YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/3730
KARAR NO : 2012/6775
KARAR TARİHİ : 07.06.2012
MAHKEMESİ : BANDIRMA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/10/2011
NUMARASI : 2011/182-2011/311
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı ile katılma yoluyla davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacı ile dava dışı şahıslar adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı 90 parsel sayılı taşınmazda 4 katlı binanın bulunduğu, zemin katta 7 adet dükkan ve 1 adet mesken olmak üzere 17 adet bölümün yeraldığı, bu bölümlerden biri olan çekişme konusu dükkanı uzun yıllardır davalının kullandığı anlaşılmaktadır.
Davacı, davalının haklı ve geçerli bir nedene dayanmaksızın 18 yıldır çekişme konusu dükkanı işgal ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Davalı ise, uzun yıllar önce paydaşlar arasında fiili taksim yapıldığını, çekişmeli dükkanı, taksimde kullanımına bırakılan paydaştan kiraladığını savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazla ilgili fiili kullanma biçiminin oluştuğu ve davalının çekişmeli dükkanı, kullanımına bırakılan paydaştan kiralayarak kullandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Ne varki, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur.
Hemen belirtilmelidir ki, davalının taşınmazı dava dışı paydaşdan kiralayarak kullandığının saptanması halinde, eldeki davanın paydaşın paydaş aleyhine açtığı el atmanın önlenmesi davası olarak nitelendirilmesi gerekeceği açıktır.Ne var ki, hükme yeterli bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki el atmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine el atmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa, açacağı el atmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu el atmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyo-ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere yönelen aşırı akım ve nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle oluşan hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler kurulduğu bir gerçektir. M.K.’nun 706, B.K.’nun 213, T.K.’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz ise de, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması “ahde vefa” kuralının yanında M.K.’nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde pekçok kimse zarar görecek, toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planı olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği açıklığa kavuşturulmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık M.K.’nun müşterek mülkiyet hükümleri çerçevesinde çözümlenmelidir.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek suretiyle araştırma ve inceleme yapılarak, tüm paydaşları bağlayan fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının fiili kullanma biçimi oluşmuş ise çekişmeye konu dükkanın hangi paydaşa bırakıldığının belirlenmesi, fiili kullanma biçimi oluşmuş ve çekişmeli dükkanın davacı dışında bir başka bir paydaşın kullanımına bırakıldığının anlaşılması halinde, davanın reddedilmesi fiili kullanma biçimi oluşmuş ve taşınmazın davacıya bırakıldığı ortaya konulur ise; uzun yıllardır davalının taşınmazdan davacının rızası ile yararlandığı ve dava açmakla muvafakatini aldığı gözetilerek elatma isteğinin kabul edilmesi, ecrimisil isteğinin reddedilmesi,yok şayet fiili kullanma biçimi mevcut değil ise; kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulu bulunmayan taşınmazda her bir paydaşın taşınmazın her bir yerinde hakkı olduğu, paydaşlar arasında geçerli bir kira ilişkisinin varlığının kabul edilebilmesi için TMK’nın 691. maddesi hükmü ve 06.05.1955 tarih ve 12/18 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca pay ve paydaş çoğunluğunca gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu hususları üzerinde de durularak varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Kabule göre de; dava açılırken değer bildirilmemesine rağmen yargılama sırasında davacı tarafından taşınmazın değerinin 100.000.-TL, ecrimisil miktarının ise 65.000.-TL olarak beyan edildiği, davacı tarafın adli yardım talebinin kabul edilmesi sebebi ile harç tamamlatılmasa bile davalı taraf yararına gösterilen bu değerler üzerinden vekalet ücretinin hüküm altına alınması gerekirken eksik vekalet ücretine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, dava reddedildiği halde yargılama giderlerinin davalı tarafa yükletilmiş olması da isabetsizdir.
Davacı vekili ile katılma yoluyla kararı temyiz eden davalı vekilinin temyiz itirazları belirtilen sebeplerle yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 7.6.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.