Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/9448 E. 2012/12792 K. 12.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9448
KARAR NO : 2012/12792
KARAR TARİHİ : 12.11.2012

MAHKEMESİ : HATAY 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/03/2012
NUMARASI : 2011/28-2012/133
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, komşuluk hukukuna ilişkin muarazanın giderilmesi ve tazminat istemlerine ilişkindir.
Davacı dilekçesinde, kendisinin 447 parsel, davalının ise 511 parsel sayılı taşınmazın maliki olduklarını, davalının beton imalatı amacıyla kurduğu santralin köy yerleşim alanı içerisinde faaliyet gösterdiğini, atık maddelerini davacı parseline döktüğünü, ayrıca çıkan tozların ekine ve ağaçlara zarar verdiğini, sağlığını olumsuz etkilediğini, çevre kirlenmesine de neden olduğunu ve son olarak taşınmazında davalının izinsiz kanal açtığını ileri sürerek elatmanın önlenmesini, davalı faaliyetinin durdurulmasını, ayrıca uğradığı zarar ile eski hale getirme tazminatının kendisine ödenmesini istemiştir.
Mahkemece, idari yargıyı ilgilendirdiği gerekçesiyle faaliyetin durdurulması isteğinin reddine; sağlığa zarar verdiği iddiasına dayanan elatmanın önlenmesi isteğinin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine; santralden çıkan atık maddelerin dökülmesi ve biriken atıkları taşımak amacıyla araç girdirilerek zarar verilmesi nedenine dayalı elatmanın önlenmesi isteğinin kanıtlanamadığından reddine; santralin faaliyeti nedeniyle oluşan tozların bitkilerin gelişimini engellediği iddiasına dayalı isteğin reddine ve kanal açılması ve akıtılan katı ve sıvı atıklar nedeniyle taşınmazın 3.641,39 m2’lik kısmının kullanılmasının engellenmesi ile ilgili olarak elatmanın önlenmesine ve tazminat isteğinin de kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm yalnızca davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesinin özetlenen içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimi itibariyle davada faaliyetin idari yönden durdurulması değil, TMK’nun 737 vd. maddelerinde düzenlenen komşuluk hukukuna dayalı olarak ve özellikle komşuluk hukuku açısından davacı tarafa zarar verildiği iddiasına dayalı; keza davalı faaliyetinin davacı dahil çevre sağlığını tehdit ettiği iddiasına yönelik muarazanın, TMK’nun anılan düzenlemeleri doğrultusunda giderilmesi; diğer yönüyle kanal ihdasının fiili elatma oluşturduğu iddiasına dayalı olduğu kabul edilmelidir.
Bu durumda davanın komşuluk hukuku ve mülkiyet hakkına dayandırıldığı ve özetlenen tüm isteklerin genel yargının görevi dahilinde bulunduğu açıktır. O halde mahkemece faaliyetin durdurulması talebinin idari yargıyı ilgilendirdiği yönündeki gerekçesi yerinde değildir.
Sağlığın faaliyet nedeniyle tehdit altında bulunduğu iddiası da aynı kapsamda değerlendirilmelidir. Bu tür isteklerin zarar gören herkes tarafından yargı önüne dava biçiminde getirilebileceği yasal ve yargısal uygulamalar gereğidir. (Baz istasyonlarının kişi ve çevre sağlığını olumsuz etkilediği iddiasına dayalı davalar gibi)
Bilindiği üzere, çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet; geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerden oluşan hukuksal bir kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevler de yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesindeki “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” şeklindeki hükme mülkiyet hakkının Kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı Kanunun 737. maddesi komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan komşu taşınmaz maliklerine ekonomik ve sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde tutarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, varsa zararı giderici önlemlerden en uygunun olanını tespit etme, kaçınılmaz müdahaleleride karşılıklı özveri anlayışıyla denkleştirme durumundadır.
Bunun için de zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Ayrıca, davacının reddedilen diğer talepleri yönünden de dosyada mevcut tespit dosyası ve tanık beyanları karşısında yeterli ve doyurucu gerekçelerle karar verildiğini söyleyebilme imkanı yoktur.
Hal böyle olunca, gerek davalı faaliyetinin komşuluk hukuku bakımından verdiği zarar varsa tespiti önlenmesi ya da giderilmesi için alınması gerekli tedbirlerin nelerden ibaret olduğu konusunda; keza kişi ve çevre sağlığına zarar verip vermediği, bunun da giderilmesi için alınması gerekli önlem ya da önlemlerin uzman bilirkişiler aracılığıyla yapılacak araştırma sonucu belirlenmesi ve önerilecek önlemlerden olaya en uygun olanına hükmedilmesi gerekirken sözü edilen istekler bakımından yazılı gerekçelerle davanın reddedilmesi doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.