YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7413
KARAR NO : 2012/9409
KARAR TARİHİ : 11.09.2012
MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/09/2011
NUMARASI : 2010/519-2011/326
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesı, yıkım ve tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 11.09.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı asil C.M. ile temyiz edilen davalı Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. vekili Avukat E.Ş.T., davalı Ulaştırma Bakanlığı vekili Avukat G. Tu.geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı T. Ö. gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen asil ve vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava; komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi, yıkım ve tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece; baz istasyonunun yönetmelik hükümlerine uygun olduğu ve yönetmelikte belirtilen elektromanyetik şiddete ilişkin limit değerlerinin altında faaliyet gösterdiğini açıklayan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; özellikle, davalılardan Ulaştırma Bakanlığı aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince;
Davacı, kayden maliki olduğu 7 nolu bağımsız bölümün yer aldığı binanın teras katına davalı şirketin kurduğu baz istasyonundan çevre ve insan sağlığının olumsuz etkilendiğini, telafisi mümkün olmayan zararlar doğabileceğini, taşınmazını kiraya veremediği ve satamadığından maddi zarara uğradığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
İddianın bu içeriği ve niteliğine göre taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanunu’nun 737. ve devam eden hükümlerinde ön görülen komşuluk hukukundan kaynaklandığı açıktır.
Hemen belirtilmelidir ki, baz istasyonu adı verilen tesislerin işletilmesi sonucu geniş halk kitlelerine yarar sağladığı ve hizmet verildiği kuşkusuzdur. Ancak bu yararın sağlanması karşısında kişilerin zarar görmesi halinde hizmetten elde edilen yarar ile bunun karşısında verilen zararın değerlendirilmesinde zorunluluk vardır.Öte yandan, hiçbir hizmetin insan yaşamı kadar önem ve öncelik taşıdığı da düşünülemeyeceği gibi yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insanın sağlığından olması uygun bir sonuç olarak kabul edilemez. Öyleyse, böyle bir tehlikenin varlığının saptanması halinde gerekli önlemlerin alınmasının zorunlu ve kaçınılmaz olduğu da tartışmasızdır.
Konuyla ilgili olarak “Elektronik Haberleşme Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddetinin Uluslararası Standartlara Göre Maruziyet Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Kontrolü ve Denetimi Hakkındaki Yönetmelikte” bir kısım usul ve esasa dair düzenlemelere yer verilmiş olup, Yönetmeliğin 12. maddesinde ölçüm yapacak personelin nitelikleri belirtilmiş ve 11. maddesinde de ölçümde de kullanılacak cihazların ne olacağı açıklandıktan sonra nitelikleri ve özellikleri sayılmıştır.
Somut olaya gelince; hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişilerin Yönetmeliğin 12. maddesinde belirtilen sıfat ve vasıfları taşıdıkları, başka bir ifade ile gerekli ehliyete haiz oldukları, ancak taraflar arasındaki çekişmenin giderilmesi bakımından Yönetmeliğin 11. maddesinde yer verilen ölçümün ilgili yönetmelikte belirlenen üst sınır değerlerin ve uluslararası güvenlik limitlerinin altında olduğu belirtilmiş ise de, bilirkişi heyeti arasında bulunan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalında öğretim görevlisi olan diğer bilirkişinin raporu dikkate alındığında, çekişmeye konu baz istasyonunun konumu itibariyle insanların yoğun olarak yaşadıkları ve hayatlarını sürdürdükleri yer içerisinde özellikle bir ilkokul ve ana okulunun hemen yakınında kurulduğu, baz istasyonunun ışıma açısı içinde yer aldığı anlaşılmaktadır.
Öyleyse, bundan kaynaklanacak sorumluluğun kusura dayanmayan tehlike sorumluluğu olduğu gözetildiğinde, tesislerin bulunduğu ve kurulduğu yer bakımından uzun sürede kişi ve çevreye zarar verip vermeyeceği üzerinde de durularak daha uygun ve yerleşim çevresinden daha uzakta kurulmasının mümkün olup olmadığı hususlarında ise raporda bir değerlendirme yapılmış değildir.
Bu belirlemeler karşısında; 6100 sayılı HMK’nun 282. maddesi (1086 sayılı HUMK.nun 286.) maddesi hükmüne göre hakim bilirkişi görüş ve mütelaası ile bağlı olmadığı gibi somut olgu ve bulgular değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde zararın bulunmadığı da söylenemez ve kabul edilemez.
Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.