Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/2759 E. 2010/6268 K. 01.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2759
KARAR NO : 2010/6268
KARAR TARİHİ : 01.06.2010

MAHKEMESİ : BULANIK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/10/2008
NUMARASI : 2005/304-2008/163
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı ve birleştirilen davaların davacıları, adlarına kayıtlı 309 sayılı parselin yol ve otopark yapılması amacıyla belediyeye bağışladıklarını, ancak taşınmazın özel mülkiyete çevrilip ifraz edildiğini ve satışa çıkarıldığını ileri sürerek tapu iptali-tescil ve tazminat istemişlerdir.
Davalı, taşınmazın rızaen yola terkedildiğini ve yoldan ihdasen tescil edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davanın reddine ilişkin mahkeme kararı Dairece ,ifraz parsellerinin satılmaları nedeniyle HUMK’nun 186. maddesinin uygulama yeri bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuş, bozmaya uyulduktan sonra davacılar davalarına tazminat davası olarak devam etmişler, tamamlanan soruşturma sonucunda da mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 1.6.2010 Salı günü saat 9.40 da daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi M. A.in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava ve birleştirilen davalar, devir amacına aykırılık nedeniyle tapu iptali-tescil ve tazminat isteklerine ilişkindir.
Getirtilen kayıt ve belgelerden, 2573 m2. miktarındaki 107 ada 4 sayılı parselin H. Ç.(2/8), M.D.(4/8) ve A. Ç.(2/8) adlarına paylı mülkiyet halinde kayıtlı iken, başvuruları üzerine 8.6.1990 günlü encümen kararı ile ifraza tabi tutulduğu, 780 m2.lik kısmının 95 sayılı parsel, 940 m2.lik kısmının 96 sayılı parsel olarak maliklerine bırakıldığı, kalan 853 m2.lik kısmının da bedelsiz olarak yola terkedildiği, bilahare yola terkedilen kısmın 607,03 m2.sinin ”ihdasen tescil” suretiyle 309 parsel olarak 10.12.2002’de Belediye adına tescil edildiği, Belediyenin de imar planında değişiklik yaparak burayı ticari alana çevirdiği ve 2003 yılında da ”dükkan” vasıflı 310 ila 320 sayılı on bir adet parsele ifraz ederek bunlardan 310, 311 ve 312 sayılı parselleri 28.01.2003’te, 313 ve 314 sayılı parselleri 29.01.2003’te, 318 ve 319 sayılı parselleri 07.03.2003’te, 317 sayılı parseli 21.04.2003’te, 315 ve 316 sayılı parselleri 01.11.2005’te ve 320 sayılı parseli 18.11.2005’te üçüncü kişilere sattığı görülmektedir.Taşınmazın önceki maliklerinden H.Ç., 09.01.2003’te tapu iptali-tescil istekli asıl davayı; A. Ç., 21.03.2005’te tapu iptali-tescil istekli birleştirilen 2005/57 esas sayılı davayı; Mehmet Demir de 08.06.2006’da tazminat istekli birleştirilen 2006/127 esas sayılı davayı açmışlardır.
Mahkemenin davanın reddine yönelik kararı Dairece, ”… bu tür taşınmazların terkin amacına uygun biçimde kullanılması ve bunun sürdürülmesi asıldır. Amaca aykırı kullanım durumunda davalı Belediyenin, bedelsiz olarak aldığı taşınmazı yine bedelsiz olarak iade etmesi sorumluluğu doğar. Ancak, somut olayda taşınmazın artık yol olarak kullanılamayacağı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılması, ayrıca satışı yapılan ifraz parselleri bakımından satış tarihleri de dikkate alınarak HUMK.’nun 186. maddesinin uygulama yeri bulup bulamayacağı gözetilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken…” gerekçesiyle bozulmuş, bozma sonrasında asıl davacı H.Ç. ile birleştirilen 2005/57 esas sayılı davanın davacısı A. Ç. HUMK.’nun 186 maddesi uyarınca davalarını tazminata dönüştürmüşler; keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu doğrultusunda da tüm davacılar ıslah dilekçeleriyle paylarına düşen tazminat miktarlarını arttırmışlardır.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleştirilen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde, bozma ilamına uyulmak suretiyle tamamlanan soruşturma kapsamında yazılı biçimde hüküm kurulması kural olarak doğrudur.
Bunun yanında, HUMK.’nun 87/son maddesinin Anayasa Mahkemesince iptalinden sonra ıslah yoluyla müddeabihin arttırılmasının olanaklı hale gelmesi nedeniyle tazminata dönüştürülen isteğin ıslah yoluyla arttırılmasında bir usülsüzlük bulunmadığı gibi; aynı Yasa’nın 186. madde uygulamasına Daire bozma ilamıyla imkan tanınması nedeniyle, ıslahın bozma sonrasında yapılmasının 04.02.1948 tarih, 10/3 Sayılı İBK.’na aykırılık teşkil ettiği de söylenemez.
Ne var ki, ıslah ile arttırılan tazminat miktarlarına ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi yerine dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi; ayrıca, faiz isteği bulunmayan davacı A.Ç.lehine faize hükmedilmesi isabetsizdir.
Davalının bu yönlere değinen temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 1.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.