YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1982
KARAR NO : 2012/6493
KARAR TARİHİ : 04.06.2012
MAHKEMESİ : İSTANBUL 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/07/2011
NUMARASI : 2006/95-2011/242
Yanlar arasında görülen muarazanın giderilmesi, yıkım, ecrimisil, eski hale getirme ve elatmanın önlenmesi davası sonunda, yerel mahkemece asıl davanın, kabulüne, karşı davada hakkında da elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinin kabulüne, ecrimisil isteğinin ise reddine ilişkin olarak verilen karar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Asıl dava; komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi, yıkım karşı dava ise çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım, eski hale getirme ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece;asıl davanın kabulüne, karşı dava da elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinin kabulüne, ecrimisil isteğinin ise reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı-(karşı davalı) kurumun kayden maliki olduğu 26 ada, 41 parsel sayılı taşınmaz ile komşu davalıya (karşı davacıya ait 13 ve 14 parsel sayılı taşınmazlar arasında kot farkı bulunduğu, sınırda olup çöken istinad duvarının davalı tarafından kendi mülkiyet sınırları içinde kalacak şekilde yeniden inşa edildiği, öteyandan davalı-karşı davacının kayden maliki olduğu 14 parselin bir kısmının davacı- karşı davalı kurum tarafından duvarla çevrilmek ve otopark olarak kullanılmak suretiyle işgal edildiği anlaşılmaktadır.
Tarafların istekleri dikkate alındığında asıl dava bakımından; Türk Medeni Kanunu’nun komşuluk hukukuna ilişkin 737 ve devam eden maddeleri, karşı dava bakımından ise Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesi hükümleri gözetilerek taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerektiğinde kuşku yoktur.
Komşuluk hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde gözetilmesi gereken ilkelerden birisi de komşu taşınmaz maliklerinin mülkiyetten kaynaklanan haklarını kullanırken bu haklarında karşılıklı fedakârlıklarda bulunmaları gerekeceği ve çekişmenin çözümünde fedakârlığın olaya en uygun düşecek şekilde denkleştirilmesi asıldır. Başka bir deyişle, her taşınmaz maliki komşuluk hukukundan doğan hak ve yetkilerini kullanırken gerekli işlere ve doğan zararın giderilmesine kendi yararlanması oranında katılmakla yükümlüdür.
Asıl dava bakımından; davalının kendi mülkiyet alanında, projeye dayalı olarak yaptığı duvarın bilimsel verilere göre yapılan ölçüm sonucu davacı kuruma ait komşu 41 parsele bir tecavüzünün bulunmadığı saptanmakla birlikte iddianın ileri sürülüş biçimine ve içeriğine göre komşuluk hukukuna da dayanıldığına göre çekişmeye konu edilen duvarın davacıya ait binaya zarar verip vermediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Ne varki; davalı tarafından yapılan istinad duvarının davacıya ne gibi bir zarar verdiği, bir zarar varsa, hangi önlem ve önlemlerle giderileceği üzerinde durulduğunu, hükme yeterli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Karşı dava bakımından da; kayden karşı davacıya ait 14 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının bilimsel verilere uygun olarak uzman bilirkişiler aracılığıyla yapılan ölçüm sonucunda 4070. m²’lik kısmının duvarla çevrilmek ve otopark yapılmak suretiyle işgal edildiği belirlenmek ve benimsenmek suretiyle Türk Medeni Kanunun 683. maddesi hükmünden kaynaklanan davacının mülkiyet hakkına değer verilerek elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacı- Karşı Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Ancak, gereköğretide gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil,diğer bir değişle işgal tazminatı, hak sahibinin kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir bedeldir. Karşı davacının kayden maliki olduğu 14 parsele haklı ve geerli nedene dayanmaksızın müdahale edildiği saptanarak elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verildiğine göre ecrimisil isteğinin reddine karar verilmesi isabetli değildir.
Hal böyle olunca; asıl dava bakımından konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla yerinde yeniden keşif yapılması, davalının kendi mülkiyet alanına yaptığı duvarın davacıya komşuluk hukuku bakımından ne gibi zarar verdiğinin yukarıdaki ilkeler uyarınca duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanması, bir zarar saptanırsa, nasıl giderilmesi gerektiği konusunda bilirkişilerden ayrıntılı rapor alınması, uyuşmazlığa ilişkin varsa alternatif çözüm yollarının raporda açıklattırılması ve elde edilecek raporda belirtilen önlemlerden hak ve nesafet kuralları gözetilmek suretiyle zararın giderilmesi konusunda en uygun önleme hükmedilmesi gerekirken, hükme elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi karşı dava bakımından ise haksız işgal tazminatı olan ecrimisil isteği bakımından müdahalenin başladığı tarihten dava tarihine kadar geçen süre için hesaplanacak ecrimisile karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da isabetsizdir.
Tarafların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.