YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/20908
KARAR NO : 2014/7145
KARAR TARİHİ : 03.04.2014
MAHKEMESİ : KOVANCILAR SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/06/2013
NUMARASI : 2013/14-2013/178
Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim ve terkin davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, tapu kaydında düzeltim ve terkin isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların 488 parsel sayılı taşınmazın tapu kayıtlarında davacı Erdoğan’ın adının Doğan, davacı Hafize’nin adının ise Cemile olarak hatalı yazıldığını ileri sürüp, adlarının düzeltilmesini, ayrıca nüfusta kaydı bulunmayan Ç.K. taşınmaz kaydından terkinine karar verilmesini istekleri anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) 388, 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu HUMK’nun 389., yine HMK’nin 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HUMK’nun 381.maddesinin son fıkrasının HMK’nin 294.maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK’nin yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olaya gelince; kısa kararda davanın kabulüne karar verilmiş, gerekçeli kararda; Erdoğan ve Hafize hakkındaki düzeltme talepleri hakkında hüküm kurulduğu halde, dava dilekçesinde yer alan terkin talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm oluşturulmamıştır.
Hâl böyle olunca, kısa karara uygun biçimde gerekçeli karar oluşturulması gerekirken değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek, kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılmış olması doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün l0.4.l992 gün, l992/7 Esas, l992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.