Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/1240 E. 2010/3486 K. 29.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1240
KARAR NO : 2010/3486
KARAR TARİHİ : 29.03.2010

MAHKEMESİ : KAYSERİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/11/2009
NUMARASI : 2009/46-2009/387

Taraflar arasında görülen davada;Davacılar, kök miras bırakanları İ.Ö.’in kanuni mirasçıları oldukları halde, bir kısım mirasçılar tarafından alınan veraset ilamı ile mirasçı gösterilmeyerek ketmedildiklerini, murise ait 452 parsel sayılı taşınmazdaki 5/12 payın usulsüz veraset ilamı ile intikalinden sonra davalıya temlik edildiğini, 2005/1098 E -2006/1912 karar sayılı hasımlı veraset ilamı ile mirasçı olduklarının belirlendiğini ileri sürerek, davalı adına kayıtlı murise ait payın iptali ile terekesine iade isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, son kayıt maliki davalının kötü niyetli olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik ….. raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ketmi verese hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, dava konusu 452 parsel sayılı taşınmazdaki 2/12 paylı 4 nolu meskenin davacıların kök miras bırakanı İkbal adına kayıtlı iken bir kısım mirasçılar tarafından alınan veraset ilamına göre intikal yaptırılarak 14.8.2002 tarihinde davalı A. H.satış suretiyle temlik edildiği, davacıların 2005/1098 E – 2006/1912 karar sayılı hasımlı veraset ilamı ile 2002/221 E-513 karar sayılı veraset ilamının iptal edilerek, davacıların da mirasçılığına karar verildiği, anılan ilamın 29.6.2007 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, bir kısım mirasçılar tarafından alınan mirasçılık belgesi ile kök muris İ.’in 452 parsel sayılı taşınmazdaki payının intikal yaptırılarak davalıya temlikinin yolsuz olduğunu, aldıkları hasımlı veraset ilamı ile mirasçı olduklarının saptandığını ileri sürerek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile terekeye iadesi istekli eldeki davayı açmışlardır.
Mahkemece, kayıt maliki davalının kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığından davanın reddine karar verilmişse de;
Davadaki isteğin terekeye iade biçiminde olduğu dava dışı mirasçıların bulunduğu gözetilmediği gibi, son kayıt maliki davalının iyiniyeti konusunda hükme yeterli bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda ise; öncelikle davadaki isteğin terekeye iade biçiminde olduğu gözetilerek, davanın görülebilirliğinin sağlanması için Türk Medeni Kanununun 640.maddesi koşullarının yerine getirilmesi ve taraf teşkilinin sağlanması, ondan sonra yukarıda açıklanan ilkeleri kapsar biçimde son kayıt malikinin durumu bilen ya da bilmesi gereken konumunda olup, olmadığının hükme yeterli bir biçimde araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere eksik araştırma ile yetinilerek hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.