Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/2740 E. 2012/5912 K. 21.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2740
KARAR NO : 2012/5912
KARAR TARİHİ : 21.05.2012

MAHKEMESİ : KONYA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/03/2010
NUMARASI : 2008/420-2010/72
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak miras bırakanları olan A.Y.’ın maliki olduğu 40 ile 42 parsel sayılı taşınmazlar ile bedelini ödeyip üçüncü kişiden satın aldığı 3 ile 16 parsel sayılı taşınmazları ikinci eşi olan davalı adına tescil ettirdiğini, yapılan işlemlerin mirasçıdan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu iptali ve miras payları oranında adlarına tescilini istemişler; yargılama sırasında verdikleri 23.07.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile çekişme konusu 40 ile 42 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ihlal edilen saklı payları oranında tenkise karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur ıslah talebine de karşı çıkmıştır.
Mahkemece, çekişme konusu 40 ile 42 parsel sayılı taşınmazlar yönünden işlemin danışıklı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 3 ile 16 parsel sayılı taşınmazlar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece 3 ve 16 parsel sayılı taşınmazlar bakımından davanın reddine, 40 ile 42 parsel sayılı taşınmazlar bakımından iptal isteğinin kabulüne karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve dosya içeriğinden, muris A.Y.’ın 23.12.2006 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eldeki dosyanın davacıları olan ilk eşten olma çocukları N., H., Hamza ve E.ile ikinci eşi olan davalı H.ve H.’den olma çocukları dava dışı Ş. F.ve H. kalmıştır. Çekişme konusu 3 ve 16 parsel sayılı taşınmazların 2001 ve 2002 yılarında davalı tarafından üçüncü kişilerden satın alma yoluyla edinildiği, 40 ve 42 parsel sayılı taşınmazların ise senetsizden, miras bırakanın bağışından söz edilerek davalı adına 09.08.1994 tarihinde kadastro suretiyle tespit ve tescil edildiği, davacıların 20.07.2009 tarihinde 40 ve 42 parsel sayılı taşınmazlar bakımından tenkis istediklerini belirtir ıslah dilekçesi verdikleri anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda 40 ve 42 parsel sayılı taşınmazların senetsizden miras bırakanın bağışından söz edilerek davalı adına kadastroca tespit edilmiş olup, yargısal uygulamalarda kararlılıkla ifade edildiği üzere tapusuz taşınmazlar üzerindeki zilyetliğin devrinden ibaret olan geçerlilik unsuru taşıyan hak ya da haklar yönünden de 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri yoktur. Ne varki, davacı taraf başlangıçta davalarını muris muvazaası hukuksal nedeniyle açmışlarsa da, vekilleri aracılığı ile verdikleri ve 23.07.2009 havale tarihli dilekçeleriyle davalarını ıslahla tenkise tebdil ettiklerini bildirmişlerdir.
Oysa mahkemece, bu konuda bir değerlendirme yapılmadan neticeye gidilmiştir.
Hal böyle olunca; davacıların muris muvazaasına ilişkin iptal-tescil isteğinin reddine karar verilmesi gerekeceğine göre ıslahla ilgili talep üzerinde durulup değerlendirme yapılarak neticesine göre bir karar verilmesi bakımından karar bozulmalıdır.
Açıklanan nedenlerden ötürü davacının temyiz itirazlarının reddine;
Davalının, temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.