YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2466
KARAR NO : 2010/6261
KARAR TARİHİ : 01.06.2010
MAHKEMESİ : DİDİM(YENİHİSAR) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 17/04/2009
NUMARASI : 2001/220-2009/255
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacılar, miras bırakan babaları F.K.’nın çekişmeli taşınmazlardan bir kısmını kendi adına kayıtlı iken davalılara aktardığını, bir kısmının satın alma parasını verip davalılar adlarına ve onların annesi olan ikinci eşi adına tapuya tescil ettirdiğini, ikinci eşi adına tescil edilenlerden bir adedinin de ikinci eş tarafından davalı çocuklarına ait şirkete devredildiğini ileri sürerek, alacak, iptal-tescil, tenkis isteklerinde bulunmuşlardır.
Davalılar, davaların reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, miras bırakanın davalı kızına devrettiği ve ondan da üçüncü kişiye satılan asıl dava konusu 2109 ada 10 sayılı parseldeki 11 numaralı bağımsız bölüm yönünden muvazaa nedeniyle alacağa karar verilmiş, diğer davalar kanıtlanamadığından bahisle reddedilmiştir.
Karar, davacılardan O. K. tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 01.6.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat Tahsin Türkçapar ile temyiz edilen vekili Avukat M.. U.Y. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi M. A. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava ve birleştirilen davalar, muris muvazaası ve gizli bağış hukuksal nedenlerine dayalı tazminat, tapu iptali-tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir.
Getirtilen kayıt ve belgelerden, miras bırakan F. K.’nın 04.07.2001 tarihinde ölümüyle, geride mirasçısı olarak boşandığı ilk eşinden olma çocukları O., Z. ve M. ile 15.12.1960 tarihinde evlendiği ve 27.02.2000 tarihinde ölen ikinci eşi Ayşe’den olma çocukları N. N., D. ve N.’nin kaldığı;
Asıl davanın konusu 2109 ada 10 sayılı parseldeki 11 numaralı bağımsız bölümün muris F.ye ait iken 05.10.1989’da davalı kızı N.’ya satış yoluyla devredildiği, N.’nın da bu bağımsız bölümü 09.03.2000’de üçüncü kişilere sattığı;
Birleşen 2001/361 esas sayılı davanın konusu 608, 613, 601 ve 602 sayılı parsellerin tamamı üçüncü kişiler adlarına kayıtlı iken, 608 parselin 14.08.1996’da yarı yarıya bizzat davalılar N. ve D.tarafından, 613 parselin 01.10.1996’da bizzat davalı N.tarafından, 601 parselin 23.10.1996’da davalı D. tarafından vekil kılınan babası F. aracılığıyla, 602 parselin de 19.11.1996’da bizzat davalı N.tarafından üçüncü kişilerden satın alma yoluyla edinildiği;
Birleşen 2001/221 ve 2001/218 esas sayılı davaların konusu 930 ve 1047 ada 17 sayılı parsellerin muris F.’ye ait iken 27.04.1987’de damadı A.F. S.’a satıldığı, A. F.’ın da 24.09.1991 tarihli aynı akitte bu parsellerden 930 sayılı parseli akrabası O.Ş.’e, 17 sayılı parseli akrabası A.Y.a sattığı, O.Ş.’in de 930 sayılı parseli vekil kıldığı Z.S. aracılığıyla 22.02.1993’de, A. Y.un da 17 sayılı parseli 13.06.1994’te bizzat davalı N.’a satışlar yoluyla devrettikleri, davalı N.’ın da 930 sayılı parseli 24.02.1994’te ifraz ettirdiği, ifraz parsellerinden 1250 ada 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 1251 ada 1, 2, 3, 1252 ada 1, 1253 ada 1 parsel sayılı olanların halen N. üzerinde bulunduğu, 1250 ada 1, 2, 3 ve 1251 ada 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 parsel sayılı olanların ise üçüncü kişilere satıldığı;
Birleşen 2003/484 esas sayılı davanın konusu 683 ada 16 sayılı parselin üçüncü kişiden satın alma ve taksim suretiyle murisin ikinci eşi A.adına kayıtlı iken, A. ve çocukları tarafından 18.03.1988’de kurulan K. İnşaat Limitet Şirketi’ne 23.05.1988’de satış yoluyla devredildiği görülmektedir.
