YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15295
KARAR NO : 2014/17317
KARAR TARİHİ : 11.11.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 16. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/04/2013
NUMARASI : 2008/151-2013/182
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 11.11.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat H.. Ç.. ile temyiz edilen davacı S.. T.., davacı F.. Ç., davacı S.. B.. ve vekili Avukat E.. I.. geldiler,duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR-
Dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakan H..Ç..ı’nın 19 ada 12 parsel sayılı taşınmazının intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini davalılara temlik ettiğini, temlikin kız çocuklarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, murisin mal satmaya ihtiyacının olmadığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile muris adına tescili istekli eldeki davayı açmışlar, yargılama sırasında talep sonucunu ıslah ederek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında tescile karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalılar, miras bırakanın mal varlığı ile dava konusu yeri davalı oğullarının katkı ve çalışmaları ile edindiğini, davalıların küçük yaşlarından itibaren miras bırakanın dükkanında çalıştıklarını, bu sayede işi büyüttüklerini, çok sayıda taşınmaz edindikleri halde miras bırakan adına tescil edildiğini, çekişmeye konu yerin alımı sırasında davalı Hüseyin’in ayrıca parasal katkıda bulunması sebebi ile ona daha fazla pay devredildiğini, öte yandan mirasbırakanın, davacı kızları ile eşine de ev aldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın davalılara temlikinin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; mirasbırakan H.. Ç..’nın 19 ada 12 parsel sayılı taşınmazının intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 13.06.2001 tarihinde davalı oğullarına satış göstermek suretiyle paylı olarak devrettiği, 1933 doğumlu olan murisin 30.07.2007 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak yargılama sırasında ölen eşi H.. Ç… ile davacı kızları ve davalı oğullarının kaldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve l.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanununun 706., 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun 237. (818 s. Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Böylesi bir durumda, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı böylece yukarıda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Somut olaya gelince; davalı taraf, mirasbırakanın davacı kızı ile eşine de temlikler yaptığını iddia ederek bu doğrultuda; dava dışı 2528 ada 1 parseldeki 16 nolu bağımsız bölüm, 41 ada 230 parseldeki 16 nolu bağımsız bölüm ile 1173 ada 73 parseldeki 10 nolu bağımsız bölümü bildirmiş ve anılan taşınmazların tapu kayıtları evrak arasına alınmış ise de, sözkonusu taşınmazların tedavüllü tapu kayıtları ile davacılara ve anne H.. Ç..’na devrine dayanak resmi akitlerin eksiksiz evrak arasına alınıp, miras bırakan tarafından devredilip devredilmediği belirlenmediği gibi, dinlenen bir kısım tanıklar da miras bırakanın davacı kızlarına da daire aldığını ifade ettikleri halde, bu beyanların değerlendirilmediği, diğer bir söyleyişle; miras bırakandan tüm mirasçılarına nakledilen malların ve hakların bulunup bulunmadığı hususları üzerinde durulmadığı anlaşılmaktadır.
O hâlde, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır ve taşınmaz mal ve hakların araştırılması, tapu kayıtları, resmi akitler ve varsa öteki delil ve belgelerin ilgili mercilerden getirtilmesi, her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi ve yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Kabule göre de, terekeye iade istemli açılan ve ıslahla paya hasredilen eldeki dava da, dava açıldığı tarih itibariyle mirasçı olan dava dışı Hacer Çifcibaşı’nın davaya dahili sağlanmadığı ve yargılama sırasında ölmesinden sonra onun payı yönünden usulüne uygun açılmış bir dava da bulunmadığı halde, Hacer’in payını da kapsar şekilde iptal ve tescile karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün belirtilen nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.100.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, 11.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.