Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/1673 E. 2012/4483 K. 19.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1673
KARAR NO : 2012/4483
KARAR TARİHİ : 19.04.2012

MAHKEMESİ : TAVŞANLI 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/01/2010
NUMARASI : 2005/75-2010/16
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakan annesi A.K.’ın 63, 173, 182, 290, 663, 730, 851, 910, 1001, 1011, 1039, 1180, 1190, 1214, 1215, 1216, 1217, 1262 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetlerini satış suretiyle kardeşinin çocuğu, davalıların da miras bırakanı olan İ.Ö. ‘e devrettiğini, yaşlı ve bunama rahatsızlığı olan murisin akit tarihinde ehliyetli olmadığını, bu durumundan ve aralarının bozuk olmasından yararlanılarak ölünceye kadar bakılacağı vaat edilerek bedelsiz olarak taşınmazların temlikinin sağlandığını, öte yandan devirlerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu iptal ve tek mirasçı olması sebebi ile adına tescile, mümkün olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemiştir.
Davalılar A. ve R.satışların gerçek olduğunu, yıllarca murise babalarının baktığını, davacının miras bırakanının minnet ve vefa duygusu ile taşınmazları düşük bedelle sattığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazların temlikinin gerçek satış olduğu, muvazaalı olmadığı, tenkisine de imkan bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, dahili davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakan A.K.’ın çekişme konusu taşınmazlardaki paylarının intifa haklarını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetlerini 25.02.1987 tarihinde kardeşinin çocuğu, davalıların da miras bırakanı olan İ.Ö.’e satış suretiyle temlik ettiği, 1338 doğumlu olan miras bırakanın 05.02.1999 tarihinde öldüğü ve yalnızca davacı oğlunun mirasçı olarak kaldığı, davacının; akit tarihinde yaşlı ve bunama rahatsızlığı bulunan murisin ehliyetli olmadığını, öte yandan anılan temliklerin de mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürülerek eldeki davayı açtığı, yargılama sırasında ölmesi üzerine mirasçılarının davayı devam ettirdikleri anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinin açıklanan içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davada ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayanıldığı açıktır.
Hemen belirtilmelidir ki; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.4.1990 gün ve 1990/1-152-1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Davada dayanılan sebeplerden birisinin ehliyetsizlik olması durumunda, kamu düzeniyle ilgisi ve ehliyetsizliğin saptanması halinde öteki nedenlerin incelenmesi gereğinin ortadan kalkması bakımlarından ilk önce ehliyetsizlik iddiası üzerinde durulması asıldır.
Bilindiği üzere, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edilebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girilebilmesi fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olma kabul edilmiş, “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. ” hükmü getirilmiştir. “ Ayırtım gücü ” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Öte yandan, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında, bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK.’nun 286. maddelerinde (HMK 282. madde) belirtildiği gibi bilirkişinin “ rey ve mutaalası ” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye, eyleme ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını zorunlu kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olayda, mahkemece muris muvazaası üzerinde durulmuş, ne varki ehliyetsizlik hukuksal nedeni yönünden bir araştırma yapılmış değildir.
Hal böyle olunca; öncelikle miras bırakanın tedavi gördüğü tüm sağlık kuruluşlarından tedavisiyle ilgili belge, hasta tabela ve müşahade kağıtları ile grafilerinin getirtilmesi, murisin akit tarihinde hukuki ehliyetinin bulunup bulunmadığının saptanması bakımından 2659 Sayılı Yasa’nın 7. ve 16. maddesi hükümleri uyarınca Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinden rapor alınması, miras bırakanın temlik sırasında hukukİ ehliyete haiz olduğunun anlaşılması durumunda, muris muvazaası iddiası ile tenkis isteğinin değerlendirilmesi ve ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Dahili davacılar vekilinin belirtilen sebeplerle temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.