Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/173 E. 2012/3574 K. 29.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/173
KARAR NO : 2012/3574
KARAR TARİHİ : 29.03.2012

MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/10/2011
NUMARASI : 2010/388-2011/506
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, tasfiye memurları, müteveffa N..ın maliki olduğu 2553 ada 2 parsel sayılı taşınmazının vekil davalı N.. tarafından diğer davalı H..’ya satıldığını, vekilin asilin ölümünden sonra yaptığı temlikin geçersiz olduğunu, ölümle vekilin vekalet yetkisinin son bulduğunu ileri sürüp, tapunun iptali ile müteveffa N.. adına tescili olmazsa bedelin tahsili isteklerinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, iddiaların kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, tereke tasfiye memurları tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre davacı miras bırakanlarının ölümüyle vekâlet görevinin sona ermesine karşın vekilin gerçekleştirdiği temlikin geçersiz olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtığı görülmektedir.
Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Bunun doğal sonucu olarak vekâlet sözleşmesinden doğan hak ve borçlar tarafların kişiliğine sıkı surette bağlı bulunmaktadır. Vekil eden, güvenini taşıyan bir kişi seçip işin görülme biçimi hakkında talimat vermektedir. Vekil edinin ölümü, iş görmenin yapılma biçimine egemen olan iradeyi ve yararı ortadan kaldıracağından, hatta görevin devamını imkânsız hale getireceğinden vekâlet sözleşmesini sona erdirir.
Ancak, vekâlet sözleşmesinin ölümden sonrada devam edeceği sözleşmede kararlaştırılmış veya işin niteliğinden anlaşılıyorsa, vekâlet sözleşmesinin devam edeceği 7.12.1940 tarih 1938/20 Esas – 1940/87 karar sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Bilimsel görüşler de bu doğrultuda gelişmiştir. Nitekim bu ilke B.K.’nun 35.maddesi ile eş anlamda hüküm getiren aynı yasanın 397/1. maddelerinde “hilafı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekâlet gerek vekilin gerek müvekkilinin ölümü ile… nihayet bulur.” Şeklinde açıklanmıştır. Buna karşın söz konusu yasanın 37. ve 398. maddelerinde belirtildiği üzere, vekilin vekâletin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı sözleşmeler vekil edeni veya mirasçılarını bağlar. Ancak, vekil ile sözleşme yapan kişi, vekil edenin ölümünden haberdar olduğu takdirde değinilen yasa hükmü uygulanamaz.
Yukarıda değinilen ilkeler ışığında somut olayda bakıldığında, her ne kadar vekâletname çekişmeli taşınmazın satışın için düzenlenmiş ise de vekâletin ölümden sonra devam edeceği kararlaştırılmadığı gibi, işin niteliği itibariyle ölümden sonra devam edeceğini söyleyebilme olanağı da yoktur.
Öte yandan; vekilin, vekil edenin ölümünü, başka bir deyişle vekâlet yetkisinin sona erdiğini bilerek işlem yapmış olması durumunda, anılan işlemin yolsuz tescil niteliğini taşıyacağı ve ilk el konumundaki kişi ile durumu bilen veya bilmesi gereken konumundaki kişilerin TMK.’nun 1023.maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacakları açıktır.
Mahkemece; yapılan tahkikat sonucu toplanan deliller ile dosyadaki resmi kayıt ve belgelere göre, miras bırakan N.. ile ilk alıcı H.’nın ve en son alıcı A.’in aynı büroda avukatlık görevini yürüttükleri, sonradan davalıların farklı bürolarda faaliyet gösterdikleri, gözetildiğinde temlik sırasında vekilin vekil edenin ölmüş olduğunu bilmediği varsayılsa bile, asıl olan alıcının (H..’nın) ölümden haberdar olduğu, keza son kayıt maliki A.’in de bu vakayı bildiği veya bilmesi gereken kişi konumunda olduğu duraksamaya yer vermeyecek biçimde sabittir.
Hal böyle olunca; iyiniyet barındırmayan temliki işleme değer verilemeyeceği gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.