Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/799 E. 2012/5594 K. 11.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/799
KARAR NO : 2012/5594
KARAR TARİHİ : 11.05.2012

MAHKEMESİ : KADIKÖY 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/10/2011
NUMARASI : 2010/2-2011/499
Davacı tarafından davalılar aleyhine açılan tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis davasının yapılan yargılamasında mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyizi üzerine duruşma günü olarak saptanan 11.5.2012 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat A. Y. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilenler vekili Avukatlar gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, olmazsa tenkis isteklerine ilişkin olup, Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; miras bırakan 1924 d.lu K.G.’nün, 2.1.2009 tarihinde öldüğü, davacı oğlu S., davalı kızı H.G. ve davalı eşi Z.’nin mirasçı olarak kaldıkları; miras bırakanın, maliki olduğu 18 parsel sayılı taşınmazdaki 9 nolu bağımsız bölümün çıplak mülkiyetini 11.12.1985 tarihli akitle davalı kızına satış yoluyla temlik ettiği, aynı akitle, 1/2 payın intifa hakkını kendi üzerinde bıraktığı, 1/2 payın intifa hakkını ise davalı eşi Z.’ye temlik ettiği; bilahare muris ve eşi Z.’nin intifa haklarından 22.8.2005 tarihinde davalı kızları H. lehine feragat ettikleri, onunda, çekişmeli bağımsız bölümün tam mülkiyetini 22.8.2005 tarihinde diğer davalı H.G.’a satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır. Davacı, miras bırakanın davalı kızına yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, diğer davalı H.’nin de ediniminde iyiniyetli olmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Miras bırakanın, davalı kızına yaptığı ilk temlikin bedelsiz olduğu tarafların ve Mahkemenin kabulündedir.
Hemen belirtilmelidir ki, satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur.S. bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya bir emekte olabileceği gerek yargısal uygulamlarda ve gerekse öğretide kabul edilmektedir.Somut olayda, kendisine 1985 yılında temlik yapılan davalı H.G.’nün, 2005 yılında boşanarak anne ve babasının yanına yerleştiği ve çekişmeli bağımsız bölümü diğer davalı H.G.’a 22.8.2005 tarihinde devrettiği gözetildiğinde, bakımın semen yerine sayılabileceği ilkesinin uygulama yeri bulunmadığı açıktır.
Öte yandan, davalı H.G.’nün denkleştirme savunmasına karşın, davacının, kendisine yapılan ödemeleri iade ettiğini bildirdiği, ayrıca, miras bırakanın çekişmeli bağımsız bölümdeki 1/2 payın intifa hakkını davalı eşine devrettiği görülmektedir.
Bu durumda, miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını,mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması,tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı, yoksa mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.
Öyleyse, taraflar arasındaki çekişmenin giderilmesi bakımından sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için, yukarıda ileri sürülen iddia ve savunmanın araştırılması, tarafların göstereceği tüm delillerin toplanması, gerektiğinde tanıkların yeniden bilgisine başvurulması, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre, ilk temlikin, mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu saptandığı takdirde, ikinci el durumunda ki davalı H.G.’un, edinmesinde iyiniyetli olması halinde, Türk Medeni Kanununun 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanacağından, adı geçen davalının iyiniyetli olup olmadığı yönünde araştırma yapılması gerektiği tartışmasızdır.
Bilindiği üzere, Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde,huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda, mahkemece, yapılacak araştırma ve inceleme sonucunda tapu iptal ve tescil isteği yönünden davanın reddi gerektiği kanaatine varıldığı takdirde, terditli olarak ileri sürülen tenkis isteği bakımından bir değerlendirme yapılması gerektiğide tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen açıklamalar ve ilkeler çerçevesinde soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davacı vekilinin, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 11.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.