YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5781
KARAR NO : 2012/9965
KARAR TARİHİ : 24.09.2012
MAHKEMESİ : ERZİNCAN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 07/02/2011
NUMARASI : 2009/297-2011/57
Yanlar arasında görülen sözleşmenin iptali-elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, sözleşmenin feshi isteminin reddine, elatmanın önlenmesi talebinin kabulü ile kira alacağı talebinin kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak, davalılar arasında aktedilen kira sözleşmesinin feshi, elatmanın önlenmesi, kira alacağı ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece sözleşmenin feshi ve ecrimisil isteminin reddine, elatmanın önlenmesi talebinin kabulüne, kira alacağının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden, 570 ada, 11 sayılı parsel içinde yer alan dükkan niteliğindeki taşınmazın tapuda davacılar adına kayıtlı olduğu, davacıların 08.05.2008 tarihinde kardeşleri olan davalı S.’u geniş yetkili biçimde vekil tayin ettikleri, çekişme konusu taşınmazın 01.09.2008 başlangıç tarihli beş yıl süreli sözleşme ile aylık 100,00 TL. bedelle davalı H.’e kiraya verildiği, davacıların 13.11.2008 tarihinde vekillerini azlettikleri, bilirkişi incelemesi sonucunda taşınmazın 01.09.2008 ile dava tarihi olan 16.04.2009 tarihleri arasındaki dönemde 3.824,00 TL. kira getirebileceğinin bildirildiği, davalı H.tarafından daha fazla kira bedeli ödendiği konusunda bir savunma getirilmediği, kaldı ki sözleşmedeki bedelin dahi davacılara ödenmediği anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir Hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince;yukarıdaki ilkeler uyarınca bakıldığında daha fazla kira getirebilecek taşınmazın vekil tarafından el ve işbirliği içinde olduğu Halis’e düşük bedelle kiraya verildiği sonucuna varılmaktadır. Bu durumda vekilin vekalet görevini kötüye kullandığı açıktır.
Hal böyle olunca; sözleşmenin iptaline, davalı H.’in taşınmaza elatmasının önlenmesine ve bilirkişice belirlenecek bedelin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar vermesi doğru değildir.
Bu durumda davalıların, temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine, Davacıların, temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.