Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/1266 E. 2012/3411 K. 26.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1266
KARAR NO : 2012/3411
KARAR TARİHİ : 26.03.2012

MAHKEMESİ : KAYNARCA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/02/2010
NUMARASI : 2010/19-2010/43
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine, davalıya ait ..ve .. parsel sayılı taşınmazların kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile sicilden terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı yasa ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesine eklenen 3. fıkra 2 ve 3. cümle ve geçici 10. maddedeki düzenlemeler karşısında 10 yıllık hak düşürücü sürenin hazine yönünden dolduğu gerekçesiyle davanın reddine, Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, yargılama giderlerinden davacı Hazinenin sorumlu tutulmasına, davalı yararına avukatlık ücreti taktirine yer olmadığına karar verilmiştir.
Karar, davacı Hazine tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava; tapu iptali, sicilin kütükten terkini ve yıkım isteklerine ilişkin olup, mahkemece 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca hak düşürücü süreden dolayı davanın reddine, Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, yargılama giderlerinden davacı Hazinenin sorumlu tutulmasına, davalı yararına avukatlık ücreti taktirine yer olmadığına karar verilmiştir.
Gerçekten de; işin esası bakımından 5841 sayılı Yasanın yürürlüğü döneminde davanın hak düşürücü süreden reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Ancak anılan yasanın ilgili hükmü Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarih 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş ve 23.07.2011 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak iptal hükmü yürürlüğe girmiştir.
Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu ve Anayasanın 153. maddesine göre iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düşünülse de 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal kararlarının kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği ancak henüz kesin çözüme bağlanmamış uyuşmazlıkların iptal kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Bu durumda “davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın” Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer.
Hal böyle olunca; işin esasının 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre değerlendirilmesi, davanın kısmen veya tamamen kabulü halinde de, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasa hükümleri de gözetilerek taraf iddiaları doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması bakımından karar bozulmalıdır.
Davacı Hazinenin, temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 26.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.