Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2010/6484 E. 2010/7706 K. 30.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6484
KARAR NO : 2010/7706
KARAR TARİHİ : 30.06.2010

MAHKEMESİ : ŞARKIŞLA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ,
TARİHİ : 13/05/2009
NUMARASI : 2008/106-2009/206
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, imar planında sosyal tesis alanı olarak, gözüken ve evveliyatında Belediye adına kayıtlı bulunan 96 ada 222 nolu parselin Belediye Meclisinin kararı doğrultusunda Encümen tarafından fakir ve barınma ihtiyacı olan öğrenciler için yurt tesisi yapmak şartı ile davalı şirket adına tahsis işleminin gerçekleştirildiğini, ancak davalı firma tarafından herhangi bir tesis yapılmadığı gibi diğer davalıya satarak devrettiğini ileri sürüp tapu kaydının iptali ile Belediye adına tescilini istemiştir.
Davacı, davayı ıslah ederek iptal-tescil olmazsa Belediyenin uğradığı müspet ve menfi zararın tespit edilerek davalı şirketten tahsilini istemiştir.
Davalı Abdulkadir, tapu siciline güvenerek ve iyiniyetle mülkiyet hakkını iktisap ettiğini bildirip davanın reddini savunmuş, davalı şirket yanıt vermemiştir.
Mahkemece, davalı A..kötü niyetli olduğunun kanıtlanamadığı, tapu kaydına güvenerek taşınmazı edindiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptali ve tescil olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; kayden davacı Belediye’ye ait 96 ada 222 parsel sayılı imar planında “sosyal tesis alanı” olarak gösterilen taşınmazın 8.5.1998 tarih, 312 sayılı 5393 sayılı yasanın 18.md. hükmü uyarınca alınan Belediye Meclis kararına dayalı olarak aynı yasanın 34.maddesi hükmü gereğince davalılardan B.Eğitim Pansiyon Gıda Taahüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi’ne 27.1.1999 tarihinde öğrenci pansiyonu yapılması koşulu ile encümen kararıyla temlik edildiği ve anılan şirket tarafından da 20.4.2006 tarihinde A. K.ya satış suretiyle intikal ettirildiği anlaşılmaktadır.
Davacı Belediye, taşınmazın öğrenci yurdu yapmak koşulu ile davalı şirkete devredildiğini ancak, şirket tarafından koşulun yerine getirilmediği gibi diğer davalıya satıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, temlikin sebebi bakımından öngörülen koşul, tapu siciline yansıtılmamış ise de mülkiyetin naklinin sebebini tescil eden Belediye Meclis ve Encümen kararının akitten ayrı düşünülemeyeceği ve bu sebeple temlikin koşullu olduğu tartışmasızdır. Anılan koşulun şirket tarafından yerine getirilmediği gözetildiğinde de taşınmaz şirket üzerinde kalsa idi kaydının iptalinin gerekeceğinde kuşku yoktur.
Ne varki, davalı A.2.el konumunda olup koşullarının gerçekleşmesi halinde, TMK’nun 1023.maddesi koruyuculuğundan yararlanması gerekeceği açıktır.
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olaya gelince; özellikle bilgilerine başvurulan taraf tanıkları taşınmazın yurt yapılmak üzere temlik edildiğini bildirdikleri, esasen dar bir muhit ve çevre içerisinde böylesi bir olgunun bilinmeyeceği söylenemez. Kaldı ki taşınmazın ilk el durumundaki şirkete sembolik bir değerle ve tahsis ağırlıklı olmak kaydıyla satıldığı ve gerçek değerinin ise akitte gösterilen değere nazaran çok üzerinde bulunduğu, basit bir araştırma ile hangi gaye ile taşınmazın temlik edildiğinin tespiti mümkün iken bu hususların da gözardı edilmiş olması karşısında yukarıda değinilen ilkeler de gözetildiğinde 2.el konumundaki davalının TMK’nun 1024.maddesinde öngörüldüğü şekilde, “durumu bilen ve bilmesi gereken kişi konumunda” olacağı ve aynı yasanın 1023.maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Davacının, temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.6.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.