Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/2102 E. 2012/5070 K. 03.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2102
KARAR NO : 2012/5070
KARAR TARİHİ : 03.05.2012

MAHKEMESİ : DİKİLİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/11/2011
NUMARASI : 2010/125-2011/369
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakan anneleri A.S.’nun 16 parsel sayılı taşınmazdaki payını baskılar sonucu davalı kızına satış suretiyle devrettiğini, temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, murisin ölmeden önce kandırıldığını ve pişman olduğunu dile getirdiğini, öte yandan mal satmaya da ihtiyacının olmadığını, davalının da alım gücünün bulunmadığını ileri sürerek, tapunun iptaline ve miras payları oranında tesciline, olmadığı takdirde tenkisine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, eşi ile birlikte dönem dönem babasına verdikleri borç ödenmeyince “ 600.-TL daha verin taşınmazı size satılım, yoksa paranızı ödeyemeyeceğiz ” demeleri üzerine mecbur kalıp taşınmazı satın aldığını, iddiaların doğru olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı P.’nin davasının takip etmemesi sebebi ile onun yönünden davanın açılmamış sayılmasına, çekişme konusu taşınmazın davalıya temlikinin muvazaalı olduğu gerekçesi ile davacı S.’in tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davacı P. yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacı yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden, miras bırakan A.S.’nun çekişme konusu 16 parsel sayılı taşınmazdaki payını 13.07.1987 tarihinde satış suretiyle davalıya temlik ettiği, murisin 23.03.2010 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak çocukları olan taraflar ile dava dışı çocukları K., H. ve N.’nin kaldığı anlaşılmaktadır.
Davacı, satış işleminin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalı ise; dönem dönem eşi ile birlikte babasına borç para verdiklerini, davacı P. ve babası ile birlikte tütün ektiklerini ve buradan elde edilen geliri de babasına verdiğini, miras bırakan annesi ve babasının kendisine ve çevreye borçlanmaları üzerine murise ait taşınmazı satmaya karar vererek, öncelikle satın alması yönünde kendisine teklif getirdiklerini ve daha önceden verdiği borçlar da dikkate alınarak talep edilen miktarı ödeyerek çekişmeli payı satın aldığın, muvazaa iddiasının doğru olmadığı savunması getirmiştir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih ½ sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; tanık olarak ifadelerine başvurulan mirasçılardan H. S. ile K. S.’nun anlatımlarında; “ Anne ve babalarının kendileri ile birlikte oturduklarını, maddi durumlarının iyi olmaması sebebi ile davalı ablasından borç para aldıklarını, ancak ödeyemediklerini, çekişme konusu payın satılığa çıkartıldığını, alıcı çıkmayınca borç karşılığında davalıya yeri satma konusunda muris ile babalarının teklifte bulunduklarını, davalının da üste para vererek ve borçlarda mahsup edilerek dava konusu payı satın aldığını, o dönem sıkıştıkça davalıdan borç aldıklarını, davalının eşinin öğretmen olduğunu ” beyan ettikleri, davanın kabul edilmesinde menfaati bulunan bu mirasçıların beyanları dikkate alındığında, miras bırakanın çekişmeli taşınmazı davalıya temlik etmesinin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı değil, gerçek satış olduğu görülmektedir.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Davalı vekilinin belirtilen nedenlerle temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.