YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/997
KARAR NO : 2007/3239
KARAR TARİHİ : 26.03.2007
MAHKEMESİ : ZEYTİNBURNU 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/11/2006
NUMARASI : 2006/111-368
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları M..A..’nin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla çekişmeli taşınmazını dava dışı R…’ye, onun da satış suretiyle temlik ettiğini, temlikin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu iptal ve muris payı arasında tescil olmadığı takdirde tenkis isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, satışın gerçek olduğunu belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, miras bırakanın yaptığı temliki işlemin muvazaalı olduğunun ispatlanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi … ..’. raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların miras bırakanı tarafından çekişme konusu ..parsel sayılı taşınmazın 12.1.1987 tarihli akit ile dava dışı R.. G..e, ondan da murisin kızı olan davalıya satış yoluyla temlik edildiği, anılan parselin davalıya ait .parsel sayılı taşınmaz ile tevhit edilip, 416 sayılı parselin oluştuğu, bu parsel üzerine yapılan binadaki 14 adet bağımsız bölümün davalı adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Davacılar, bu temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Ne varki, mahkemece davanın kabülünü gerektirecek nitelikte ve hükme yeterli olacak şekilde bir araştırma yapıldığını söyleme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince, çekişme konusu taşınmazı ilk el durumunda bulunan R…G..in hiç kullanmadığı, taşınmaz üzerinde mevcut olan muhdesatların bir kısmında oturmak, bir kısmını da kiraya vermek suretiyle ölünceye kadar miras bırakanın tasarruf ettiği dosya kapsamı ile sabittir.
Diğer yandan, mahkemece miras bırakanın başka taşınmazlarının bulunup bulunmadığının araştırılmadığı gibi akitte görünen satış bedeli ile taşınmazan gerçek değeri arasında fark olup olmadığının da keşfen saptanmadığı açıktır. Öyleyse yapılan araştırmanın hükme elverişli olduğu söylenemez.
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde tüm delillerin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile ve dosya içeriğine uygun olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.3.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.