Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2009/1181 E. 2009/2759 K. 05.03.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/1181
KARAR NO : 2009/2759
KARAR TARİHİ : 05.03.2009

MAHKEMESİ : AYBASTI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 11/09/2008NUMARASI : 2006/62-2008/125 Taraflar arasında görülen davada;Davacı, miras bırakan O.’ın 36 adet tapulu taşınmazını davalı torununa mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek, tapuların iptali ile payı oranında adına tescil, olmazsa tenkise karar verilmesini istemiştir.Davalı, davacının miras payından ivazlı olarak feragat edip, sözleşmeye imza attığını belirtip davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedilip gereği görüşülüp, düşünüldü. -KARAR-Dava, tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.Dosya içeriğine, toplanan delillere göre, davacının muris O..’ın kızı, davalının ise miras bırakandan önce ölen H..’den olma torunu olduğu, miras bırakanın çekişmeye konu taşınmazların bazılarını tümden, bazılarında ise maliki olduğu payını 4.8.1976 tarihinde satış suretiyle davalıya temlik ettiği, 10.8.1981 tarihinde ölümü üzerine mirasçılarından davacı H..’nın yapılan temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı görülmektedir.Davalı, miras bırakanın sağlığında dava dışı mirasçılarının da yer aldığı 4.8.1976 tarihli belge ile sözleşme yaptığını, buna göre davacının terekeden hakkını aldığını ve bu sebeple miras hakkından feragat ettiğini savunarak belgeyi ibraz etmiş, mahkemece sözleşme miras hakkından feragat sözleşmesi olarak benimsenmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştirHemen belirtilmelidir ki, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 676. maddesi mirasçıların tereke üzerinde yapacakları taksimin keza mirasçıların birbirleri ile miras paylarının temliki konusundaki yapacakları sözleşmelerin aynı yasanın 677. maddesi hükmü gereğince geçerli olması için yazılı olması koşulunu öngörmüştür.Her iki halde de,yapılacak tasarrufların murisin ölümünden sonra gerçekleştirilmesinin olanaklı bulunduğu sabittir.Öte yandan, Türk Medeni Kanununun 678. maddesi düzenlemesi ile de, murisin sağlığında ilerde (murisin ölümünden sonra) intikal edecek terekedeki hakkıyla ilgili olarak bir mirasçının diğer mirasçılarla veya üçüncü bir kişi ile yapacağı sözleşmelerin geçerli olabilmesi için yazılı olması ve ayrıca miras bırakanın da sözleşmede yer alması ve onun katılımıyla gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu kuralına yer verilmiştir.Davalının savunmasının dayanağını teşkil eden 4.8.1976 tarihli belge yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde Türk Medeni Kanununun 676 ve 677. maddesi hükmü ile ilgisinin bulunmadığı ve bu düzenlemeler kapsamında kabul edilemeyeceği tartışmasızdır.Ancak aynı içerikli ve aynı tarihli mahkemenin hükmünü dayandırdığı ve fotokopi (suret) olduğu bildirilen 4.8.1976 tarihli belgenin birinde muris Osman imzası belgede yer alırken aynı nitelikteki davacı tarafından dosyaya sunulan surette murisin imzasının bulunmadığı ve belgede yer verilmediği görülmektedir.Belgenin düzenlendiği tarihte muris sağdır.Davacı belgedeki imzasına itiraz etmemiştir.Oysa, davacı taraf, Osman imzasının bulunduğu belgedeki murisin imzasının sonradan belgeye geçirildiğini, başka bir anlatımla belgenin sahtecilikle illetli olduğunu ileri sürmüş olmasına karşın belge üzerinde bilirkişi tetkikatı yaptırılmadan neticeye gidilmiştir. Akit düzenlenirken miras bırakanın akte katılmamasının tespiti halinde belgenin hukuki kıymetten düşeceği ve belgeye hukuki bir sonuç bağlanamayacağı kuşkusuzdur.Yukarıda da değinildiği üzere böylesi bir belgenin hukuken bir anlam ifade edebilmesi bakımından miras bırakanın akdin düzenlenmesi sırasında akde iştirakı belgenin geçerliliği için sıhhat şartıdır.O halde, mahkemece bu konuda bir araştırma,irdeleme ve inceleme yapılmış değildir. Eksik incelemeyle yetinilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı gibi, bir mirasçının miras hakkı ile tenkis hükümlerinden kaynaklanan hakkı birbirinden tamamen ayrıdır ve farklı farklı sonuçları olduğu gibi yasal açıdan da değişik hüküm ve düzenlemelere tabidirler. Eldeki davada miras bırakanın yapmış olduğu temlikin muris muvazaası ile illetli olduğu iddia edilmiş ve davacı mirastan kaynaklanan hakkına yönelik haksız fiil ika edildiğini ileri sürmüş olup, 4.8.1976 tarihli belgede ise, davacı miras hakkından değil,tenkis hakkından feragat ettiğini bildirmiştir.O halde, mahkemece anılan belgenin davacının miras hakkından feragat ettiği şeklindeki değerlendirilmesinin de doğru olduğu da söylenemez.Hal böyle olunca, davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin hacrın temyiz edene geri verilmesine, 5.3.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.