Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/19584 E. 2014/5053 K. 06.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/19584
KARAR NO : 2014/5053
KARAR TARİHİ : 06.03.2014

ESAS NO : 2013/19584
KARAR NO : 2014/5053
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/05/2012
NUMARASI : 2011/161-2012/399

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil mümkün olmaz ise bedelinin tahsili davası sonunda, yerel mahkemece tapu iptali ve tescil isteği hakkında karar verilemeyeceği gerekçesi ile terditli bedel isteğinin kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı vekili ile davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi…..’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkin olup, yargılama aşamasında dava tazminata hasredilmiştir.
Mahkemece; davalının çekişme konusu taşınmazların bedel karşılığı kendisine devredildiğini ispat edemediği, yapılmış olan inanç sözleşmesi uyarınca gerçekleşmeyen sözleşmeden dolayı herkesin verdiğini geri alma hakkın haiz olduğu, taşınmazların 07.01.2010 tarihinde dava dışı şahsa satılması sebebi ile tapu iptal ve tescil isteği hakkında karar verilemeyeceği gerekçesi ile terditli bedel isteğinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacı şirketin kat mülkiyeti kurulu 718 ada 9 parseldeki çekişmeye konu 1 nolu dükkandaki ½ payı ile 3 ve 4 nolu dairelerini üzerindeki ipoteklerle birlikte 25.09.2008 tarihinde vekili A. D. eli ile davalıya, davalının da 07.01.2010 tarihinde dava dışı E. K.’a satış suretiyle devrettiği, eldeki davanın ise 28.09.2009 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı vekili, davacı şirketin, H. Ş. G. bünyesinde iken anılan grubun hâkim ortaklarından N. A. ile B. Ö..’ın ortaklıklarını sona erdirme kararı aldıklarını, ortaklar kurulunca 09.10.2008 tarihinde alınan karar uyarınca grup bünyesinde yeralan şirketlerin ortaklar arasında paylaştırılması süreci başlatıldığını, bu paylaşmaya esas olarak karşılıklı hisse devirleri taşınmaz devirleri, araç ve menkul devirleri gerçekleştirildiğini, tüm paylaşım sonrasında nihai denkliğin sağlanması için ortaklardan birinin diğerine yapacağı nakit ödeme şartlarını ve sair edimlerini düzenleyen yazılı bir protokol yapılması hususunda sözlü mutabakata varıldığını, kat mülkiyeti kurulu 9 parseldeki davacıya ait 1, 3 ve 4 nolu bölümlerin bu kapsamda bedelsiz olarak davalıya devredildiğini, anılan protokolün yapılacağı inancı ve saiki ile hareket edildiğini, ancak ortak çalışma sonucu tasfiyeye ilişkin hazırlanan protokolün hâkim ortaklardan olan davalının babası B. Ö. tarafından imzalanmadığını, bu konuda gönderilen ihtarların da sonuçsuz kaldığını, taşınmazların bedellerinin de ödenmediğini ileri sürerek tapunun iptali ile davacı şirket adına tesciline, mümkün olmadığı takdirde şimdilik 300.000.-TL’nin devrin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında taşınmazların dava dışı kişiye devredildiğinin görülmesi üzerine davayı tazminat olarak sürdürdüğünü bildirmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; dava açıldıktan sonrada sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş 1086 sayılı HUMK’ nin l86. ve 6100 sayılı Yasanın 125. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre iki taraftan biri dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik ettiği takdirde diğer taraf seçim hakkını kullanmakta dilerse temlik eden ile olan davasını takipten vazgeçerek davayı devralan kişiye yöneltmekte, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebilmektedir. Bu usul kuralının kendiliğinden (re’sen) gözetilmesi gerektiği de açıktır.
Somut olayda; çekişme konusu taşınmazların yargılama sırasında el değiştirmesi sebebi ile değinilen usul kuralları mahkemece işletilmemiş ise de; davacı vekilinin 05.05.2010 tarihli dilekçesi ile talebini terditli isteği olan tazminata hasretmiş olması karşısında bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Diğer taraftan bilindiği üzere; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.04.1990 tarih, 1990/1-152-236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; bir davada birden çok hukuksal sebebe dayanılması olanaklıdır. Bu halde, mahkemece önem sırası dikkate alınmak suretiyle her bir hukuki sebep yönünden araştırma yapılması zorunludur.
İddianın içeriği ve ileriye sürülüş biçiminden; davada hile hukuksal nedenine dayanıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek inançlı işlem yönünden değerlendirme yapılarak sonuca gidilmiş olması doğru değildir.
Bilindiği üzere hile (aldatma); genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanununun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Diğer taraflan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; hile hukuksal nedeni yönünden mahkemece, yeterli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı bulunmadığı gibi, tarafların bildirdikleri delillerin de eksiksiz toplandığı da söylenemez.
O halde; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması, tarafların bildirdikleri delillerinin eksiksiz toplanması, tanık beyanına dayanan taraflara tanıklarının isim ve adreslerini bildirmeleri için imkan tanınması, tanıkların bildirilmesi halinde usulüne uygun davetiye gönderilerek tanıkların dinlenmesi, taraflar arasında H.Ş. G.tasfiye süreci ile ilgili varlığı bildirilen görülmekte olan diğer dava dosyalarının mahkemesinden istenip incelenmesi, öte yandan dava dilekçesinde dayanılan 09.10.2008 tarihli ortaklar kurulu kararının yeraldığı defter, kayıt ve evraklar ile tasfiyesine karar verilen şirketlerin tüm defter ve kayıtlarının temin edilerek konusunda uzman bilirkişilere inceleme yaptırılarak, davacı tarafça; şirketlerin paylaşımına esas olarak ortaklar arasında karşılıklı hisse devirleri, taşınmaz devirleri, araç ve menkul devir gerçekleştirildiğini iddia etmiş olması karşısında, gerçekten de paylaşma ve tasfiye kapsamında karşılıklı devir ve temlikler yapılıp yapılmadığının belirlenmesi, böyle bir devir ve temlikler mevcut ise imzalanmadığı ileri sürülen sözleşme içeriği ile karşılaştırılması, dava konusu taşınmazların da bu kapsamda kalıp kalmadığının değerlendirilmesi, toplanacak delillerin toplanan deliller ve belirtilen ilkelerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken noksan soruşturmayla yazılı olduğu üzere karar erilmiş olması doğru değildir.
Taraf vekillerinin belirtilen nedenlerle temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.