Miras bırakanın ilk eşinden olma çocukları O., Z. ve M. asıl ve birleşen davaları açarak, asıl davada tazminat; 2001/361 esas sayılı davada tenkis; 2001/221 esas sayılı davada iptal-tescil; 2001/218 esas sayılı davada tazminat; 2003/484 esas sayılı davada iptal-tescil, olmazsa tenkis isteklerinde bulunmuşlardır.
Mahkemece, davacı O. yönünden asıl davanın kabulüne, birleşen davaların reddine; davalarını takip etmemeleri nedeniyle davacılar Z. ve M.’in davalarının tefrikine karar verilmiş; hüküm davacı O.tarafından birleşen davalar bakımından temyiz edilmiştir.
Diğer taraftan, 2004/11 esas sayılı iken eldeki dava ile birleştirilen, sonradan tefrik edilip 2008/428 esas sayısını alan dava da, üçüncü kişilerden edinilen başka taşınmazlar hakkında davacılar tarafından miras bırakanın ikinci eşine ve onun çocuklarına karşı aynı iddia ile açılmış ve iptal-tescil, olmazsa tenkis istenmiş, davanın reddine ilişkin karar Dairece, tenkis isteğinin yeterince araştırılmaması nedeniyle bozulmuş, bozmaya uyularak tamamlanan soruşturma sonunda ”gerek dosya kapsamındaki deliller gerekse diğer tüm dosyalardan, murisin ikinci eşi A.’nin evlenmeden önce vergi mükellefi olduğu, varlıklı olup kendi kazancının bulunduğu, muris F..’nin A. ile evlenmeden önce değil evlendikten sonra mal varlığı artışı sağladığı, dava konusu taşınmazların bedelinin F. tarafından ödendiği anlaşılamadığı gibi A.’nin de bu taşınmazları alabilecek ekonomik güce sahip olduğu” gerekçesiyle dava reddedilmiş, karar Dairece onanarak 05.04.2010 tarihinde kesinleşmiştir.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı gibi, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, başka bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması, ayrıca birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki ve benzeri olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Dosya içeriği ve toplanan deliller, yukarıda değinilen ilkelerle ve 2008/428 esas sayılı davada gerekçe olarak gösterilen ve Dairece de benimsenen olgularla birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakan F.’ye ait olup da gerek bizzat, gerekse yakınları olan ara malikler vasıtasıyla davalılara aktarılan asıl davanın konusu 2109 ada 10 sayılı parseldeki 11 numaralı bağımsız bölümün ve birleşen 2001/221 ve 2001/218 esas sayılı davaların konusu 1047 ada 17 ve 930 sayılı parsellerin temliklerinin mirastan mal kaçırma amacıyla muvazaalı biçimde gerçekleştirildiği; öte yandan, üçüncü kişilerden edinilen birleşen 2001/361 esas sayılı davanın konusu 608, 613, 601 ve 602 sayılı parseller ile birleşen 2003/484 esas sayılı davanın konusu 683 ada 16 sayılı parselin satın alma bedellerinin miras bırakan tarafından ödendiğinin kanıtlanamadığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
Hal böyle olunca, 2001/361 esas sayılı ve 2003/484 esas sayılı birleşen davaların reddedilmesi doğrudur. Davacının anılan davalara yönelik temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Ne var ki, asıl davanın yanında birleşen 2001/221 ve 2001/218 esas sayılı davaların da kabul edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu reddedilmesi isabetsizdir.
Davacının, bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 01.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.