Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/5945 E. 2012/8226 K. 28.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5945
KARAR NO : 2012/8226
KARAR TARİHİ : 28.06.2012

MAHKEMESİ : ANTALYA 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/07/2011
NUMARASI : 2009/185-2011/255
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, davacının ehliyetsizlik hukuki nedenine dayalı olarak açtığı tapu iptal ve tescil davasının aktif husumettin reddine, muris muvazaası hukuki sebebine dayalı tapu iptal ve tescil davasının ise kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar M.Z. ve S.vekili yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
“Dava, ehliyetsizlik, muris muvazaası ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve pay oranında tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davacının ehliyetsizlik hukuki nedenine dayalı olarak açtığı tapu iptal ve tescil davasının aktif husumetten reddine, muris muvazaası hukuki sebebine dayalı tapu iptal ve tescil davasının ise kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakanın Antalya 12. Noterliği tarafından düzenlenen vekaletnamesiyle vekil tayin ettiği gelini davalı S.’in, murise ait çekişme konusu 2599 ada 22 parsel 7 ve 9 nolu bağımsız bölümleri anılan vekaletnameye istinaden 08.09.2006 tarihinde ve satış suretiyle davalı H.R.Z.’na temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı; miras bırakanın vekaletnamenin düzenlendiği tarihte hukuki ehliyetinin bulunmadığını, anılan temliki işlemin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, ayrıca vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, davalı oğul M. Z. ve onun eşi olan davalı S.ile diğer davalı H.’un el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini ve H.’un emanetçi konumunda bulunduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır.
Hemen belirtilmelidir ki; ehliyetsizlik iddiası kamu düzenini ilgilendirir ve re’sen gözetilmesi gerekir. Bu niteliği itibariyle de öncelikle incelenmesi gerekeceği açıktır.
Bilindiği üzere, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mutaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olayda; mahkemece ehliyetsizlik iddiası yönünde araştırma yapılmamış, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’ndan rapor alınmamıştır.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler ve yasa hükümleri doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’ndan rapor alınmak suretiyle miras bırakanının vekaletnamenin düzenlendiği ve akdin yapıldığı tarihlerde hukuki ehliyetine haiz olup olmadığının saptanması, murisin ehliyetsiz olduğunun tespiti halinde, terekesi elbirliği mülkiyetine tabi olup, davacının payı oranında iptal ve tescil talebinde bulunamayacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi; miras bırakanın hukuki ehliyetine haiz olduğunun belirlenmesi durumunda ise, muris muvazaası ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenleri üzerinde durulması, toplanan ve toplanacak olan tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Davalılar M.Z. ve S.vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.