YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5118
KARAR NO : 2012/8018
KARAR TARİHİ : 26.06.2012
MAHKEMESİ : SULTANBEYLİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/05/2011
NUMARASI : 2010/38-2011/582
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 1412(1561)sayılı parselin muris S. E. Y. adına kayıtlı iken, murisin bu taşınmazı 05.06.1998 yılında satması için N. ve M..’e vekalet verdiği,N..’nin de 202 yılında Ş. A.ve H. Ç.’ya vekalet verdiği,vekalate istinaden taşınmazın 05.09.2003 tarihinde davalı H.’e satıldığı,davalı H.’in 20.12.2004 öldüğü,muris S.’in ise 1999 yılında ölümüyle, geride mirasçıları olan davacıların kaldığı görülmektedir.
Gerçekten de, davalı H.’in davadan önce ölmüş olması gözetilerek yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik yoktur.
H..’in kızı dahili davalı A.’nin temyiz itirazına gelince:
Bilindiği üzere; gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti ölümle sona erer. Bu nedenle, ölmüş olan kişinin taraf ehliyeti yoktur.
Somut olayda olduğu gibi, dava tarihinden önce ölmüş bulunan bir kişiye karşı dava açılmış olması halinde, mahkemenin, davalının taraf ehliyetinin bulunmadığını öğrenmesi üzerine davayı mesmu olmadığından dolayı kendiliğinden reddetmesi gerekir.
Hemen belirtilmelidir ki, bir davada verilen hüküm, yalnız o davanın tarafları bakımından kesin hüküm teşkil eder (HUMK m.237). Bir davanın taraflarının kimler olduğu ise, davacı tarafından dava dilekçesinde gösterilir. Eş söyleyişle, istemde bulunan kimsenin taraf olarak gösterdiği kişi usul hukuku yönünden taraf olup, eylemli olarak dava edilen, taraf sayılmıştır. Bu kişinin gerçekten o davada taraf ehliyetine sahip olup olmadığı da, davanın görülmesi sırasında belirlenecektir.
Dava dilekçesinde taraf olarak gösterilen H.’in davadan önce ölmüş olması nedeniyle taraf ehliyetinin bulunmadığı, yargılama sürerken belirlenmiştir. Ne var ki, davacı tarafın talebi üzerine mahkemece, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na aykırı olarak ölü davalı mirasçıları davaya dahil edilmiş ve davanın sonuçlandığı 31.05.2011 tarihine kadar mirasçılardan A. Ç. U. vekili görevine devam etmiştir.
Bu noktada, davacı tarafın hatalı talebi kabul edilerek mahkemece yargılamaya dâhil edilen mirasçılar yararına vekalet ücreti hükmedilmesi gerekip gerekmediği sorusunun çözümü, mirasçıların eldeki davada kendilerini savunmalarını engelleyen bir yasal düzenleme bulunup bulunmadığı sorusuna doğru cevabın verilmesiyle mümkündür.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, “Temel Haklar ve Görevler” başlıklı 36. maddesine göre, herkes adil yargılanma ve savunma hakkına sahiptir.
Bu kapsamda, usulsüz olarak mahkemece davaya katılmış olan mirasçıların Anayasal savunma hakkına ve dolayısıyla kendilerine vekil tayini ile iddia ve savunma hakkına sahip oldukları kuşkusuzdur.
Aksinin kabulü halinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.11.1992 gün ve E:1992/15-398 K:1992/703 sayılı kararının gerekçesinde de ifade edildiği üzere, usul hukukunda bulunmayan dahili dava müessesi uygulanarak davaya dahil edilen, eş söyleyişle usulsüz olarak davaya katılmış bulunan kişinin savunma yapmaması ve aleyhine verilen hükmü temyiz etmemesi halinde husumeti benimsemiş sayılacağı ve hakkında verilen hükmün bu haliyle kesinleşeceği açıktır.
Öteden beri, Yargıtay’ın istikrar bulan yerleşmiş uygulamasına göre, bir davada usulüne uygun olarak taraf kılınmayan kişinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddedilmediği, Anayasal yargılanma ve savunma hakkına ilişkin ilkeden hareketle temyiz talebinin incelendiği de bilinmektedir.
Şu açıklamalar karşısında, usule uygun olmasa dahi diğer tarafın talebi ve mahkemenin kararı ile taraf durumuna getirilmeye zorlanan ölü davalı mirasçılarının, mahkemede vekil aracılığı ile kendilerini savunmalarını engelleyen bir yasa hükmünün bulunmadığı; dahası, bunun bir anayasal hak olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.
Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164/1. maddesi hükmüne göre avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade etmektedir.
Bunun yanında; sonuçta davada ne karar verileceği, davanın taraf ehliyetinden dolayı reddinin gerekip gerekmediği hakimin yetkisinde olduğundan, kendilerini savunma durumunda bırakılan, bu bağlamda vekalet ücreti ödemek mecburiyetinde kalan mirasçıya izafe edilebilecek bir kusurun bulunmadığı da şüphesizdir.
Yukarıda değinilen ilke ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; davanın, ölü davalının taraf ehliyetinin bulunmaması nedeni ile reddinde, gerekmediği halde taraf durumuna getirilen mirasçının yargılama sırasında yaptığı keşif, tanık gideri gibi diğer masrafların tamamının yasal olarak mirasçılara ödenmesi gerektiği gibi, yargılama giderlerinden olan avukatlık ücretinin de ödenmesi gerektiği her türlü izahtan varestedir.
Davanın usule ilişkin nedenle reddedildiği eldeki davada, davacı tarafça ve mahkemece tereddüt içine düşürülen ölü davalı mirasçısının vekille davayı takip ettiği, vekilin, mirasçıyı temsilen onun adına savunma hakkını kullandığı ve hukuki yardımda bulunduğu göz önüne alınarak, mahkemece davaya dahil edilen mirasçı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği açıktır.
Hal böyle olunca, kendisini vekille temsil ettiren ölü davalı H. G.mirasçısı A.Ç. U. lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Dahili davalının temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.