1206, K:2018/869 sayılı kararıyla onandığı;
Yönetmeliğin 14. maddesi yönünden;
Öncelikle 5258 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenebileceği kuralına yer verildiği ve anılan kuralın iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında istemin reddine karar verildiği, bu nedenle dava konusu maddedeki hususların yönetmelik ile düzenlenebileceği belirtilerek;
Aile hekimliği hizmetlerinin, Devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olduğu, hizmet sözleşmesi ile belli bir kamu hizmetini yürütmek üzere görevlendirilen aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının da kamu personeli statüsünde oldukları;
Dava konusu maddede, aile hekimlerinin meslekle ve etikle bağdaşmayan fillerinin bulunması durumunda sağlık hizmetlerinin önemi de dikkate alındığında bu fiillerin önlenebilmesi için belli bir yaptırım uygulanmasının öngörüldüğü, ihtar puanının sözleşme feshine neden olabilmesi için sözleşme dönemi içerisinde belli bir sayıya ulaşması gerektiği, bu durumun da aile hekiminin ihtara konu yasak fiilleri birden fazla kez ihlal etmesi ile mümkün olduğu;
Diğer taraftan ihtara konu fillin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinin ise ancak soruşturma ile mümkün olduğu, anılan maddede ilgililerin alınan savunmaları değerlendirilerek ihtar puanı verilebileceğinin belirtildiği, bu düzenlemeden hareketle, idarelerce, disiplin soruşturması sonucuna göre, ilgililerin savunmasının alınması suretiyle ihtarın uygulanabileceği ve yine ihtar puanlarına ilişkin işlemlere karşı idare mahkemelerinde dava açılabileceği;
Buna göre aile hekimliği sözleşmesinin niteliği de dikkate alındığında, anılan düzenlemede 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka aykırılık bulunmadığı;
Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Ödemeye esas olacak pozisyonun entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde ya da nüfus ve coğrafi yapısı nedeniyle kayıtlı nüfusun zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde olması halinde kayıtlı kişi sayısının 2.400’den fazla, diğer yerlerde” ibaresi ile “Daha sonra” ibaresinden sonra gelen “1.351 ile 2.400 kişiye kadar” ibaresi ve aynı bendin son paragrafında yer alan “2400 kişiye kadar” ibaresi yönünden;
Davalı idarelerin aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını 5258 sayılı Kanun’da yer alan esaslar çerçevesinde belirleme yetkilerinin bulunduğu, anılan Kanun’un 3. maddesinin 7. fıkrasında belirtilen kriterlerin dikkate alındığı anlaşılan dava konusu düzenlemelerin hukuka uygun olduğu;
Aynı maddenin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan “Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine, gezici sağlık hizmeti giderleri için; asgari kat edilmesi gereken her bir kilometre için tavan ücretin on binde 5’i ve gezici hizmet bölgesindeki kendisine kayıtlı her kişi için tavan ücretin yüzbinde 7,5’i kadar ödeme yapılır.” cümlesi yönünden;
Dava konusu düzenlemede aile hekimine gezici sağlık hizmeti için yapılacak ödemelerde hem mesafe, hem de aile hekimine kayıtlı vatandaşların sayısının dikkate alındığı, 5258 sayılı Kanun çerçevesinde aile hekimine yönelik yapılacak ödeme tutarlarını yönetmelikle belirleme hususunda davalı idarelerin yetkilerinin bulunduğu, düzenlemenin hukuka ve 5258 sayılı Kanun’a uygun olduğu;
Aynı maddenin 2. fıkrasında yer alan “Tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı aile hekimi için yapılacak toplam ödeme tutarının, tavan ücretin %100’ünü geçmesi halinde, aile hekiminin laboratuvar tetkikleri incelemeye tabi tutulur. Ancak hormon ve ELISA tetkik giderleri bu orana dahil edilmez.” ibaresi yönünden;
Dava konusu ibareler incelendiğinde, aile hekiminin tanı, teşhis ve tedavi etme, bir başka deyişle hekimlik görevini icra etmesini engeller nitelikte olmadığı, bütçenin sınırsız olmadığı da dikkate alınarak aile hekimine tetkik ve sarf malzemelerine ödenen makul ücretin aşılması durumunda bunun nedenlerinin araştırılması ve bu araştırma sonucunda gerekli tedbirlerin alınması amacını taşıdığı, 5258 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, dava konusu maddede belirtilen hususlara yönelik olarak idarelerin düzenleme yapma yetkisinin bulunduğu, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı;
