Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/4660 E. 2010/7666 K. 29.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4660
KARAR NO : 2010/7666
KARAR TARİHİ : 29.06.2010

MAHKEMESİ : KAYSERİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/01/2010
NUMARASI : 2008/205-2010/7
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, mirasbırakan eşinden kalan taşınmazların intikal işlemlerini ve gerektiğinde satışını yapmak üzere davalı .’ı 6.7.2005 tarihinde vekil tayin ettiğini ve bilahare gördüğü lüzum üzerine de 13.6.2007 tarihinde azlettiğini ancak bu arada davalı F. tarafından 4721 ada 15 ve 2654 ada 1 parsel sayılı taşınmazlardan eşinden intikal paylarının 17.4.2007 tarihinde ve satış suretiyle mirasçılardan davalı M.L.’e temlik edilmiş olduğunu yeni öğrendiğini, bu işlem nedeniyle kendisine bedel ödenmediğini, davalı M.L.’in vekil davalı F.ile işbirliği içerisinde ortak hareket ederek vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle taşınmazları edindiğini ileri sürüp, tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı M.L.çekişme konusu taşınmazı iyiniyetli olarak satış suretiyle temellük ettiğini vekalet görevinin kötüye kullanılmış olması halinde bununla ilgisi olmadığını belirtip, davanın reddini savunmuş, diğer davalı F. davacının talimatına riayet ederek görevini ifa ettiğini vekaletin istismarının söz konusu olmadığını beyan edip davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davada sadece tapu iptal ve tescil talebi bulunduğundan davalı Fuat yönünden açılan davanın yerinde olmadığı, davalı L.’in de satış işleminde iyiniyetli olduğunun kabulü ile vekalet görevinin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 29.6.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden asıl S.R. A.ile temyiz edilen vekili Avukat H. N.G.geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen asil ve vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davalılardan M.L.’in, davacının kayınbiraderi ve 19.10.2003 tarihinde ölen N.N.in kardeşi olduğu, miras bırakan N.’in çocuksuz ve evli olarak ölümüyle davacı ve adı geçen davalı ile dava dışı kardeşi E. B. ve annesi V.’nin mirasçı olarak kaldıkları, N.’in ölümünden sonra eşi olan davacı S. R.’nin 6.7.2005 tarihinde davalı F.’a vermiş olduğu vekaletnameyle, muris N.’e ait çekişme konusu 2654 ada 1 sayılı parseldeki 1/12 pay ile 4721 ada 15 parsel sayılı taşınmazda N.’den davacı S.’a isabet eden miras paylarının 17.04.2007 tarihinde ve satış suretiyle davalı M.’ya temlik edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, aynı akitle N.’in diğer mirasçıları V. ile E.’ün de miras paylarını davalı M.’ya sattıkları, anne V.’nin payının temlikinde de 8.7.2005 tarihli vekaletnameye istinaden davalı F.’ın işlemde bulunduğu görülmektedir.
Davacı, vekil kıldığı davalı F.’ın kendisini zararlandırma kastıyla ve vekalet görevini kötüye kullanmak suretiyle temlikleri gerçekleştirdiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıdını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davacının, miras bırakanı olan eşi N.’in ölümünden sonra ondan intikal eden taşınmazlarla ilgili olarak intikal ve tescil işlemlerini yapmak üzere davalı F.’ı vekil tayin ettiğini ve vekili F.’ın amcasının oğlu olan diğer davalı M.ile el ve işbirliği içerisine girerek kendisini zararlandırma kastıyla taşınmazları temlik ettiğini belirttiği; buna karşı davalı M.’nın da, kızkardeşi olan N.’in rahatsızlanarak karaciğer nakli yapıldığını ve bu aşamada kendisinin gücünün üzerinde maddi yardımlarda bulunduğunu, N.’in ölümünden sonra davacı ile tüm mirasçıların bir araya gelerek yaptıkları şifahi sulhe göre, N.’den intikal eden para ve araçların davacıya kalması, murisin tedavi giderlerine ilişkin talepte bulunmamaları karşılığında ve bedelini ödemek suretiyle çekişmeli taşınmazları satın aldığını savunduğu görülmektedir.
Hemen belirtilmelidir ki, satış akdinin en önemli unsuru semendir. Semenin para olması asıldır. Ne varki, yargısal uygulamalarda da istikrarlı bir şekilde kabul edildiği üzere belirli bir hizmet veya mali yardımın da semen yerine geçeceği kabul edilmektedir.
Oysa, mahkemece davalının savunması üzerinde durulmamış, gerçekten mirasbırakan Nüket’in ameliyatı için davalı M.’nın herhangi bir para sarf edip sarf etmediği soruşturularak belgelendirilmemiş, ayrıca sulh anlaşması olarak belirtilen hususlar incelenmemiş, araçların kayden davacıya intikalinin sağlanıp sağlanmadığı araştırılmamış, bankadaki paraları kimin tahsil ettiğine ilişkin kayıtlar getirtilmemiş, tanıklardan bu konuda doyurucu nitelikte bilgi alınmamış, N.’e ait dava dışı işyerinin kaydı temin edilmemiştir.
Öte yandan; davacı dava dilekçesinde, vekaletin davalı F.’a verilmesinin sebebini N.’den intikal eden malvarlığı içindeki taşınmazların intikallerini ve tescillerini sağlamak ve gerektiğinde satışını yapmak olduğunu ve vekilini 13.6.2007 tarihinde azlettiğini, intikal ve temliki yeni öğrendiğini belirttiğine göre; sırf intikal yetkisiyle yetinilebileceği halde ayrıca satış yetkisi verilmesinin sebebiyle, vekaletname, satış, azil ve dava tarihleri gözetilerek satış akdinin vekaletname tarihinden 2 yıl gibi uzunca bir zaman sonra gerçekleştirilme nedenleri ile davacının temlikleri öğrenmeden önce hangi sebeple vekilini azlettiğinin üzerinde durulmamış, bu konularda irdeleme yapılmamıştır.
Hal böyle oluca; yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek ve belirtilen hususlar araştırılmak suretiyle duraksamaya yer bırakmayacak şekilde soruşturmanın eksiksiz tamamlanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan araştırma ve inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.