YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3296
KARAR NO : 2010/6619
KARAR TARİHİ : 08.06.2010
MAHKEMESİ : SAMANDAĞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/11/2009
NUMARASI : 2009/574-2009/496
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı Hazine, davalı adına kayıtlı 3609 ve 3612 sayılı parsellerin kıyıda kaldığını ileri sürerek, tapularının iptalini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararı, Dairece, 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesindeki hak düşürücü sürenin geçtiği, davanın reddi gerektiği belirtilerek bozulmuş, mahkemece bozmaya uyulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, Hazine tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 08.6.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Hazine vekili Avukat G.T.geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi .. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava ve birleştirilerek görülen dava, çekişmeli 3612 ve 3609 parsel sayılı taşınmazların kıyı kenar çizgisi içersinde kaldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin özel mülkiyete konu edilemeyeceği iddiasına dayalı tapu iptali isteklerine ilişkindir.
Mahkemenin, taşınmazların tamamının kıyıda kaldığını saptayarak verdiği kabul kararı Dairece, 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Yasa’nın 12. maddesindeki hak düşürücü sürenin geçtiğine ve davanın reddi gerektiğine işaret edilerek bozulmuş; mahkemece bozma ilamına uyularak hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine, harç ve yargılama masraflarının davalı-birleştirilen davanın davalısına yüklenmesine karar verilmiş, Hazine yararına vekalet ücreti tayin edilmemiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 3612 ve 3609 sayılı parsellerin 1992 yılında ifrazen davalı-birleştirilen davanın davalısı adına kayıtlandığı, bu iki parselin geldiği ana taşınmazlardan bir kısmının 1936 ve 1937 yıllarında ”kadastro” suretiyle, bir kısmının ise ”ihdasen” oluştuğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 14 Mart 2009 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” cümlesi ve aynı Yasa’nın 3. maddesi ile de 3402 Sayılı Yasa’ya “Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindeki geçici 10. madde eklenmiştir.
Yukarıdaki düzenlemelerin kadastro sonucunda oluşan taşınmazlar bakımından uygulanacağı şüphesizdir.
Somut olayda, çekişmeli 3612 ve 3609 sayılı parsellerin geldiği ana taşınmazlardan bir kısmı ”ihdasen” oluştuğuna göre, kadastral nitelik taşımayan bu parsellerin 3612 ve 3609 Sayılı parseller kapsamında kalan bölümleri varsa, bu bölümler yönünden 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı açıktır.
Öte yandan, davanın reddi gerektiğine işaret eden Daire bozma ilamı çekişmeli taşınmazların kadastral nitelik taşıdıkları yanılgısından kaynaklanıp maddi hataya dayalı olduğundan, taraflar yararına kazanılmış hak doğurmayacağı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, uzman bilirkişiler aracılığıyla mahallinde keşif yapılarak, ”ihdas” suretiyle oluşan ana taşınmazların 3612 ve 3609 sayılı parseller kapsamında kalan bölümlerinin bulunup bulunmadığının ve böylelikle daha önce mahkemece belirlenen ve Dairece de benimsenen kıyı-kenar çizgisi içerisinde yer alıp almadığının açıklığa kavuşturulması, 3612 ve 3609 sayılı parsellerin kapsamında ve kıyı-kenar çizgisi içerisinde yer aldıklarının anlaşılması halinde, anılan bölümler hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik uygulama ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Kabule göre de, her davanın açıldığı tarihteki koşullara bağlı olduğu, bir tarafın dava açıldığı anda davasında haklı bulunması ancak dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da İnançları Birleştirme Kararı nedeniyle davayı kaybetmesi halinde yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden sorumlu tutulamayacağı ilkeleri karşısında, Hazinenin dava açıldığı tarihte davasında haklı bulunduğu gözetilerek harç ve yargılama masrafının davalıya yüklenmesi doğru ise de, Hazine yararına maktu vekalet ücreti tayin edilmesi gerekeceğinin düşünülmemesi isabetsizdir.
Hazinenin temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmünHUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 08.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.