Aynı maddenin 4. fıkrası yönünden;
Aile hekimlerine kayıtlı kişiler için ödenen ücretten gelir ve damga vergisi; sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden ise damga vergisinin kesileceğinin belirtildiği dava konusu düzenlemenin 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3. maddesinin 7. fıkrasına uygun olarak düzenlendiği, davacı tarafından iddia edildiği gibi Yönetmelik ile vergi konulmadığı, düzenlemenin üst hukuk normlarına ve hukuka uygun olduğu,
Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “yasal kesintiler yapıldıktan sonra asil aile hekimine” ibaresinden önce gelen “%50’si” ibaresi ile aynı maddenin 1. fıkrasının (ç) bendi ve aynı maddenin 6. fıkrasında yer alan “…bir yılda en fazla otuz gün olmak kaydıyla…” ibaresi yönünden;
Dava konusu maddelerin, geçici aile hekimlerine yapılacak ödemelere ilişkin olduğu, izin hakkına yönelik olmadığı;
Bir aile hekimi veya aile sağlığı elemanının, sağlık hizmetinin kesintisiz yürütülmesinin sağlanmasına yönelik olarak, izinli ve raporlu olduğu süre içinde başka bir sağlık personeli ile anlaşacağı, böyle bir anlaşmanın söz konusu olmaması durumunda ise, Halk Sağlığı Müdürlüklerinin, aynı aile sağlığı merkezindeki diğer aile hekimliği çalışanını veya kamudaki personelden birini, izne ayrılan veya raporlu aile hekimi ve aile sağlığı elemanının yerine resen görevlendireceği, bu şekilde resen görevlendirilen aile hekiminin ve aile sağlığı elemanının verimliliğinin arttırılması amacı da gözetilerek ücretine ilave olarak, görevlendirildiği birim için de belli oranlarda ücret almasının hakkaniyete uygun olduğu;
Dava konusu düzenlemeden önce bir aile hekimi izinli veya raporlu olduğunda, başka bir aile hekimi ile anlaşamaması halinde tek birimli aile sağlığı merkezi ile birden fazla birimi olan aile sağlığı merkezi arasında herhangi bir farklılık olmaksızın ilgili hekimin ücretinden kesintiye gidildiği, yeni düzenlemede ise tek birimli aile sağlığı merkezlerindeki aile hekimlerinin başka bir aile hekimi ile anlaşmalarının zor olduğunun anlaşılması nedeniyle anılan yerlerde çalışan hekimler yönünden pozitif uygulama yapılarak herhangi bir kişi yerine vekalet etmese bile toplam yıllık izin süresinin ilk yedi günlük kısmı için ödemelerin tamamını aldıkları;
Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının, iradeleri ile kabul ettikleri sözleşmeyle ücret karşılığı çalıştıkları ve sözleşmeli olarak çalışmanın sağlayacağı olanakları tercih ettikleri, ancak bu görevleri yerine getirmek istememeleri halinde, sözleşmelerini sona erdirme ve/veya sözleşmenin süresinin sona ermesi üzerine yenilememenin de kendi iradelerine bağlı olduğu;
Dava konusu düzenlemelerde, gerek aile hekimlerinin izinli veya raporlu oldukları dönemde, gerekse eğitim için yapılan görevlendirmelerde aile hekimlerine temel ücretin ödendiği, davalı idarelerin aile hekimlerine yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarını belirleme yetkilerinin bulunduğu göz önüne alındığında, dava konusu düzenlemelerin 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka uygun olduğu;
Yönetmeliği eki “Ek 2- Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli” yönünden;
Öncelikle 5258 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenebileceği kuralına yer verildiği ve anılan kuralın iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında istemin reddine karar verildiği, bu nedenle dava konusu Cetvel’deki hususların yönetmelik ile düzenlenebileceği belirtilerek;
5258 sayılı Kanun’da, aile hekimi ve aile sağlığı elemanı tanımlarına yer verilerek;
Aile hekimliği çalışanlarının kendisine kayıtlı kişileri tanıması, onların sağlık durumları hakkında kapsamlı bilgiye sahip olması ve sahip olduğu bu bilgiler çerçevesinde görev ve sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirmeleri suretiyle vatandaşların sağlık hizmetini daha etkin ve verimli bir şekilde almalarının sağlanması aile hekimliği sisteminin temel amaçları arasında yer aldığı;
