Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/763 E. 2012/5595 K. 11.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/763
KARAR NO : 2012/5595
KARAR TARİHİ : 11.05.2012

MAHKEMESİ : AKŞEHİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/10/2010
NUMARASI : 2009/668-2010/917
Davacılar tarafından davalı Hazine aleyhine açılan tazminat davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece, davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyizi üzerine, duruşma günü olarak saptanan 11.5.2012 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat M. G.ile temyiz edilen vekili Avukat H.S. geldiler,duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi . tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, tazminat isteğine ilişkin olup, Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacıların, kadastro çalışmaları sırasında, tapulu taşınmazlarının bir kısmının Akşehir Gölü suları altında kalması nedeniyle, tapu kayıtlarının kapsadığı alanın bir bölümünün adlarına tespit edilmesine rağmen, göl suları altında kalan kısım yönünden tapu kaydı uygulanamadığından kadastrosunun yapılmadığını, göl sularının çekilmesi üzerine, kadastrosu yapılmayan bölüm yönünden ilgili kurumlarca kadastro tespit çalışmalarının yapılması isteklerinin olumlu karşılanmasına rağmen, sonradan Akşehir Gölü kıyı kenar çezgisi içerisinde kaldığından bahisle taleplerinin reddedildiğini, çekişmeye konu taşınmazlarının bu şekilde bedelsiz olarak kamuya terk edilmesi nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürerek eldeki davayı açtıkları görülmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/4. maddesinde ” Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları işleme tabi olma niteliğini kaybeder. Bu kayıtlara dayanarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.” hükmü gözetildiğinde, tapunun hukuki kıymetini kaybetmeyip, sadece işleme tabi olma özelliğini yitirdiği, başka bir ifadeyle tapu kapsamında ki mülkiyetin yitirilmesi anlamının çıkarılamayacağı açıktır.
Bu durumda, çekişmeli taşınmazın göl suları altında kaldığından kadastroca tahdit ve tespitinin yapılmamış olduğu, kadastro çalışmaları sırasında davacıların dayandıkları tapu kaydının tamamen revizyon görmediği ileri sürüldüğüne göre, somut olayda, sağlıklı bir çözüme ulaşılabilmesi için öncelikle davacıların dayandıkları delil durumuna düşen tapu kayıtlarının kapsamlarının ve kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Bu nedenle, eldeki davada sorunun çözümlenmesi, davacıların dayandıkları tapu kaydının nereye ait olduğunun ve sınırlarının tam olarak belirlenmesine, çekişmeli taşınmazın bu kapsam içerisinde kalıp, kalmadığının ortaya çıkarılmasına ve kıyı kenar çizgisine göre durumunun saptanmasına bağlıdır.
Ne var ki; Mahkemece, bu yeterlilikte bir uygulama yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Bilindiği üzere,harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719. maddesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur.Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi,gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip,doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması,doğru esasa dayanmıyorsa,ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi,ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi,böylece yanların dayandığı,usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan,dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi;gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması,komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir.Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Böylece, yapılan uygulamada, dayanılan tapu kayıtlarının miktarı ile geçerli olduğu anlaşılır ise, bu durumda daha önce kadastro tespiti nedeniyle revizyon gördüğü parsel miktarlarınında gözetilmesi gerekeceği açıktır.
Öte yandan, çekişmeli taşınmazın tapu kayıtları kapsamında kalmasına karşın, kıyı kenar çizgisi dışında kalan bölümlerinın varlığının belirlenmesi halinde, bu bölümler yönünden, davacıların tescil isteme imkanları bulunduğundan, doğrudan tazminat talep etmelerinin mümkün olmadığının gözetilmesi; kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan bölümler yönünden ise, tazminat isteğinin değerlendirilmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, davacıların dayandıkları tapu kayıtlarının tüm tedavülleriyle birlikte merciinden getirtilmesi, davacılar ile bağlantılarının sağlanması, ondan sora yukarıda değinilen ilke ve esaslar doğrultusunda, yerinde yeniden keşif yapılması, konularında uzman kişilerden oluşacak bilirkişilere rapor ve kroki düzenlettirilmesi, tüm bu uygulama sonucunda belirlenecek olan hususun, tapu kapsamının çekişmeli bölümleri içerip içermediğinin, içeriyorsa Akşehir Gölü kıyı kenar çizgisi içerisinde kalıp kalmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesinden ibaret olduğunun gözetilmesi, bu hususların kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkartılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik tahkikatle yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 11.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.