YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1480
KARAR NO : 2012/4294
KARAR TARİHİ : 12.04.2012
MAHKEMESİ : KIRŞEHİR 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/10/2011
NUMARASI : 2008/160-2011/415
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakan annesi G.Y.ın tek malvarlığı olan kat mülkiyeti kurulu 2 nolu meskenini düşük bedelle satış suretiyle davalıya temlik ettiğini, akit tarihinde murisin ehliyetsiz olduğu gibi mirastan mal kaçırmak amacıyla kötüniyetli hareket etiğini, saklı payının bertaraf edildiğini ileri sürerek, tenkis davasının kabulü ile, tapunun iptaline ve TMK’nun 506 ve 565. maddesi uyarınca payı oranında tescile karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında davalının miras bırakanın hastalığı ve yalnızlığından faydalanıp kandırmak suretiyle temliki sağladığını da bildirmiştir.
Davalı, iddiaların doğru olmadığını, akit tarihinde miras bırakanın ehliyetli olduğu yönünde rapor alınarak işlem yapıldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davada ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayanılmış olduğu ve Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinden alınan rapora göre akit tarihinde murisin fiil ehliyetinin bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali tescil ve tenkis isteklerine ilişkin olup, mahkemece temlik tarihinde miras bırakanın ehliyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava dilekçesi içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden dava da ehliyetsizlik hukuksal nedeninin yanında muris muvazaası ve tenkis hukuksal nedenlerine de dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, HUMK 76. maddesi hükmü uyarınca olayları bildirmek taraflara hukuki nitelendirmeyi yapmak ve ona uygun yasal düzenlemeyi tayin ve tespit ederek uygulamak mahkemeye aittir.
Öte yandan, bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
O halde, miras bırakanın hukuki ehliyete haiz olduğu 2659 sayılı Yasanın 7 ve 16. maddeleri gereğince Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinden alınan raporla saptandığına göre isteklerden muris muvazaasına ilişkin iddianın değerlendirilmesi, buna ilişkin olarak yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde tarafların bildirdikleri ve bildirecekleri delillerin toplanması, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilerek soruşturmanın tamamlanması, öte yandan; çekişme konusu temlikin gerçek satış olduğunun saptanması halinde tenkis iddiasının dinlenemeyeceği de gözetilerek hasıl olacak sonuca göre bir hüküm kurulması, gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin belirtilen nedenlerle temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.4.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.