Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/3409 E. 2010/6851 K. 11.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3409
KARAR NO : 2010/6851
KARAR TARİHİ : 11.06.2010

MAHKEMESİ : ŞİŞLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/12/2009
NUMARASI : 2007/167-2009/516
Taraflar arasında görülen davada:
Davacı, miras bırakanı H. N.’in mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak 240 ada 6 parsel sayılı taşınmazda bulunan 5 nolu meskenini davalı gelini N.ile davalı oğlu A.N.’e satış suretiyle düşük bir bedelle temlik ettiğini ileri sürerek tapu iptal tescil olmadığı taktirde tenkis isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, satışın gerçek satış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalılara yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle tapunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekilleri tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 11.6.2010 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat M.B. ve diğer temyiz eden vekili Av. Ş. L. ile temyiz edilen vekili Avukat Ş.K. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi …. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal tescil olmadığı takdirde tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden, miras bırakan H. N.’in 26.02.2004 tarihinde 840 ada 6 parselde bulunan 2. kat 5 nolu bağımsız bölümünü 150000 lira bedelle davalılar oğlu ve gelinine satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir.
Davacı anılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere,uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince;her ne kadar değerler arasında fark var ise de esasen değerin muris muvazaasının objektif unsurunu teşkil ettiği ve değerler arasında ki farkın muvazaa olgusunun başlı başına sebebini teşkil etmeyeceği kaldı ki davacı oğlu ile miras bırakan arasında herhangi bir husumet ve menfi bir olgunun da bulunmadığı, öte yandan davalıların taşınmazı edinmeleri bakımından mali güçlerinin bulunduğu, diğer taraftan miras bırakanın bankada bulunan vadesiz mevduatında da ölüm tarihi itibarıyla 108525 lira likit fon bulunduğu, esasen bu miktardaki meblağın peyderpey biriktirilmesinin de elde edilen emekli maaşı ile sağlanamayacağı esasen hesabın işleyiş tarzından da para biriktirme bakımından herhangi bir faaliyetin bulunmadığı özellikle ailenin avukatlığını yapan avukat N. Y.’ın tanık olarak alınan ifadesinde miras bırakanın kocasından dolayı emekli aylığı almakla beraber anılan meblağla geçimini temin edemediği, çocukları tarafından kendisine bakıcı tutulduğu ve bu şekilde yardımda bulunduğu hatta murisleri olan annelerinin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla müşterek bir havuz hesabı açılmasının düşünüldüğü ancak murisin buna karşı çıktığı çocukları ile bir probleminin bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir.
Somut bu olgu ve bulgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde miras bırakanın temlikteki iradesinin mal kaçırma olmadığı kabul edilmelidir.
Buna göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi kabul tarzı itibari ile de davalılar arasında 1 / 2’şer paydan davacının miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken davalılardan N.’in üzerindeki sicil kaydının tamamının iptal edilerek davacının miras payı dışındaki payın diğer davalı A. N.’e mal edecek şekilde karar verilmiş olması da doğru değildir.
Davalıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.