Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/21021 E. 2014/11684 K. 12.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21021
KARAR NO : 2014/11684
KARAR TARİHİ : 12.06.2014

MAHKEMESİ : DİYARBAKIR 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/09/2013
NUMARASI : 2008/222-2013/702

Taraflar arasında görülen apu kaydının iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik, vekalet görevinin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu ve trafik kaydının iptali ile tescil, olmadığı taktirde bedel isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; mirasbırakan H. E..’in 10.11.2006 tarihinde oğlu davalı Askeri’ye taşınmaz ve araç satış yetkisini içerir vekaletname verdiği, vekil davalı Askeri’nin çekişme konusu 496 ada 46 parsel sayılı taşınmazdaki 3 nolu meskeni vekaleti aldığı gün 10.11.2006 tarihli akitle murisin aile dostu olan davalı Ahmet’e, ondan 10.08.2007 tarihli akitle dava dışı M. Y..’a, ondan da 12.08.2008 tarihli akitle dava dışı A. E..’a satış suretiyle temlik ettiği, öte yandan, muris adına kayıtlı .. plaka sayılı aracın da murisin öldüğü gün olan 30.11.2006 tarihinde vekili davalı Askeri tarafından davalı Ahmet’e satış suretiyle devredildiği, anılan plakanın 2009 yılında M.K..adına başka bir araca nakledildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, mirasbırakan H. E..’in ehliyetsiz olduğu dönemde oğlu davalı Askeri’ye verdiği vekaletname ile çekişme konusu taşınmazı davalı Ahmet’e, ondan dava dışı kişilere satış suretiyle temlik ettiğini, murisin sahibi olduğu aracın da öldüğü gün vekili tarafından davalı Ahmet’e devredildiğini, murisin maddi durumunun iyi olup satış ihtiyacının bulunmadığını, vekaletin muristen hile suretiyle alındığını, taşınmazı ve aracı murisin oğlu Askeri’nin kullandığını, anılan temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu ileri sürerek eldeki davayı açmış, aşamada ıslah ile tapu ve trafik kaydının iptali ve tescil isteği kabul edilmediğinde 8.000,00 TL bedelin tahsili talebinde bulunmuştur.
Bilindiği üzere; davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 11.04.1990 tarih, 1990/1-152 esas-1990/236 karar sayılı kararında da aynı husus benimsenmiştir.
Böylesi bir durumda, kamu düzenini ilgilendirmesi bakımından öncelikle ehliyetsizlik iddiası üzerinde durulması gerektiği açıktır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir.
Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, 6100 sayılı HMK’nun 282. maddesi gereğince temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2 maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, 2659 sayılı yasanının 7 ve 16. maddeleri gereğince Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan murisin vekaletin tanzim tarihi ve akit tarihi olan 10.11.2006 tarihinde ve ölüm gününde fiil ehliyetine sahip olup olmadığı yönünde rapor alınması, tarafların tüm delillerinin toplanması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması ile yapılacak araştırma neticesinde mirasbırakan Hacı Esen’in temlike konu vekaletnamenin tanzimi ve akit tarihlerinde ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde ise, diğer hukuki sebepler bakımından tanıkların yeniden dinlenilmesi suretiyle değerlendirme yapılması, tapu ve trafik kaydının iptal ve tescil isteği bakımından kayıt maliklerine davada husumetin yöneltilmediği de gözetilerek ve bedel isteği bakımından harcı yatırılan miktar da dikkate alınarak toplanan ve toplanacak deliller sonucunda hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Davacının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 12.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.