Diğer taraftan, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının, iradeleri ile kabul ettikleri sözleşmeyle ücret karşılığı çalıştıkları ve sözleşmeli olarak çalışmanın sağlayacağı olanakları tercih ettikleri, bu kişiler, sağlık idaresi ile imzaladıkları sözleşmelerde aile hekimliği mevzuatı uyarınca taraflarına verilen görevleri yerine getirecekleri taahhüdünde bulunduklarından, ilgili mevzuat uyarınca verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü oldukları;
Dava konusu Cetvel’de yer alan maddeler incelendiğinde, birinci basamak sağlık hizmetleri ve koruyucu sağlık hizmetlerinin vatandaşlara en iyi ve verimli şekilde verilmesine yönelik kuralların ihlali durumlarında aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının fiilin ağırlığına göre artan sayıda ihtar puanı verildiği görüldüğünden, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu;
İhtar puanlarının verilebilmesi için anılan personelin söz konusu ihtar puanına ilişkin fiili işlediğinin soruşturma ile tespit edilmesi gerektiği, nitekim davalı idarelerce de bu şeklide inceleme ve soruşturma sonrasında işlem yapılacağının belirtildiği, ayrıca ihtar puanlarına ilişkin işlemlerin yargı denetimine açık olduğu;
Aile hekimliği çalışanlarına bir sözleşme döneminde verilen ihtar puanlarının yüz puana ulaşması halinde ilgililerin sözleşmelerinin vali tarafından feshedileceğine yönelik dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinde yer alan ‘yüz’ ifadesinin 26/02/2016 tarih ve 29636 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile ‘iki yüz’ olarak değiştirildiği;
Dava konusu Cetvel’de meslekle ve etikle bağdaşmayan ve aile hekimliği hizmetlerini olumsuz yönde etkileyecek durumlarda çalışanların hangi hallerde ihtar edileceğini ve bunlara uygulanacak ihtar puanlarının belirlendiği anlaşıldığından, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile 5258 sayılı Kanun’a ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, sözleşmenin feshinin yönetmelik ile düzenlenemeyeceği, 5258 sayılı Kanun’da çerçeve çizilmeden düzenleme yapma yetkisinin idarelere bırakıldığı, bu nedenle anılan Kanun’un 8. maddesinin eksik düzenleme nedeniyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği, ayrıca bu madde yönünden Mahkemece ret kararı verilmiş ise de kararın üzerinden on yıl geçtiğinden yeniden başvurulabileceği, nüfustaki azalışın fesih sebebi sayılmasının hekimler arasında rekabete yol açacağı, dava konusu Cetvel’de idareye geniş bir takdir yetkisi verildiği, keyfi uygulamalara yol açacak nitelikte olduğu, ödemelere ilişkin düzenlemelerin 5258 sayılı Kanun’daki sınırlamalara uygun olmadığı, hekimin sağlık hizmeti verirken her türlü tetkik isteme yetkisinin bulunduğu, 5258 sayılı Kanun’da yer almayan gelir vergisine ilişkin Yönetmelik’te düzenleme yapıldığı, aile hekiminin izin hakkını kullanmasına engel olan düzenlemeler yapıldığı, dava konusu düzenlemelerde hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, Danıştay İkinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacının Anayasa’ya aykırılık itirazı ciddi görülmeyerek işin esası incelendi, gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay İkinci Dairesinin temyize konu 25/12/2019 tarih ve E:2016/12241, K:2019/7491 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 01/12/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Dava; 24/12/2010 tarih ve 2010/1237 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nde 16/04/2015 tarih ve 29328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile yapılan bazı değişikliklerin iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu 24/12/2010 tarih ve 2010/1237 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nin, 30/06/2021 tarih ve 31527 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 29/06/2021 tarih ve 4198 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe giren Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin 28. maddesinin 1. fıkrası ile yürürlükten kaldırıldığı ve herhangi bir uygulama işleminin de dava konusu edilmediği anlaşıldığından, davaya konu edilen Yönetmelik maddelerinin uygulanma imkanı kalmamıştır.
Açıklanan nedenle, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinden Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz.