YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2069
KARAR NO : 2012/5186
KARAR TARİHİ : 07.05.2012
MAHKEMESİ : ANTALYA 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/10/2011
NUMARASI : 2010/223-2011/307
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı; miras bırakanları V.G.’e ait 2341 parsel sayılı taşınmazdaki 250/52696 payının, ehliyetsiz olduğu bir dönemde dava dışı oğlu H.’ın hileli davranışları sonucunda aldığı vekâlete dayalı olarak mirastan mal kaçırmak amacıyla yeğeni olan davalıya tapuda satış göstermek suretiyle temlik edildiğini, muvazaalı işlem yapıldığını ileri sürerek tapu kaydının miras payı oranında iptal ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, çekişmeli payı bedeli karşılığında satış yoluyla temellük ettiğini, alım gücü olduğunu, vekil aracılığıyla gerçekleştirilen akdin murisin iradesine uygun olduğunu, ehliyetsizlik iddiasının yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; muvazaa olgusunun sabit olduğu, ehliyetsizlik konusunda inceleme yapmaya yer olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, ehliyetsizlik, hile ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, temliki işlemin muvazaalı olduğu gerekçesiyle miras payı oranında davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların ortak miras bırakanı V.G.’ün çekişme konusu 2341 parsel sayılı taşınmazdaki 250/52696 payını, 17/05/2006 tarihli satış akdi ile yeğeni olan davalıya temlik ettiği, 30/05/2006 tarihinde öldüğü geride ilk eşinden olma çocuklarının mirasçı olarak kaldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, miras bırakanın davalıya yapmış olduğu temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu, hata hileye düşürüldüğü iddiası yanısıra işlem tarihinde hukuki ehliyetinin bulunmadığını da ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bir davada, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 11/04/1990 gün, ve 1990/1-152, 1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Önem derecesine göre bu nedenlerin sırayla araştırılması gerekir.
Ehliyetsizlik; kamu düzeni ile ilgili olduğundan öncelikle ileri sürülen bu iddianın araştırılması zorunludur.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.06.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli tıp kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2 maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Ne varki, mahkemece ehliyetsizlik iddiası yönünden yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; tarafların yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda bildirecekleri tüm delillerinin toplanması, varsa mirasbırakana ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kayıtları, reçeteler vs. Istenmesi, 2659 sayılı Yasanın 7. ve 16. maddeleri gereğince Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan rapor alınması, mirasbırakanın çekişme konusu taşınmazı davalıya temlik ettiği tarihte ehliyetsiz olduğunun anlaşılması halinde istek terekeye iade değil, pay oranında bulunduğuna göre taşınmazdaki mülkiyet durumu gözetildiğinde Türk Medeni Kanunun 701. maddesi ve devam eden hükümleri uyarınca pay oranında iptal tescil davaları dinlenemeyeceğinden davanın reddedilmesi, hukuki ehliyetinin bulunduğunun saptanması halinde ise diğer iddialar üzerinde durularak gerekli araştırma ve soruşturmanın tamamlanması, toplanan ve toplanacak deliller gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilen nedenlerden ötürü, (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 7.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.