YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11263
KARAR NO : 2009/13882
KARAR TARİHİ : 28.12.2009
MAHKEMESİ : HENDEK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 31/07/2009
NUMARASI : 2006/329-2009/301
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, davalı R..’ ın, davacı baba ve annesinin yaşlı ve hasta olmalarını fırsat bilerek hile ve tehdit ile hiçbir bedel ödemeden dava konusu 10 adet taşınmazı tapuda satışla üzerine geçirdiğini, daha sonra işbirliği içinde bulunduğu diğer davalıya muvazaalı olarak sattığını ileri sürerek, dava konusu 1087, 1086, 861, 872, 1076, 841, 844, 841, 872 ve 870 parsel sayılı taşınmazların tapusunun iptali ile adlarına tescili aksi halde 93.000 YTL zararın tazmini isteğinde bulunmuşlardır.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar ve davalılardan Hayrettin tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava ve birleşen dava ehliyetsizlik, hile ve tehdit hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden davacılar A..ve Z.E..’ın dava konusu taşınmazları 01.08.2006 tarihli satış işlemi ile davalı oğulları R..’a davalı R..’ın da yine dava konusu taşınmazları 02.11.2006 tarihli işlemi ile diğer davalı H.Ç..’e temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, hasta ve yaşlı olmaları nedeniyle ehliyetsiz oldukları sırada davalı oğullarının, hile ve tehdit yoluyla bedel ödemeden dava konusu taşınmazları üzerine geçirdiğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat isteğinde bulunmuşlardır.
Hemen belirtilmelidir ki, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin birarada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Davada ehliyetsizlik hukuki sebebi yanında hile ve tehdit hukuki sebebine de dayanıldığına göre, hukuki ehliyetin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere;davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Ne varki mahkemece yukarıda değinildiği üzere ve hükme elverişli olacak nitelikte bir inceleme, irdeleme ve araştırma yapıldığı söylenemez.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle Adli Tıp kurumundan alınacak raporla fiil ehliyetinden yoksun oldukları iddia eedilen davacılar A..ve Z.E..’ın temlik tarihinde hukuki ehliyete haiz olup olmadığının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde saptanması, ehliyetli olduklarının anlaşılması halinde hile ve tehdit hukuksal nedenlerine dayalı isteğin değerlendirilmesi, hasıl olacak sonuca göre de bir karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi kabule göre de davalı H..yararına nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine karar verilmiş olması isabetsizdir.
Bozma nedenine göre davacıların öteki temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Davacılar ve davalı H..’in değinilen yönlere ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.