Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/13487 E. 2012/11483 K. 18.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/13487
KARAR NO : 2012/11483
KARAR TARİHİ : 18.10.2012

MAHKEMESİ : İSTANBUL 17. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(KAPANAN EYÜP 2.ASL.HUK.MAH.)
TARİHİ : 30/06/2011
NUMARASI : 2008/141-2011/234
Yanlar arasında görülen alacak davası sonunda, yerel mahkemece karşı davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacılar-karşı davalılar vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 20.03.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat A.N. B. ile temyiz edilen vekili Avukat L. D. A. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi .tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Asıl dava, kira bedellerinden kaynaklanan alacak, karşı dava ise taşınmaz değerinden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkin olup mahkemece, toplanan deliller ve dosya kapsamına göre sübut bulmayan asıl davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Bu yöne değinen asıl davacıların temyiz itirazları yerinde olmayıp reddine.
Ancak, mahkemece karşı davanın kabulüne dair kurulan hükmün davalısı tarafından yapılan temyiz itirazına gelince;
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 6 no’lu bağımsız bölümün değişik oranda paylarla davacı-karşı davalı şirketin ortakları olan S., C. ve Z.’a ait iken 15.3.2001 tarihinde diğer paydaşlar adına vekaleten kendi adına asaleten Z. tarafından şirket çalışanı olan karşı davanın davacısı M.’e 89.550.000.000.Tl bedelle satış suretiyle temlik edildiği, taşınmazın sicil kaydı M. üzerindeyken taşınmaz maliklerinin ortağı olduğu davalı şirketin mali sıkıntı çekmesi sebebiyle kredi çekilerek şirkete devredildiği ve taşınmazın sicil kaydına da 5.4.2001 tarihinde çekilen kredinin teminatını teşkil etmek üzere Garanti Bankası A.Ş. lehine ipotek konulduğu ve kredinin kapatılamaması sebebiyle, sicil üzerinde bulunan M. ile Banka arasında TMK’nun 736. maddesinde öngörülen vefa sözleşmesi yapılarak kredi borcu ödendiğinde tekrar taşınmazın Mehmet’e devredileceğinin kararlaştırılarak dava konusu taşınmazın 20.6.2003 tarihinde 1.838.650.000.000.-TL bedelle dava dışı Garanti Bankası A.Ş.’ne satış yoluyla temlik edildiği, daha sonra da şirket ortaklarının talimatları ve vefa sözleşmesi uyarınca Garanti Bankası tarafından çekişmeli taşınmazın son kayıt malikleri C.D.ve Y.D.’a 22.4.2004 tarihinde 1/2 paylarla satış suretiyle devredildiği, taşınmazın Bankaya temlik edilmesine karşın tasarrufuna M.tarafından devam edildiği ve elde edilen kira paralarının da şirketin Bankaya olan borçlarına mahsuben Bankaya ödendiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirtilen somut olayın başlangıcından itibaren sonuna kadar oluşum ve gelişme durumu gözetildiğinde taşınmazın M.’e temlikinin hukuki sebebini kural olarak inançlı işlemin oluşturduğu tartışmasız ise de, böylesi bir hukuki olgunun varlığının kanıtlanabilmesi 5.2.1947 tarih, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yazılı bir belge ile olması gerekir. İspat bakımından yazılı bir belgenin bulunmayışı halinde ise taraflar arasındaki yazışmalar, mektuplar, banka dekontları, sözleşmeler, protokoller gibi hususlar yazılı delil başlangıcı niteliğindedir.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’nun 292. maddesi hükmü senetle ispatı lazım gelen hususlarda (288, 290.maddeler) yazılı bir belge mevcut olmayıp, delil başlangıcı niteliği taşıyan bir bulgunun varlığı halinde şahit dinlenmesinin caiz olacağını öngörmüş, 6100 sayılı HMK’nun 202.maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir.
Anılan bu yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetildiğinde, her ne kadar taşınmazı temlik edenler ile temellük eden M. arasında yukarıda değinilen İnançları Birleştirme Kararının öngördüğü anlamda yazılı bir belge yok ise de, düzenlenen diğer belgeler yazılı delil başlangıcı niteliğinde olup ilk işlemin inançlı işlem olduğunun kabulünü gerektirir kuvvettedirler. Kaldı ki, son temlikin de, şirket ortaklarının Bankaya verdikleri talimat uyarınca gerçekleştirildiği gözetildiğinde şirket çalışanı olan ve kayıt maliki gözüken M.’in bu işlemlere aracılık yapan kişi olduğu belirlenmektedir.
Bütün bu anlatımlardan sonra, M.’in taşınmazın eldeğiştirmesi nedeniyle bir alacak hakkının varlığı kabul edilemez. Öyle ise, karşı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı ve karşı davalı şirketin, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edilen vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edenden alınmasına, 18.10.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY-
Bilindiği gibi inançlı işlemler, inananın bir hakkını belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatmalarına göre kullanıp amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmeler olarak tanımlanabilir.
Kişinin kendisini gizleme arzusu, teminat amaçlı, alacaklıdan mal kaçırma vb. sebeplerle günlük hayatta inançlı sözleşmeye sık sık başvurulduğu görülmektedir. Kural olarak devredilebilir nitelikteki tüm haklar ile taşınır ve taşınmaz mallar inançlı işleme konu olabilir.
İnançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen taraf TMK.nu 6. maddesi uyarınca iddiasının ispat etmek zorundadır.
Mevzuatımızda inançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmadığından ispat bakımından da kanunlarımızda bir hüküm yer almamıştır
Konusu menkul ve tapusuz taşınmaz olup, inançlı devirler TMK 763/1, 977/1, 979/2 maddelerine göre hiçbir şekle bağlı olmaksızın zilyetliğin devri suretiyle gerçekleştirildiğinden, dava değeri HUMK.nun 288 nci ve HMK.nun 200 ncü maddelerinde öngörülen miktarı geçmediği sürece, inançlı işlem tanık dahil her türlü delille ispatı gerekecektir.
05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile de aynı esas benimsenmiş olup, ancak resmi sözleşmenin aksinin yazılı sözleşme ile ispatını yeterli görmüştür. Kuşkusuz yazılı belgenin bulunmaması halinde yazılı delil başlangıcı ve tanıkla ispat mümkün olacaktır.
6100 sayılı HMK.nun 202/2 maddesine göre delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin ispatına yeterli olmamakla birlikte söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge olarak tarif edilmektedir.
Somut olaya baktığımızda, davaya konu 6 numaralı bağımsız bölümün davalı ve karşı davacı M. A.’e temlikinin muvazaalı olduğuna ilişkin yazılı bir belge bulunmadığı gibi bu olaya ilişkin delil başlangıcı da bulunmamaktadır. Bozma kararı veren çoğunluğun kabul ettiği diğer belgelerinde M.’e yapılan temlikle bir ilgisi bulunmaması sebebi ile yazılı belge başlangıcı olarak kabulü mümkün değildir.Öte yandan, davalı M. kayden maliki bulunduğu taşınmazını şirketin borcuna kefaleten dava dışı bankaya temlik etmekle, ifa edilen borç kadar alacaklıya halef olmuştur. Bu nedenle, mahkemece davalı ve karşı davacı M. davasının kabulüne, asıl davanın reddine karar verilmiş olması usule ve yasaya uygundur. Hükmün onanması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun bozma gerekçelerine katılmıyorum.