YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5520
KARAR NO : 2012/12431
KARAR TARİHİ : 06.11.2012
MAHKEMESİ : ANTALYA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/12/2011
NUMARASI : 2010/263-2011/490
Yanlar arasında görülen tapu iptali, tescil ve tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, tazminat yönünden kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 6.11.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılardan O… D… Ve vekili A… H… C… ile diğer temyiz eden davacı M… B…vekili Avukat M… S…, temyiz edilen davalı A… K… vekili Avukat A…T… Geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi M… A… tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, vekalet yetkisinin kötüye kullanılması nedenine dayalı tapu iptali-tescil; aksi takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
Getirtilen kayıtlardan, davaya konu 4094 ada 11 sayılı parseldeki 5 nolu meskenin davacı M… B… Adına kayıtlı iken, davacının 25.08.2005 tarihli vekaletnamesiyle vekil kıldığı davalı G… D… Tarafından 26.08.2005 tarihli resmi akitte oğlu olan diğer davalı O… D…’e 25.000.-TL. bedelle satıldığı (Davalı G… Aynı akitte, davacıya ait 11 nolu meskeni de oğlu O…’a satış yoluyla devretti.), O…’ın da, 5 nolu meskeni taşınmazın eski kiracısı olan diğer davalı A… K…’e 06.12.2005 tarihinde 26.000.-TL. bedelle sattığı görülmektedir.
Bunun yanında, çekişmeli 5 nolu dairenin gerçek değerinin ilk satış tarihinde 80.000.-TL., ikinci satış tarihinde 85.000.-TL. olduğu keşfen saptanmıştır.
Mahkemece, davalı A… K…’in taşınmazı iyiniyetle edindiğinden bahisle tapu iptali-tescil isteğinin reddine, diğer davalılar hakkındaki tazminat isteği ise kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Ne var ki, yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli bulunduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere, Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanunu’nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Ancak, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Diğer taraftan, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda; dava dilekçesinde, taraflar arasındaki başka davalardan, kooperatif kayıtlarından ve ceza soruşturmasından da söz edildiği halde, mahkemece bu husular üzerinde yeterince durulmamıştır.
Öte yandan, davalı A…’in; dava konusu dairenin satımı için 65.000,00.-TL’ye anlaşıldığı, Kasım 2005’te Ö… Kooperatifindeki dairesini 52.500.-TL.’ye satıp Oyakbank’a yatırdığı, eksik kalan para için Oyakbank’tan kredi kullandığı ve 65.000.-TL.’yi O… D…’e verdiği, onun da aynı bankaya hesap açtırıp yatırdığı yolundaki savunmaları da kayden araştırılmamıştır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen eksiklikler bakımından yeterli araştırmanın yapılması ve ilgili delillerin toplanması, ondan sonra tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Tarafların temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraf vekilleri için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının karşılıklı olarak alınıp birbirlerine verilmesine, 06.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.