YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1846
KARAR NO : 2010/3790
KARAR TARİHİ : 01.04.2010
MAHKEMESİ : KARACASU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/03/2009
NUMARASI : 2000/8-2009/37
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kadastro çalışmaları sırasında miras bırakanlanı M.ten intikal eden ve verasette iştirak halinde mirasçıları adına tespit ve tescil edilen 109 ada 396 parsel sayılı taşınmazın batı ve güney sınırlarında bulunan bir kısım yerlerin tespit harici bırakıldığını, oysa diğer mirasçılardan satın alarak tasarruf edegeldiği bu yerlerde eklemeli olarak 60 yılı aşkın zilyetliği bulunduğu gibi, murisi M. adına kayıtlı 16.9.1944 tarih ve 20 sıra nolu tapu tapu kaydının dava konusu bu yerleri de kapsadığını ileri sürerek, tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı Hazine vekili, çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, hiçbir tapu kapsamında kalmadığını, zilyetlik ve imar ihya ile edinim koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddi ile taşınmazın Hazine adına tescilini istemiştir.
Diğer davalı temsilcisi,takdirin mahkemeye ait olduğunu beyan etmiştir.
Mahkemece, davacı lehine zilyetlikle kazanım şartlarının gerçekleşmediği, dayanılan tapu kaydının dava konusu yeri kapsadığı anlaşılmışsa da taşınmazın zilyetlikle kazanılmaya elverişli yerlerden bulunmadığı tespit edildiğinden diğer delillerle desteklenmeyen eski tapu kaydına tek başına değer verilemeyeceği davalı Hazinenin karşı tescil talebi yönünden de , dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu yerlerden olmadığı, ekonomik yarar sağlanamayacağı ve Hazinece kazanma koşullarının gerçekleştiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının tescil istemine ilişkin davasının şartları oluşmadığından reddine, davalı Hazinenin de karşı tescil talebinin reddine” karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi . raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
“Dava, kadastro tespiti sırasında tespit harici bırakılan yerin tapuya ve zilyetliğe dayalı olarak tescili isteğine ilişkin olup, davalı hazinece davacının iddiasının yerinde olmadığı ve hazine adına tescili isteği ile davaya karşı çıkılmış ve mahkemece her iki talebin reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli yerin 27.5.1994 tarihinde kesinleşen genel kadastro sırasında “taşlık” olduğundan bahisle kadastro harici bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, çekişmeli yerin miras bırakan babası adına tapuda kayıtlı olduğunu ve 16.09.1944 tarih 20 sıra nolu tapu kaydı kapsamında kaldığını ileri sürmüş ve mahkemece yapılan uygulamalar sonucunda, çekişmeli taşınmazın anılan tapu kapsamında kaldığı ancak zilyetlikle desteklenmediği ve niteliği itibariyle de özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden bulunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, kadastro tespiti sırasında herhangi bir yere tatbik edilmeyerek açıkta bırakılan tapu kaydının, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 12/4.maddesi gereğince delil durumuna düşeceğinde ve işleme tabi olma özelliğini kaybedeceğinde kuşku yoktur. Her ne kadar tapu kaydı kadastro sırasında revizyon görmeyerek delil durumuna düşmüş ve işleme tabi olma niteliğini kaybetmiş ise de, hukuki kıymetini kaybettiğinden sözedilemez. Bir başka ifadeyle, mülkiyet belgesi olma özelliğini yitirmez. Öyle ise, tapu kaydının mahkemece çekişmeli yeri kapsadığı benimsendiğine göre kayda değer verilmesi gerektiği açıktır.
Ne var ki, mahkemece davacının dayandığı tapu kaydının çekişmeli taşınmaza uygulanması yönünde yapılan araştırma, inceleme ve soruşturmanın hükme yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere, harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur.Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi,gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip,doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması,doğru esasa dayanmıyorsa,ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi,ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi,böylece yanların dayandığı,usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan,dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi;gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması,komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir.Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Somut olayda, dayanılan tapu kaydının doğu sınırının H.K. oğlu H.. M. vereseleri olarak belirtildiği, bir kısım yerel bilirkişi ve tanık ifadelerinde adı geçene ait yerlerin Yeniköy Köyü sınırlarında kalan 101 ada 470, 471, 472, 473, 474 ve 475 sayılı parseller olduklarının beyan edildiği, ancak mahkemece anılan parsellerin kadastro tutanaklarının getirtilmediği ve bu tutanaklara uygulanan tapu kayıtları var ise bu kayıtların da ilk tesislerinden itibaren getirtilerek dayanılan tapu kaydı ile birbirlerini sınır itibariyle okuyup okumadıklarının karşılaştırılmadığı gibi, yapılan uygulamalar sonucu davada dayanılan tapu kaydının kapsamının kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmadığı görülmektedir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli araştırma, inceleme ve uygulama yapılmak suretiyle davacının dayandığı tapu kaydının kapsamının belirlenmesi, çekişmeli taşınmazın kaydın kapsamı içerisinde kalan kısmı bakımından davanın kabulüne, kapsam dışı bölüm yönünden ise davanın reddine, buna bağlı olarak da dava konusu taşınmazla ilgili hazinenin savunma yoluyla tescil isteğinin 3402 Sayılı Yasanın 18. maddesi hükmü gereğince usulüne uygun olarak açılan bir dava bulunmadığından reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428 . maddesi uyarınca BOZULMASINA,..” alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,1.4.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.