Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/7972 E. 2012/9617 K. 18.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7972
KARAR NO : 2012/9617
KARAR TARİHİ : 18.09.2012

MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/11/2010
NUMARASI : 2006/344-2010/372

Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi, ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 18.09.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı-karşı davacı M.H.vekili Avukat N.S., davalı karşı davacı T.B. vekili Avukat S. K. ile diğer temyiz eden davacılar-karşı davalılardan F. E. ve vekili Avukat M.E. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Asıl dava ecrimisil, karşı dava ise çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 16 parsel sayılı kargir apartman (kargir ev) nitelikli taşınmazın davacılar ile birlikte davalılardan Tülin adına kayıtlı olduğu, asıl dava dilekçesinin davalı Tülin’e 31.8.2006 tarihinde tebliğ edildiği, karşı davanın ise Tülin tarafından 15.9.2006 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; her hadise vuku bulduğu tarihteki kanuni düzenlemelere tabidir. Karşı davanın açıldığı tarihte 1086 Sayılı HUMK yürürlükte olup, anılan kanunun 203. maddesi hükmünde karşı davanın esasa cevap süresi olan 10 gün içinde açılacağı öngörülmüştür. Oysa Tülin’in karşılık olarak açmış olduğu dava, kanunda öngörülen süre içinde açılmış değildir.
O halde, anılan karşı davanın eldeki dava içinde dinlenilmesine olanak yoktur. Karşı dava için harç yatırıldığına göre dava ekonomisi bakımından eldeki davadan tefrik edilerek ayrı esasa kaydının yapılması ve müstakil dava olarak görülmesi gerekir. Nitekim 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK nun 133/2 maddesi hükmünde bu husus açıkça düzenlenmiştir.
Diğer taraftan, çekişmeli taşınmazda asıl davanın davacıları ile karşı davacı Tülin paydaş olup davalı Mahir Halıcı’nın taşınmazda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı bulunmamaktadır. Bu durum karşısında taşınmazda paydaş olanlar arasında çekişmenin TMK nun 688 ve devam eden maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümleri gözetilerek çözüme kavuşturulması gerekeceği tartışmasızdır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne varki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ” ahde vefa” kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece, asıl dava yönünden hüküm kurmaya yeterli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; öncelikle taraflar arasında görülen ve benzer nitelikte olan Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/223 esas ve 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/395 esas sayılı dava dosyalarının hazır edilmesi, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve incelemenin yapılarak denetime imkan verecek şekilde tarafların zemindeki tasarruf durumlarını gösterir krokinin hazırlatılması, davalılardan Mahir’in taşınmazda paydaş olduğu dönemde gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraf vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının karşılıklı alınıp birbirlerine verilmesine, 18.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.