YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11706
KARAR NO : 2009/13860
KARAR TARİHİ : 28.12.2009
MAHKEMESİ : AYVACIK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/10/2007
NUMARASI : 2003/42-2007/230
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakan babaları H. M..’nın 555, 564, 1485 ve 1992 parsel sayılı taşınmazlarını davalıya satış yoluyla temlik ettiğini bu taşınmazlardan 1992 nolu parselin daha sonra 3. kişiye satıldığını, yine 1129,1734 ve 1849 nolu parsellerin de ölünceye kadar bakım akdiyle davalıya devredildiğini, yapılan işlemlerin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı, saklı payı bertaraf etmeye yönelik olduğunu ileri sürerek, tenkis isteminde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 555 ve 564 parsel sayılı taşınmazların miras bırakan H. M..adına kayıtlı iken 21.04.1993 tarihinde, 1485 ve 1992 parsel sayılı taşınmazların ise 20.11.1992 tarihinde davalıya satış yoluyla temlik edildiği; keza 1129 1734 ve 1849 parsel sayılı taşınmazların ise 07.06.1996 tarihinde ölünceye kadar bakım akdiyle davalıya devredildiği, 1992 parsel sayılı taşınmazın ise davalı tarafından 3. kişiye satıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, anılan temliklerin mirastan mal kaçırma ve saklı payı zedeleme kastı ile yapıldığını ileri sürerek saklı payı oranında tenkis isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sırasında toplanan deliller, çekişmeli taşınmazların nitelik ve özellikleri konusunda yapılan değerlendirme ve özellikle tanık anlatımları gözetildiğinde satış suretiyle temlik edilen 555, 564, 1485 ve 1992 parsel sayılı taşınmazların aslında bağış olduğu halde satış biçiminde ve muvazaalı olarak temlik edildiği belirlenmek ve istekle bağlı kalınarak bu taşınmazlar yönünden tenkis hükümleri uygulanmak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalının bu taşınmazlar açısından temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Diğer taşınmazlara gelince; keza tanık anlatımları (davacının tanıkları dahil) ve diğer deliller davalının özellikle 1996 yılından sonra murisin yatalak olduğu bir dönemde bakım edimini yerine getirdiği ivazlı akitlerden olan ölünceye kadar bakım akdindeki gereklerin ifa edildiği, olaya bu açıdan bakıldığında gerek temlik ve gerekse sözleşmenin yerine getirilmesi bakımından mirasçıdan mal kaçırma yada saklı payı zedeleme kastından söz edilemeyeceği açıkça anlaşılmaktadır.Bu nedenle anılan taşınmazlar yönünden tenkis isteğinin reddinin gerekeceği kuşkusuzdur.Ancak, somut olayda satış biçiminde temlik edilen taşınmazlara ilişkin davanın kabulü ile terekeye bu taşınmazlar dahil olacağından mahkemece tenkis hesabının ve değerlendirmesinin belirlenen bu yeni duruma göre yeniden yapılması zorunlu olacaktır.
Bilindiği üzere; Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (tebberru) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 3 aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. (MK.565) Miras bırakanın Medeni Kanunun 564. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve subjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1, 2 ve 3. bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirascılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (SABİT TENKİS ORANI) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (MK.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.
Hal böyle olunca, yukarıda belirlenen ilkeler çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Davalının, bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.