YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/3322
KARAR NO : 2012/5711
KARAR TARİHİ : 16.05.2012
MAHKEMESİ : MERSİN 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/12/2009
NUMARASI : 2005/115-2009/668
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 8437 ada 20 parsel sayılı taşınmazın malik olduğunu, komşu 21 sayılı parsel maliki olan davalının taşınmazına tecavüz eder bir şekilde bina inşa ettiğini ileri sürüp, elatmanın önlenmesi ve yıkım istemiştir.
Davalı, uzun yıllardır yurt dışında yaşadığını, 1984’te yapılan inşaatın yapımında bizzat bulunmadığını, yıkımın fahiş zarar doğuracağını bildirip, davanın reddini savunarak tecavüzlü kısmın bedeli karşılığında tapusunun iptaliyle adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, davalının davacıya ait taşınmaza taşkın yapı yapmak suretiyle elatmasının sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım, savunma yoluyla getirilen temliken tescil isteklerine ilişkin olup mahkemece, elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli 20 parsel sayılı taşınmazın davacıya, buna komşu 21 sayılı parselin ise davalıya ait olduğu, davalının kendi çapı kapsamında kalan yere yapmış olduğu binanın davacının taşınmazına taşkın bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, eksiğin tamamlanması yoluyla getirtilen belgelerden, her iki taşınmazın da imar uygulaması neticesi oluştuğu, çekişmeli taşınmazların öncesini teşkil eden 581 ada 8 parsel sayılı taşınmazda davalının paydaş olduğu ve davalının kadastral parsele yaptığı binanın imarla taşkın hale geldiği, yapılanmanın imar öncesi gerçekleştirildiği dosya kapsamı ile sabittir.
O halde, taraflar arasındaki çekişmenin 3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesi hükmü gözetilmek suretiyle çözüme kavuşturulacağı tartışmasızdır.
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz’ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 684. maddesinde açıkca vurgulanmıştır. Ne varki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasanın l605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3l94 sayılı İmar Kanununun l8. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece, yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece, bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
298l sayılı Yasanın 3290 sayılı Yasa ile değişik l0/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten, bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş, imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle, yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olaya gelince; mahkemece yukarıda değinilen ilkeler ve davalıya kaim bedel ödenmesi gerektiği kuralı gözetilmeksizin, mutlak elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesi doğru olmadığı gibi davalının savunma yoluyla getirdiği temliken tescil isteği yönünden T.M.K.’nun 725.maddesinin öngördüğü koşullardan iyiniyetli yapılanma unsurunun gerçekleşmediği kabul edilmek suretiyle anılan bu istek bakımından deliller yanlış değerlendirilerek neticeye gidilmiş olması da isabetsizdir.
Zira, davalı imar öncesi kadastral parselde paydaş iken yapılanmış olup imar uygulaması ile yapı taşkın hale geldiğine göre, davalının kötüniyetli olduğu kabul edilemez. Öyle ise, taşkın yapının bulunduğu bölüm bakımından 3194 sayılı İmar Kanununun 15. ve 16.maddeleri hükümleri uyarınca 5393 sayılı Yasanın 34.maddesi hükmüne istinaden ifraz yetkisinin Belediye Encümenine ait olduğu da gözetilerek, ifrazının mümkün olup olmadığının Encümen Kararına dayanarak araştırılması, ondan sonra bu istek bakımından olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken eksik tahkikatla yetinilmek suretiyle hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.