YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4711
KARAR NO : 2010/6591
KARAR TARİHİ : 07.06.2010
MAHKEMESİ : SAMSUN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/02/2010
NUMARASI : 2007/210-2010/62
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak miras bırakanları H. A.’ın kayden malik olduğu 539 ada, 76 parsel sayılı taşınmazı, mirastan mal kaçırmak amacıyla, oğlu olan davalıya intifa hakkı üzerinde kalmak suretiyle çıplak mülkiyetini satış yoluyla temlik ettiğini, gerçekte bağış yapıldığı halde tapuda satış gösterildiğini, muvazaalı temlik olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının miras payı oranında iptal ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, miras bırakanın mal kaçırma kastı olmadığını, çocuklarına mal paylaştırdığını ileri sürmüş ve davanın reddini savunmuştur.
Yargılamanın devamı sırasında davacı A. A. öldüğünden mirasçıları davaya dahil etmiş, dâhili davalılar, murisin çocukları arasında mal paylaşımı yaptığını, mirastan mal kaçırmanın amaçlanmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; murisin temliklerinde paylaştırma amacı güttüğünden, mirasçılardan N.e daha fazla kazandırma da bulunduğundan N.mirasçıları M. ve A.tarafından açılan davanın reddine, davacı F.’ya hiçbir kazandırmada bulunmadığından davanın davacı F. bakımından kabulüne, tapu kaydının iptali ile 1680 payın F. İ. adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi ..raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve pay oranında tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece; davacı N. mirasçıları yönünden davanın reddine, F. yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeye konu 539 ada, 76 parsel sayılı taşınmazın tarafların müşterek murisi H.adına tapuda kayıtlı iken 08.10.1970 tarihinde dava sırasında ölen ve mirasçıları davaya dâhil edilen oğlu A.’e intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini temlik ettiği ve kadastro tespiti sırasında da A.adına tespit edilerek çap kaydı oluşturulduğu, miras bırakan H.‘inde 21.04.1982 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır.
Davacılar, mirasbırakanın yapmış olduğu bu temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu ileri sürülerek eldeki davayı açmışlar davalı ise savunmasında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşımadığı, sağlığında mirasçıları arasında malvarlığını paylaştırmak istediğini belirterek davaya karşı çıkmıştır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır.
Öte yandan miras bırakanın sağlığında hak dengesini gözeten kabuledilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından sözedilemeyeceğinden olayda 01.04.1974 tarih, ½ sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, mirasbırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır ve taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişilerden rapor alınmalı böylece yukarıda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Somut olaya gelince; mahkemece dava dışı mirasçı C.ile mirasbırakandan sonra ölen mirasçı kızı N.e, miras bırakanın sağlığında bir kısım taşınmazlarda pay temlik ederken davacı F.‘ya herhangi bir yer verilmediği benimsenmek suretiyle N.hakkındaki davanın reddine, F. hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde mirasbırakanın iradesinin tüm paydaşları kapsadığını kabul etme olanağının bulunmadığı, başka bir ifadeyle paylaştırmanın varlığının kabul edilebilmesi için dışarıda mirasçı bırakmayacak şekilde paylaştırmanın gerçekleştirilmesi asıldır.
Ne varki; mahkemece; F.’ya da miras bırakanın taşınmaz veya pay verdiği savunulduğu halde bu konuda hükme elverişli bir araştırma yapılmamıştır.
O halde; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde miras bırakanın dışarıda mirasçı bırakmayacak ve tüm mirasçıları kapsar şekilde özellikle davacı F.’ya da muristen doğrudan temlik edilen bir yer olup olmadığının araştırılarak bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli değildir.
Tarafların, bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenle HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07.6 .2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.